• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Konya 24 °C
  • Antalya 27 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Erzurum 17 °C
  • İzmir 27 °C
  • Rize 25 °C

Zulmün Bangladeş Cephesi

Ahmet Varol

İslâm âleminin dikkatlerinin Suriye ve Mısır üzerinde yoğunlaşmış olması Bangladeş"teki zulüm rejiminin kendini daha rahat hissetmesine neden oluyor. Bu açıdan Mısır"daki cuntanın ve Suriye"de devam eden katliamın olumsuz tesiri sadece bu ülkelerin halkları üzerinde kalmıyor. Aslında bütün İslâm âlemi açısından bazen tehlikeli boyutlarda olumsuz sonuçlara yol açıyor.

Bangladeş"teki zulüm rejiminin İslâmî hareketi kıskaca alma amacıyla başvurduğu uygulamaları “yargı” kılıfına geçirmesinin stratejik boyutu hakkında daha önce 7 Mart 2013"te gazetemizinde yayınlanan yazımızda bilgi vermeye çalışmıştık. Bu yazıyı kişisel web sitemizde (www.vahdet.info.tr) bulabilirsiniz.

Dediğimiz gibi Mısır"da hain cuntanın hukuk çizgisine gelmemekteki ısrarının ve Suriye"deki diktanın katliamları devam ettirmesinin dikkatleri üzerine çekmesinden yararlanmayı bir fırsat olarak değerlendiren Bangladeş diktasının yargı kılıfına geçirdiği uygulamaları şiddetlendirerek sürdürmesi sebebiyle mübarek bayram günlerinde bu ülkedeki İslâmî hareketin ve genelde mazlum halkın sesini bir kez daha duyurmak istedim. Bazı şeyler söz konusu yazıda dile getirdiklerimizin tekrarı olacak. Ama uygulamalar da o yazımızın yayınlanmasından önceki uygulamaların, şiddet dozajı artırılmış bir tekrarı olduğu için buna ihtiyaç var.

Her şeyden önce Bangladeş"teki zulmün Cemaati İslâmiye"yi mahkûm etmede kullandığı kuruma verilen sıfat ve isim tamamen gülünç. Dolayısıyla böylesine saçma ve gülünç bir evsafla ortaya çıkarılan kurumun vereceği hükümler de aynı düzeyde saçma ve mantıksız olacaktır.

Cemaati İslâmiye liderlerini mahkûm etmede görevlendirilen kurumun adı “Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi”. Oysa işin gerçeğinde ne söz konusu kurum “uluslararası” nitelikte, ne yargılamada kullandığı ithamlar savaş suçları grubuna giriyor, ne de bu kurumu gerçek anlamda “mahkeme” kategorisine sokmak mümkün olabilir. Böyle bir kurumun “uluslararası” nitelikte olabilmesi için en azından sınır aşan bir boyutunun olması gerekir. Oysa mahkeme tamamen Bangladeş"e özel olduğu gibi yapılan suçlamaların üstünde tarafsız bir yargı organı olarak nitelendirilmesi de mümkün değil. Uluslararası boyutu olabilmesi için suçlayan ve suçlanan tarafın dışında kalması, tarafsız olması ve ithamların ne derece haklı olduğunu taraflardan bağımsız bir şekilde araştıracağı konusunda güven oluşması gerekir. Oysa söz konusu kurum suçlayan tarafı temsil ettiği gibi, mahkûm etme konusunda ısrarlı ve vereceği hükümleri haklı gerekçelere dayandırma hassasiyetinden yoksun olduğu biliniyor. Kullandığı ithamlar ise “savaş suçları” kategorisine girmiyor, tamamen ideolojik ve siyasi tercihlerle ilgili. Cemaati İslâmiye, Bangladeş"in Pakistan İslam Cumhuriyeti"nden ayrılmasını istemiyor ve birliğin korunmasını savunuyordu. Bu ihtilaf ayrılma planında ısrarlı olanlarla Cemaati İslâmiye"yi de karşı karşıya getirmişti. Aynı zamanda zikredilen kurum bir hukuk kurumu değil, yargı kılıfına büründürülmüş siyasi mekanizma.

Doğal olarak bu nitelikteki bur kurumun verdiği hükümleri dayandırdığı suçlamaları inandırıcı delillerle belgeleme gibi bir duyarlılık da taşımayacağını tahmin etmek mümkündür. Cemaat İslamiye lideri Gulam Azam"a yöneltilen 60 adet “insanlığa karşı işlenen suç” ithamında ve bunların arasında işkence, tecavüz ve cinayetlerin bulunduğu iddialarında aslında kendisi büyük çelişkiye düşüyor. Çünkü eğer iddia ettiği kadar ve böylesine ağır suçlar işlemiş olsaydı, uygulanabileceği düşüncesiyle değil sembolik anlamda da olsa 90 yıldan çok daha fazla ceza vermesi gerekirdi. Uygulanabilirlik imkânı açısından bakılırsa 90 yaşın üstüne çıkmış ve tekerlekli arabayla duruşmalara getirilip götürülen bir ihtiyar hakkında 90 yıllık cezanın da uygulanamayacağı ve bu sürenin sadece onu suçlu çıkarma amacı taşıdığı ortadadır.

Bangladeş"teki dikta rejimi sadece söz konusu çarkıyla değil aynı zamanda polis gücünü kullanarak haksızlığa uğratılan siyasi liderlere sahip çıkan halka karşı da aynen Mısır"daki cuntanın yaptığı gibi zulme ve şiddete başvuruyor ve gösteri için meydanlara çıkan muhalifleri hunharca katlediyor. Bu vahşi katliamlar da asıl savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları gerekenlerin kimler olduğunu ortaya koyuyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 542 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim