• BIST 106.646
  • Altın 141,780
  • Dolar 3,5310
  • Euro 4,1134
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Konya 28 °C
  • Antalya 32 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Erzurum 30 °C
  • İzmir 31 °C
  • Rize 24 °C

Zulme yargı kılıfı

Ahmet Varol

Geçtiğimiz günlerde Filistin’in 1948’de işgal edilmiş bölgesindeki İslâmî Hareket’in lideri Şeyh Raid Salah zindana atıldı. Hemen ardından da Bangladeş’teki Cemaati İslamî’nin lideri Mutiurrahman Nizami idam edildi. Her ikisi için de yargı kararı kullanıldı. Ama tabii ki yargı kararları sadece bir kılıf ve zulmün meşrulaştırılması için başvurulan bir oyun. 

Biz bugünkü yazımızda Bangladeş’te Cemaati İslâmî liderinin idam edilmesinden, Allah izin verirse yarınki yazımızda da Filistin’deki İslâmî Hareket’in liderinin zindana atılması olayından söz edeceğiz. 

Zaman zaman yaptığımız gibi bugün de söze önce isimde bir düzeltme yapmakla başlamak istiyoruz. Çünkü buna ihtiyaç var ve isimlerin doğru bilinmesi, doğru zikredilmesi gerekiyor. Türkiye’deki haber organları, İslâm coğrafyasıyla ilgili haberlerde çoğunlukla Batı kaynaklarını kullandıklarından onların yazış tarzlarını esas alıyorlar. Onlar da kendi üsluplarına göre ve okuyabildikleri şekilde yazıyorlar. O yüzden Yasir Arafat’ın adı Türkiye’de yıllarca Yaser Arafat diye yazılıp okundu. 

Cemaati İslamî’nin Bangladeş’teki zulüm rejimi tarafından idam edilen son liderinin adının da haber kaynaklarında bazen Motior Rahman bazen Moti ur Rahman diye yazıldığına şahit oluyoruz. Oysa bu zatın adı Mutiurrahman Nizami’dir. Bu isim yani Mutiurrahman tamlaması da “Rahman’a itaat eden” anlamına gelir. Tamlamayı transkripsiyon kurallarına göre yazmak istersek de Türkçede kabul edilmiş transkripsiyon kurallarına göre yazılışının Muti’u’r-Rahman olması gerekir. Bir idam olayından söz ederken bunun ne önemi var denilmesini haklı bulmam, çünkü bu gibi zatların şahsiyetlerini doğru tanımamız gerektiği kadar isimlerini de doğru bilmeli ve anmalıyız. 

Bangladeş’teki idamların arka planı hakkında daha önce da muhtelif yazılarımız yayınlandı. Ancak bu konuyu en ayrıntılı olarak ele alan yazımız aylık Ribat dergisinin Ocak 2014 sayısında yayınlandı. “Yargı Suçlulara Kalırsa” başlıklı bu yazımıza kişisel web sitemizden de ulaşabilirsiniz. Okursanız konuyu bütün yönleriyle ve idamlarda kullanılan iddiaların gerçekte birer iftira olduğunu bütün ayrıntılarıyla öğrenmiş olursunuz. 

Bangladeş’e hükmeden zulüm rejimi Cemaati İslâmî lideri Nizami’yi Pakistan’ın bölünmesi amacıyla 1971’de çıkarılan ihanet savaşında vatana ihanet ettiği suçlamasıyla mahkûm ederek idam etti. Oysa dediğimiz gibi bu savaşın kendisi esasında ihanet savaşıydı ve Cemaati İslami böyle bir savaşın çıkarılmasına ve Pakistan’ın bölünmesine karşıydı. Dolayısıyla savaşta zaten yer almamıştı. Çünkü Müslümanların ülkelerinin bölünmesine, küçük parçalara ayrılmasına ve zayıf düşürülüp Hindistan emperyalizminin kapı kulu yapılmasına karşıydı. 

Fakat bölünmeyi savunan ve bu amaçla savaş çıkaranlar Hindistan’la işbirliği yaparak kendi halklarına ve vatanlarına ihanet ettiler. Ama ne yazık ki Hindistan’dan aldıkları yardım ve destek sayesinde savaşı kazandılar. Böylece Pakistan İslâm Cumhuriyeti’ni ikiye ayırmayı, o zaman Doğu Pakistan olarak adlandırılan kısmını ayırıp Bangladeş Halk Cumhuriyeti yapmayı başardılar. Üstelik ayrıldıktan sonra birbirlerine komşu da olamadılar; çünkü araya bölgesel emperyalist güç sayılan fitneci Hindistan giriyordu. Bölünme ise hem Pakistan’ı hem de Bangladeş’i bu fitneci ara komşu karşısında zayıf düşürdü. 

Bu itibarla ihanet edenler Müslümanların birlik ve bütünlüğünü savunan Cemaati İslâmi değil, Hindistan’la kirli bir işbirliği içine girerek ayrılmayı, bölünmeyi savunan ve bunun için bir ihanet savaşı çıkaranlardı. 

Ama ne yazık ki bugün onlar ülkelerinde gücü ele geçirdiklerinden vatanlarına ve halklarına ihanet etmeyenlere, ihanet ettikleri iftirası atabiliyor, böyle bir iftiraya dayandırdıkları yalanlarla idam cezası verebiliyor ve hükümlerini infaz edebiliyorlar. 

Bu cesareti gösterebilmeleri de genelde İslâm âleminin, Müslüman kimliğini rafa kaldırarak küresel emperyalizmin dikte ettiği tanımlamalara uygun yeni kimliklere göre parçalanmış ve gücünü kaybetmiş olmasından kaynaklanıyor. Ben bu konuyu da Ribat dergisinin son yani Mayıs 2016 sayısı için yazdığım yazıda ayrıntılı olarak ele almaya çalıştım. “İslâm, bir üst kimlik olamaz mı?” başlıklı bu yazımızı da kişisel web sitemizden okumanız mümkündür.

yeniakit

Bu yazı toplam 259 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim