• BIST 109.156
  • Altın 153,325
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 12 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Erzurum -13 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 9 °C

Vahşete Dönüşen Cunta

Ahmet Varol

Mısır’da küresel emperyalizmin ve siyonist işgalin desteğiyle sultasını sürdüren zalim cunta geçtiğimiz Cumartesi günü yeni idam kararlarıyla yine vahşi yüzünü gösterdi. Cunta zulmünün idam kararlarının hedefinde bu kez halkın çoğunluğunun desteğiyle cumhurbaşkanı seçilmiş Muhammed Mursi başta olmak üzere birçok ileri gelen siyasi lider, Müslüman Kardeşler’in lideri Muhammed Bedi’i başta olmak üzere İslâmî hareketin belirgin şahsiyetleri, Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi gibi önemli ilim adamları ve Filistin’de siyonist işgale karşı özgürlük mücadelesini sürdüren veya bu mücadelede şehit olmuş dava önderleri vardı. Bazılarına idam cezaları ikinci kez veriliyordu. Bazılarının açılan davalarda kullanılan iftiralarla herhangi bir ilgilerinin olması mümkün değildi. Çünkü yıllardan beri işgal rejimi zindanlarında tutuluyorlar, dolayısıyla her ne kadar iftira niteliğinde de olsa dava gerekçesi olarak kullanılan fiillerin işlendiğinin ileri sürüldüğü zamanlarda zaten esir durumdaydılar. Bazıları da ya cunta rejiminin zindanlarında başvurulan insanlık dışı muamelelerle ya da katil siyonistlerin saldırılarında şehit edilmiş kişiler. Hedefe yerleştirilen kişilere ve kararlara bakıldığında tam anlamıyla intikam savaşı verildiği ve bu savaşta cuntanın iyice vahşileştiği açık. 

Katil cuntanın vahşi cinayet kararlarıyla ilgili en çok dikkat çeken bir uygulama da bu kararlara bir de “şeriat” kılıfı geçirilmesi için müftünün onayına gönderilmesi. Bu konu üzerinde daha önce 18 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Kitap yüklü eşekler” başlıklı yazımızda durduğumuzdan burada tekrar ayrıntılı olarak ele almaya gerek görmüyoruz. Fakat burada ilginç olan bir şey Müslüman Âlimler Birliği’nin başkanı olan, tüm İslâm âleminde ilmine saygı duyulan, fetvalarına başvurulan ve kitaplarından istifade edilen bir değerli ilim adamına edepsizce idam cezası verilirken, böyle bir cezanın da güya şeriata onaylatılmasına kalkışılmasıdır. Böyle bir şey zulüm ve vahşet olmasının yanı sıra aynı zamanda hakkı ve adaleti hâkim kılmayı ilke edinen yüce şeriata karşı da ilimleriyle ona hizmet etmeye çalışan saygın ilim adamlarına karşı da tam bir ahlâksızlıktır. Böyle bir zulme ve ahlâksızlığa “şeriat” kılıfı geçirmeye kalkışan kişi hakkı ve adaleti kendine sunulan geçici dünya çıkarlarına karşılık satmaktan başka bir şey yapmıyor. O gibilere Yüce Allah şöyle buyurur: 

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyler gizleyen ve onunla az bir değeri satın alanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemiyorlar. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır.” (Bakara, 2/174)

Mısır’daki cunta, hizmetindeki yargı ve emrindeki müftülük de dâhil olmak üzere yalakacılığını yapan tüm kurumlarıyla birlikte gayri meşrudur. Adaletin mantığına ve ilkelerine aykırı biçimde şekillenen sistem yahut böyle bir sistemi hâkim kılmaya çalışan kadro kendisi esasta gayrimeşrudur. Kendisi tamamen gayrimeşru temele dayanan bir sistem ya da kadronun meşruiyete dayanak teşkil etmesi asla mümkün olamaz. Meşruiyet temeline dayanmayan bir sistem veya kadronun hüküm sürmesi güce dayanır. Dolayısıyla meşruiyet temeline dayanmadığı halde sadece güçle hüküm süren bir kadronun, benzer şekilde dağlarda hüküm süren eşkıyadan farkı yoktur. Mısır’daki cunta ve onun tüm yalakacı takımı da aynı şekilde dağdaki eşkıyadan farksızdır. Eşkıyanın vereceği kararların da hukuki geçerliliği olamaz. 

Gayrimeşru yollardan siyasi hâkimiyeti gasp etmek tüm hukuk sistemlerine göre suçtur ve yargılanmaları gerekenler de bu suçu işleyenlerdir. Adaletin icra edildiğini söyleyebilmek için bu suçu işleyenlerin yargı önüne çıkarıldıklarını ve hesaba çekildiklerini görmek gerekir. Eğer tersi yapılıyorsa orada zaten adalet esirdir. Adaletin esir edildiği ülkede onun icra edildiğinden, hukukun işletildiğinden söz etmek mümkün olamaz.

Meşru cumhurbaşkanını gayrimeşru cuntanın yargılamaya kalkışması hukukun devre dışı kalmasıdır. Zalim cuntaya hizmet eden yargının amacı haklı ile haksızın ayrıştırılması, haklının mağduriyetinin giderilmesi haksızın cezasının verilmesi değil cuntanın öne sürdüğü suçlamaya hukuk kılıfı geçirmek, haksızlıklarında “adalet”i istismardır.

yeniakit

Bu yazı toplam 320 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim