• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 6 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Rize 7 °C

Yemen’de esen fırtınalar

Ahmet Varol

Yemen’de olayların fırtına aşamasına gelmesi öncesinde bölge ülkelerinin politikalarındaki değişim sürecinin görülmesi için gazetemizde 23 Ocak 2015’te yayınlanan “Yemen’de hainlerin işbirliği” ve 14 Şubat tarihli “Körfez ülkelerinin Yemen bataklığı” başlıklı yazılarımızın gözden geçirilmesini öneriyoruz. 

14 Şubat tarihli yazımızda şöyle bir nota yer vermiştik: “Körfez ülkeleri ve Suud, Husiler vasıtasıyla İran’ın Yemen’e yerleşmesini kabullenmek istemeyecektir. Çünkü “Yemen’de hainlerin işbirliği” başlıklı yazımızda da belirttiğimiz üzere İran’ın Yemen’de kuracağı saltanat Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin kuzey ve güneyden mengeneye sıkıştırılması demektir. Ama ABD ve BM’nin tutumu bu ülkeleri şimdilik sadece diplomasi alanında görünmeye zorluyor. Fakat bir yandan da aşiretlerin ve Husi sultasını kabul etmeyen grupların tavırlarını izlemeye almış durumdalar.”

Hukukun değil çıkarın geçerli olduğu yerde strateji ve siyaseti ilkeler, değerler ve ahlâkî ölçüler değil çıkar planları ve güç belirler. Yemen’de Husi militanların Sana’da darbe gerçekleştirmeleri sadece İran’ın desteğiyle olmadı. Bu ülkede halkın dikta rejimine karşı elde ettiği zaferin geri alınması için oynanan oyunda Husi fitnesinin arkasında İran’ın, ABD’nin, içlerinde Suudi Arabistan’ın da bulunduğu Körfez İşbirliği Konseyi üyesi Arap ülkelerinin hesapları birleşiyordu. Ama Suud ve Körfez ülkeleri Husi fitnesini “şerre karşı şer” siyasetinin aracı olarak kullanmak ve ondan Mısır’daki Baltacı fitnesi gibi yararlanmak istiyordu. 

Fakat İran, ABD ve BM’nin kendilerine sahip çıkması, BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer’in darbelerini meşrulaştırmak için turlar atması Husi militanları fazla heyecanlandırdı ve “Yemen’de artık saha bizimdir, başkaları da ya gelir teslim olur saltanatımızı kabul ederler ya da biz sahadan çekilmeye mecbur ederiz” anlamına gelen mesajlar vermeye başladılar. 

Husi darbesi İran’ı da çok heyecanlandırdı ve Hamaney’in yakın çevresindeki adamlarından Ali Zakani, yaptığı bir açıklamada; “üç Arap başkenti İran’a bağlıydı Sana dördüncüsü oldu” ifadesini kullandı. Tabii aynı İran, olayların başlangıcında yani takiyyenin işe yaradığı dönemde yaptığı resmi açıklamalarda Husi hareketiyle ilgisi olmadığını iddia ediyordu.

Yemen’deki gelişmelerden dolayı bu derece heyecanlanan İran, saltanatının merkezini artık Tahran’dan Bağdat’a taşıyabileceğinin ve bölgeye hükmeden bir İran İmparatorluğu kurmaya hazırlandığının sinyallerini vermekten de çekinmedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi bu amaçla, ‘Bağdat büyüyen imparatorluğumuzun başkentidir. İran, bir kez daha nüfuzu Irak’a ve ötesine ulaşan bir imparatorluktur” diye açıklamada bulundu. 

İran sadece açıklamalar yapmakla yetinmeyerek Husi militanlara destek için gemilerle silah ve askerî uzmanlar göndermeye başladı. Bir yandan da büyük miktarlarda para yardımları taahhüdünde bulundu. Yani artık Yemen’i, Irak, Suriye ve Lübnan gibi arka bahçesi yapmaya iyice niyetlendiğini açığa vurmaktan çekinmiyordu. Irak’ı işgal ettikten sonra altın tepsiyle eline teslim eden ABD’nin son günlerde General Kasım Süleymani komutasındaki militanların Tikrit’e yönelik kara saldırılarına havadan destek vererek ortak olması da İran’ı cesaretlendirdi. Çünkü aynı ABD, nükleer teknolojiyle ilgili görüşmelerde önündeki engelleri kaldırma mesajları veriyordu. ABD’nin bu desteği karşısında Arap ülkelerinin Yemen’de karşısına çıkma cesareti gösteremeyeceklerini sanıyordu. 

Ama Arap ülkeleri açısından İran’ın Yemen’e yerleşmesi sadece Yemen’in değil tüm Arap yarımadasının dünyaya açılan kapılarının İran kontrolüne verilmesi anlamına gelecektir. Bu, aynı zamanda Arap yarımadasını kuzeyden saran üç ülkeyi arka bahçesi haline getiren İran’ın daha önce de ifade ettiğimiz üzere bu yarımadayı mengeneye sıkıştırması anlamına gelecektir. Arap ülkeleri böyle bir tehlike karşısında ABD’nin tavrını önemsememiş ve aslında onun kendilerini yok sayamayacağını da tahmin etmişlerdir. ABD’nin bu operasyona destek vermesi ise ikili bir oyundur ve tamamen çıkar hesaplarına dayanıyor. Bu tutumu aynı zamanda Irak’ta Kasım Süleymani militanlarına havadan verdiği destekle iyice açığa çıkan yüzüne karşılık Yemen’de kalçalarını kapatma çabasıdır. 

yeniakit

Bu yazı toplam 346 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim