• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 13 °C

Zulüm Geçici Değerler Kalıcıdır

Ahmet Varol

Bugün İslâm âleminin zayıf durumda olmasının sebebi ümmet bütünlüğü içinde olmamasıdır. Aslında Arap dünyasında dikta rejimlerine karşı başlatılan özgürlük mücadeleleri aynı zamanda ümmet bütünlüğüne doğru giden yola da girilmesini sağlayacaktı. Çünkü dikta rejimlerinin devrilmesinden sonra halkların tercihi bu yolda ilerleyenlerden yana olacaktı. Fakat Suriye üzerinde oynanan oyunların ardından, dikta rejimlerinin devrildiği ülkelerde de fitne savaşları ve darbeler vasıtasıyla halkların zaferlerinin geri alınması ilerlemenin önünü kesti. 

Fakat mevcut durum karamsarlığın ve ümitsizliğin sebebi olmamalı. Çünkü inanç ve değerler kalıcı unsurlardır. Zorlayıcı şartlar ise geçicidir. Bazen çok ağır şartlara da tahammül etme zorunluluğu hâsıl olabilir. Ama bilinç ve kültürü canlı tutma konusundaki kararlılığın sürdürülmesi durumunda hâkim şartlar ve etkenler yine değişir ama inanç ve değerler varlığını sürdürür. Toplumların hak ve özgürlük konusundaki mücadele azimlerini de bu inanç ve değerler korur. 

Aslında Suriye’deki zulüm rejimine karşı başlatılan özgürlük mücadelesine de oradaki dikta rejiminin gücü değil insanların inanç ve değerlerinin istismar edilmesi, doğru bilgilerin çarpıtılması, yanlışların doğru kabul ettirilmesi engel oldu. Eğer ki dün Şah’ın zulüm rejimine karşı çıkıp özgürlük davası için meydanlara çıkmış olanlar Suriye’de katil Baas rejiminin yanında yer almaları için  yönlendirilmiş olmasalardı bu çark dönmeye devam edecek ve belki sadece Arap dünyasındaki değil tüm İslâm âlemindeki dikta rejimleri dökülecek, halkların tercihleri de ümmet bütünlüğünü sağlayacak kadrolardan yana olacaktı. 

Suriye’de Baas’ın insanlık dışı katliamları ve yıkımları devam ediyor. Diktatör Beşşar Esed, kendi halkına karşı savaşın fitilini çektiği gün söylediği sözde ısrarlı olduğunu göstermeye çalışıyor. Yani “bu ülkede ya benim saltanatım olacak ya da hiç kimse olmayacak!” diyor. Bütün ülke halkının kendisine şartsız teslim olmasını sağlayamadığı sürece savaşmakta ısrarlı. O yüzden de sergilediği tavırla bir bakıma “yaşadığım sürece öldüreceğim” mesajı veriyor. 

BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda Baas rejiminin saldırılarında yine kimyasal silahlar kullandığı tescillendi. Fakat ne yazık ki Baas zulmünün katliamları, kullandığı kimyasal silahlar, yıkımlar ve tahribatlar ile ilgili raporlar, bilgiler kâğıt üzerinde kalıyor. Önüne geçilmesi için herhangi bir adım atıldığını görmüyoruz. Şeklen bazı adımlar atılsa da pratiğe yansıdığını görmüyoruz. 

Suriye’deki tıkanmadan yararlanarak başlatılan Baltacı fitnesinin sırtında gelerek Mısır’ın tepesine oturduktan sonra yeni bir dikta rejimini oturtmaya çalışan Abdülfettah Sisi şimdilik özellikle Müslüman Kardeşler cemaatini hedefe yerleştirmiş görünüyor. Bu, düşmanı teke indirmek amacıyla başvurduğu bir taktiktir. Gerçekte uluslararası emperyalizmin hesabına sadece belli bir cemaati değil doğrudan İslâmî kimliği, İslâm’ın ilkelerini bir hayat nizamı olarak benimseme çabasını hedef aldığını, uluslararası emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının bekçiliği görevini üstlendiğini muhtelif zamanlarda yaptığı açıklamalarda ortaya koyduğu gibi son mevlid programında yaptığı konuşmada da belli etti. Kendisi doğrudan ülkesinin halkıyla savaş halinde olan ve her gün birilerini katleden vahşi canavar dünyaya adaleti hakim kılmayı amaçlayan bir mücadelenin insanlıkla savaş halinde olduğunu iddia ederken, bu anlayışın kutsal kaynakları üzerinde de devrim yapmak gerektiği anlamına gelen laflar sarf etti. Batı’daki İslamofobiyi besleyen anlayışın ağzında dolaşan yaftaların aynısı yani. 

İslâm dünyasında geriye dönüşü sağlanan zulüm rejimlerinin bu cüretkâr tavırları doğal olarak Müslümanların azınlık oldukları yerlerdeki zalimleri daha da cesaretlendiriyor. Batı’da İslamofobi oyunuyla yeniden Müslümanları hedef alan çirkin saldırılar tahrik ve teşvik edilirken Çin’deki zulüm rejimi Müslümanların inançlarını yerine getirmelerini yasaklayan uygulamaları yasal çerçeveye sokmak amacıyla yeni kanunlar çıkardı. Müslümanların inançlarının gereğini yerine getirmelerini, namaz kılmalarını yahut birbirlerine inançlarının gereğini öğretmelerini Müslüman olmayanlara karşı ayrımcılık olarak nitelendirip suç sayıyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 259 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim