• BIST 97.651
  • Altın 145,042
  • Dolar 3,5684
  • Euro 3,9748
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 18 °C
  • Antalya 22 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Erzurum 20 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 19 °C

Vahşetin Madaya’ya yansıması

Ahmet Varol

Madaya, Şam’ın kuzey batısında ve başkentin merkezinden 43 km. uzaklıkta bir yerleşim alanı. Şam’dan Beyrut’a giden yolu takip ederken yaklaşık 25 km ilerledikten sonra Ed-Dimass adlı beldeyi geçince sağa dönerek, kuzeye Madaya ve Zebedani tarafına dönen yolu takip ederek bu beldeye ulaşmak mümkün. 

Fakat ne yazık ki yedi aydan beri bırakın seyahat etmeyi bu beldeye, insanların hayatlarını idame ettirmelerine yetecek bir yiyecek ulaştırmak bile mümkün değil. Çünkü katil Baas rejimi hesabına savaşan Hizbulesed örgütüne bağlı milisler ve rejimin onunla birlikte savaşan silahlı güçleri bu beldeyi kuşatma altında tutuyor ve insanların yaşamalarına imkân verecek bir yardım sokulmasına dahi izin vermiyorlar. 

Beldeyi kuşatma altında tutan Hizip ve Baas güçleri her yandan gözledikleri bu beldeden insanların kaçmalarına da fırsat vermiyorlar. Her tarafını adeta mayın tarlalarına çevirmişler. Dolayısıyla bu mayınlara takılmadan mayınsız bölgeye geçebilmeleri neredeyse imkânsız. Tesadüf eseri geçebilseler de zaten kuşatma için çevreye yerleştirilmiş olan keskin nişancılar anında öldürüyorlar. Dolayısıyla kaçmaya kalkışmak intihara kalkışmak anlamına geliyor. 

Ne var ki kaçmamak da hayatı sağlama almak anlamına gelmiyor. O zaman da açlıktan ölümünü beklemek zorunda. Gelen son haberler insanların hayata tutunabilmek için tuzlu su kaynatıp içtiklerini, ağaçların yapraklarını haşlayıp yediklerini ve hatta sokaklardaki hayvanları kesip etlerini pişirerek yemek zorunda kaldıklarını bildiriyor. 

Etraflarını kuşatan Hizip ve Baas güçleri onlara bir bakıma “ya zillet içinde canlarınızı bize teslim edersiniz; biz sizi ölümle sürgün arasında bir tercihe zorlar, evlerinize mülklerinize el koyarız. Ya da açlık içinde ölümünüzü beklersiniz” mesajı vermiş. Çünkü Suriye’yi de Irak gibi İran’ın arka bahçesi yapmak, onunla işbirliği içindeki rejime destek vermeyenleri çıkarıp yerlerine bu rejimin samimi destekçilerini yerleştirmek, böylece buralarda tam hâkimiyet kurmak istiyorlar. 

Ama böyle çirkin emelleri için sürdürdükleri savaşta vahşeti bir yöntem olarak kullanmaktan, bu yöntemden sınırsızca yararlanmaktan da çekinmiyorlar. Çünkü ruhları vahşileşenlerin vahşeti de bir savaş yöntemi olarak kullanmaları normalleşiyor. 

Ne var ki vahşetin savaşlarda bir yöntem olarak kullanılması yeni değil. Belki de insanlık tarihi kadar eski. Bu belki de insanı saptıran ve gerçekte onun en büyük düşmanı olan şeytanın ruhunun vahşi olmasından kaynaklanıyor. Zamanla şeytanlaşan insanların ruhları da düşmanlarına üstün gelebilmek ve hâkimiyet sağlayabilmek için vahşette sınır tanımaz hal alabiliyor.

Çağımızda ise teknolojinin gelişmesine paralel olarak vahşetin tekniği de gelişti. İnsanlar artık teker teker değil uçaklardan atılan bombalarla, havadan veya karadan fırlatılan roketlerle topluca katlediliyorlar. Arka arkaya atılan varil bombalarıyla, bir yerlere sığınma fırsatı bile bulamadan imha ediliyorlar. Özellikle de kimyasal maddelerin yerleştirildiği bombalar, düştükleri yerin çevresinde geniş bir alan üzerinde delikleri bile etkiliyor ve bu alanda bulunan bir kişi bir şarapnel parçasına hedef olmasına yahut bombanın yıktığı binanın altında kalmasına gerek olmadan ya yayılan gazın zehiriyle veya bulunduğu yerdeki oksijen oranının düşmesi sebebiyle solunum yetersizliğinden hayatını kaybediyor.

Suriye’deki Baas zulmünün ve ona destek veren ihanet güçlerinin bu tür bombaları çok fazla kullandıkları ise birçok raporla tescil edildi. O yüzden buradaki zulüm güçlerinin attığı kimyasal bombalarla birçok vahşi katliam gerçekleştirildi. Doğu Guta katliamıyla Ahraru’ş-Şam komutanları katliamı ise ilk akla gelenler.

Küresel emperyalizmin sıkça kullandığı bir “savaş hukuku” kavramı ve onu uyguladığını göstermek için Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) adını verdiği bir yargı kurumu var. Bazı fiiller ve aşırılıklar hakkında “savaş suçu” tanımlaması yaptı. 

Fakat beş yıldan beri mazlum halka karşı savaş yürüten katil Baas rejiminin ve ona destek veren zalimlerin, ihanet güçlerinin vahşette sınır tanımamalarına rağmen hiçbir şekilde sorgulanmalarına bile ihtiyaç duyulmaması günümüzdeki “savaş hukuku” hikâyesinin sadece bir aldatmaca olduğunu bir kez daha belgelemiştir.

yeniakit

Bu yazı toplam 286 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim