• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Konya 19 °C
  • Antalya 23 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Erzurum 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Rize 17 °C

"Vâ İslamâ! Vâ Muhammedâ!" Demekten Başka Ne Kaldı Bize..?

Nureddin Şirin
“Müslümanım Diyenler Seyrede Dursun “Al-i Suud” Müslüman Kanı İçmeye Devam Ediyor” başlıklı yazımızda, tarihsel bazı gerçekliklere işaret edip Suudilerin katliamının tarihte yaşanan birtakım olayların tekrarından başka bir şey olmadığını vurgulamıştık.

Sayın Fazlı Kayaduman kardeşimiz, bu hususa ilişkin eleştirel anlamda bir yorum göndererek, yazımızda bazı hatalara düştüğümüz ve bunun da “hakkın batılla karıştırılması” anlamına geleceği uyarısında bulundu.

Kayaduman kardeşimizin hassasiyet ve bu iyi niyetli uyarısına teşekkür ettikten sonra, itiraz ettiği konulara açıklık getirmek istiyorum.

Fazlı Kayaduman kardeşimizin gönderdiği yorum şöyle:

“Nurettin kardeşim,

Suud hanedanının Yemen'de yaptığı zulmü akıcı bir üslupla dile getirmişsiniz. Hanedanlıklarını sürdürmeleri için bunların yapmayacağı zulüm yoktur. Ama yazınızda yer yer hatalara düşmüşsünüz. "Bedirde hüsrana uğrayan putpereslerin İslam kılıklı torunları yenilgilerinin intikamını Kerbela"da Muhamed'in torunlarından alarak Hak-Batıl savaşının sadece şekil değiştirdiği ortaya konulacak" diyorsunuz. Halbuki Bedirde yenilgiye uğrayanların coğu sonradan müslüman olmuştur. Dünyanın dört yanına dağılarak İslamı yaymaya çalışmışlar.


Başka bi yerde "Hamza'nın ciğerlerini sökmeye yemin edenlerin torunları. " ifadesi var. Hamza'yı şehit eden "Vahşi" ve emiri veren Hint'te sonra müslüman olmuştur.

İmanlarını 1400 yıl sonra sorgulayacak konumda değiliz. Böyle bir görevimizde yok. Bu gibi konularda dikkatli olmak durumundayız. Bir hizmet yaparken başka yönden hatalar işlemeyelim.

Allah(c. C. ) Kuran-ı Keriminin Bakara suresinde "Hakkı gizleyip Batılla karıştırmayın" diyor.”



BİR: Yazımızda geçen “Bedirde hüsrana uğrayan putpereslerin İslam kılıklı torunları yenilgilerinin intikamını Kerbelada Muhamed'in torunlarından alarak Hak-Batıl savaşının sadece şekil değiştirdiği ortaya konulacak” ifadelerimizden kastımız şudur:

Fasid ve gasıp Yezid saltanatına karşı İslam-ı Muhammedi'nin savunulması için baş kaldıran Hz. Hüseyin ve dostları kazanılmış “büyük bir zafer” olarak gören Yezid yandaşları “Bedr"in intikamını aldık” şeklinde ifadeler kullanmışlardı.

“Bedr"in intikamı” ne anlama geliyordu..?

Bedir savaşında, Ebu Sufyan"ın hanımı olan Hind"in babası ve yakınlarının Hz. Hamza tarafından öldürülmesi, Hind"de büyük bir intikam duygusu meydana getirmiş ve “Muhammed ve arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed"le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok" diyerek Hz. Hamza"nın şehid edilmesi için Vahşi"ye büyük ödüller vaat etmişti…

Hz. Hamza"nın şehid edilmesinin organlarının kesilmesi ve ciğerlerinin sökülmesi de bu intikam hırsının bir sonucuydu…

Diğer yandan Hz. Ali de Emevilerin önde gelenlerinden bazılarını öldürmüştü.

Ancak Hz. Resulüllah"ın Ehl-i Beytinden intikam alma hırsı, Hz. Hamza"nın şehadetiyle son bulmamıştı. Aradan geçen onca yıl sonra, Hz. Hüseyin ailesi ve dostlarıyla birlikte Kerbela"da katledildiğinde, aynı intikam duyguları dışa vurularak “Bedr"in intikamını aldık” diyorlardı...

Biz, sözkonusu ifademizde sadece, “Hz. Hamza"ya karşı öylesine intikam hırsına bürünenler ile, Kerbela"da Hz. Hüseyn"in katledilmesi sonrası intikam sevinci taşıyanların, sonuçta, Hz. Resulüllah ve onun mukaddes risalatine karşı bir savaş" içinde olduklarını belirtmeye çalıştık.

Ebu Sufyan, Hind ve Vahşi"nin Mekke"nin fethinden sonra Müslüman olduklarını söylemeleri ise ayrı bir konudur. Sayın Kayaduman kardeşimizin itirazında vurguladığı üzere, 1400 yıl sonrasında birilerinin iman sorgulamasını yapma durumunda değiliz.

Ancak, bu Ben-i Umeyye"nin İslam tarihinde nasıl bir ihanet içinde olduğunu da bilmek zorundayız. Zira, günümüz dünyasında İslam kılıklı rejimlerin, kralların, meliklerin, sultanların nasıl bir ihanet, cürüm ve zulüm içinde olduklarını kavramamız için tarihsel gerçeklikleri hatırlamamız gerekiyor...

Geçmişte kapıkulu saray mollalarının altın keseleri karşılığında cellatlar için nasıl fetvalar verdiğini bilmeliyiz ki, günümüzde Suud müftülerinin peş peşe nasıl katliam fetvaları yağdırdığını anlayabilelim...

Geçmişte, fasık, facir, zalim ve hatta sapık liderlerin Ümmet"in başına hangi fetvalarla “halife” gösterildiğini, onların yönetimlerinin nasıl meşrulaştırıldığını ve onların "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" şeklinde tanımlandığını bilmezsek eğer, bugün Suud kralı gibi Amerikan işbirlikçisi katil bir zalimin “Hadimu"l Haremeyn-i Şerifeyn” gibi bir ünvanla nasıl ihtiram gördüğünü anlayamayız...

Allah, Kur"an"da tevbe süresinin ilk ayetlerinde Hacc"da "müşriklerden teberri" edilmesini buyurduğu halde, “Amerika, Rusya ve İsrail"e ölüm olsun” diye haykırarak müşriklerden teberri eden Müslümanların üzerine otomatik silahlarla nasıl saldırıldığını, bir sivrisineğin dahi öldürülmesinin caiz olmadığı bir zamanda Emin Belde"nin Beytulllah ziyaretçilerinin kanına nasıl bulandığını, Kabe"nin yanıbaşında kanların nasıl ırmak gibi aktığını ve bunun ardından Rabıtatu"l Alemu"l İslami Teşkilatı"nın Daru"l İfta”sından, "Mekke"de siyasi amaçlı gösteri ve yürüyüş yapanların katlinin vacip olduğuna dair" nasıl fetvaların çıktığını anlayabilmemiz için, Kabe"nin mancıkla nasıl taşa tutulup yakıldığını, Medine"de Peygamber sahabesi nice hanımın ırzlarına nasıl saldırıldığını, Ehl-i Beyte olan muhabbetinden dolayı Peygamber ashabının darağaçlarında nasıl sallandırıldığını, Alllah"ın helallerinin nasıl haram, haramlarının da nasıl helal kılındığını bilmemiz gerekiyor...

Allame Mevdudi"nin “Hilafet ve Saltanat” adlı kitabında, Şehid Seyyid Kutub"un “İslam"da Sosyal Adalet” kitabında anlattığı hususları bilmezsek eğer, bugün İslam dünyasının münafık soyguncu haydutlar tarafından nasıl talan edildiğini, ümmetin zenginliklerinin fasık ve facir bir zümrenin safahatı için nasıl kullanıldığını, üç yılı aşkındır insanlık dışı bir ambargo altında inim inim inleyen Gazzeli kardeşlerimiz o dayanılmaz acıları çektiği bir sırada tuvalet muslukları dahi altından olan kralların, sultanların nasıl zevk-u sefaya daldığını anlamamız zor olur...

Eğer bugün İslam dünyası ve mukaddes beldelerimiz böylesine zalim, haydut ve soysuz meliklerin tasallutu altında kaldıysa, bu durum yüzyıllar öncesinden sürüp gelen ihanetin devamından ve tekrarından başka bir şey değildir.

Kerbela"da şehid edilen Hz. Hüseyin"in yakınlarının Kufe Şam sokaklarında elleri bağlı nasıl dolaştırıldığını, “harici” “bozguncu” diye üzerlerine nasıl topraklar atıldığını, Peygamber kızı Zeyneb"in Şam sarayında nasıl cariye edilmek istendiğini, Peygamber Ehl-i Beytini katlettiren Yezid"in Hz. Zeyneb"in yüzüne karşı “Allah sizi işte böyle cezalandırdı” ifadelerini nasıl kullandığını bilmezsek eğer, bugün hakkın savunulması için kendilerini feda edenlerin, zulme, tağuta, müstekbire, işgalciye, siyoniste karşı kahramanca direnenlerin “terörist” “isyancı” “ajan-provakatör” gibi nitelemelerle nasıl yaftalandığını da anlayamayız...

Değerli İbrahim Küçük kardeşim, bir sohbetinde "Biz Kerbela'da Zeyneb'in başörtüsünün hesabını sormadığımız için bugünün zalimleri karşısında başörtüsünü savunamıyoruz" demişti...

Gerçekten Zeyneb'in başörtüsünün sorulması gereken -ya da sorulmayan- hesabı mı vardı..?

Biz, başörtüsünü sadece tağut kafirler tarafından açıldığını biliyoruz. Oysa Hz. Zeyneb gibi birisinin başörtüsünü açanlar mı vardı..?

İmam Ahmed Bin Hanbel"in kızgın güneş altında nasıl kırbaçlandığını, İmam-ı Azam Ebu Hanife"nin niçin hapsedildiğini, İmam-ı Nesei"nin kimler tarafından neden dövülerek öldürüldüğünü bilmezsek eğer, bugün, İslam İnkılabı"nı gerçekleştirenlerin adının “Mecusi”, İslam bayrağını kaldıran önderlerin adının ise “Ebrehe” olarak nasıl konulduğunu anlayamayız…

İşte sadece birkaç örnekle anlatmaya çalıştığımız bu hususlar, günümüzün zalim, hain ve despotlarının geçmişten tevarüs ettiği cürümlerden başkası değildir...

Rabbimiz Kur"an"da Ahzab süresi 57. ayetinde “Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır” buyuruyor.

Tüm bunlar Allah ve Resulü"nü incitmiyor mu? Kimlerdir Allah ve Resulü"nü incitenler? Bunları hem tarihte, hem de günümüzde iyi tanımamız gerekiyor. Çünkü bunlar İslam ümmetini “din” ile kandırıyor? Kutsallarımızı kullanarak "tezvir" ile kandırıyor?

Adları, sıfatları, konumları her ne olursa olsun, geçmişte, günümüzde ve gelecekte, Allah"ı ve Resulünü incitenleri bizler de lanetliyoruz...

…

İKİ: Biz Yemen"de yaşanan katliamlar karşısında fıtrat ve vicdanların öfkesi ile sesimizi yükselttik. İlk başta “insan” oluşumuz bunu gerektiriyordu.

Tüm bu katliamlara tanık olan bir yürek nasıl sessiz ve tepkisiz kalabilirdi? İki aylık bebeklerin üzerine füze yağdıranlar “mukaddes bir görev yaptıkları” “dini ve vatanı savundukları” ileri sürülerek takdir ve taltif görürken, bizler de “bu bebeklerin suçu neydi?” diye sorduk..!

İslami vicdan ve adalet neyi gerektiriyordu? Zulme, ihanete, işbirliğine karşı mazlumlardan, haktan yana olmak neyi gerektiriyordu?

Bugün Husi kardeşlerimiz kime karşı savaşıyor? Hangi adil ve meşru düzene karşı? Adil ve meşru olan Yemen rejimi mi? Suud rejimi mi? Amerika"nın bölgedeki jandarmalığını ve emir erliğini yapanlar meşru otorite mi oldular?

Beyaz Saray"dan aldıkları talimat ve destekle masum ve savunmasız insanları kana bulayanlar eğer yanlarında “Müslüman” diye bilinen kişileri bulabiliyorsa, Suud ve Yemen rejimlerinin katliamlarına gözlerini yumup bu zalim ve kan içici zalimlere karşı direnenleri suçlama yoluna gidiyorsa, buna ne demeli?

Hani Amerika"nın bölgedeki sulta ve hegemonyasına karşı mazlumlarla, halklarla birlikte olacaktık?

Hani, emperyalizmin İslam dünyasındaki senaryolarına, komplolarına karşı direnenlerle birlikte olacaktık?

Suud ve Yemen zalimleriyle ve onların uluslar arası patronlarıyla yan yana gelmek, onların duyduğu endişeleri paylaşmak utanç ve zillet değil mi?

Amerika, Filistin"deki İslami direnişi ezmek için Hüsnü Mübarek"leri, Mahmud Abbas"ları, Muhammed Dahlan"ları görevlendirirken, Keyt Dayton gibi generalleri onların başına komutan olarak tayin ederken, Hüsnü Mübarek"lerle, Mahmud Abbas"larla, Dahlan"larla yan yana mı düşecektik..?

Peki Allah için, Yemen diktatörünün, Suud kralının bunlardan ne farkı var?

Çeçenistan'da despot, fasık, facir Kadirov yönetimi büyük büyük camiler yaptırmaya, sözde ülkede İslam'ın hükümlerine uygulamaya başladı ya, var mı bundan daha iyisi? Daha ne istiyorsunuz? Alın size müslüman bir lider, sakalı da var, takkesi de. Hem tekkelere gidip zikir çeken bir sofi o. Bundan iyisini mi bulacaksınız..?!!

Nasıl oldu de böylesi aşağılık birisi, içimizden bazılarımızın arasında hürmet görmeye başladı? Nasıl oldu da, bu hain zorbaya karşı direnenler "suçlu" ilan edilmeye başlandı? Ne oldu da, anlı secde görenler, Kadirov'un ellerini öpmek için sıraya girdi?

Eğer Emevi diktatörü Abdulmelik bin Mervan'ın despotluğunu alkışlayan, onu saygı ve hürmetle anan, "birlik ve düzeni sağladı" diyerek onu hayırla yad edenleri bilmezsek, bugün Kadirov denen zalimin aldatma ve kandırma operasyonlarının ne anlama geldiğini anlayamayız...

Bocalayıp duruyoruz işte...

....

Bazı dostlarla Yemen'deki gelişmeleri konuştuğumuzda “bilmediğimiz bazı şeyler olabilir?” diyerek Husilere karşı sürdürülen savaşta başka hesap ve planların olabileceği imasında bulunuyor. Bundan öte, doğrudan Husileri "savaşın asıl suçlusu” olarak nitelendirenler de var..!

Gelin hep birlikte Husileri yargılayayım; peki hangi usule göre? Yemen diktatörünün ya da Suud kralının iddialarına göre mi, yoksa İslam Hukuku"nun ortaya koyduğu usül ve kıstaslara göre mi?

Yani şimdi biz, İslami muhakeme usullerine riayet ederek mi hareket ediyoruz?

Bizim Şeriatımız Resulüllah"ın Şeriatı mıdır, yoksa Haccac"ın, Mervan"ın Abdulmelik"in Şeriatı mı?

...

Birileri bu savaşın bir "kardeş savaşı" ve "mezhep savaşı" gibi sunmaya çalışarak, müslümanları "mezhebi açıdan" konuşlandırmaya, bunun bir "fitne" olduğunu söyleyerek böylesi bir "fitne"den uzak durmaya çağırıyor.

Bu sözler her nedense 8 yıl süren İran-Irak savaşında hep dile getirilmişti. Baas tecavüzü ve katliamlarını örtmek, saldırgan tarafı gizlemek için başvurulan bir yöntemdi. Tamam Saddam ve baasçılar "müslüman"dı, Peki o zaman niçin sorulmadı, "Ey Saddam, Müslüman kardeşlerine füzelerle, bombalarla niçin saldırdın?" diye. Niçin sorulmadı; "savunmasız insanların üzerine kimyasal bombaları niçin döktün..?"

Bu soruyu sormak bir kenara, Saddam'ın çağrısıyla Bağdat'ta koşan "ulema kılıklı hainler" Saddam'ın İslam ve müslümanlar için savaştığı, bütün dünya müslümanlarının Saddam'ın etrafında kenetlenmesi gerektiği, eğer Saddam yenilecek olursa Fars ve mecusi imparatorluğunun Arap dünyasında egemen olacağı yönünde bildiriler yayınladılar...

Aradan geçen onca yıl sonra benzer ifadeleri yine günümüzün bazı "ulema kılıklı"larından duyuyoruz; onlar Yemen ve Suud rejimine çağrıda bulunarak Husilerin işini tez bitirmelerini istiyor, bazıları da "hala daha Husilerin işi niye bitmedi?" diye hayıflanıp duruyorlar...

Eğer bu savaş bir "kardeş savaşı" ise, kardeş savaşının bitmesini, "kardeş kanı"nı dökülmemesini istemek ve ummak böyle mi olur?

Bu savaşın bir "fitne" olduğunu söyleyenler, bu Yemen rejiminin, Suud rejiminin bizatihi kendisinin "fitne" olduğunu bilmiyorlar mı, kabul etmiyorlar mı?

Muhammed Dahlan ve çetesi Amerika, İsrail, Mısır ve Ürdün'den aldığı destekle Gazze'de Hamas hareketine ve kadrolarına karşı büyük ihanetler gerçekleştirirken, camilere saldırıp alimleri şehid ederken, mücahidleri kurşun yağmuruna tutarken de birileri yine "kardeş savaşı" diyor ve çatışmaların adını "fitne" olarak koyuyordu.. Dahlan ve çetesi Fitne'nin kendisi iken, Hamas'a kardeş savaşını sürdürme suçlaması yapılıyordu...

Dahlan'ın pazularını ovuşturan, eline cebine para koyan, eline silah tutuşturan, kiralık katillerini eğiten kimdi? Ya da Suud ve Yemen diktatörlerinin pazularını ovuşturan, eline silah tutuşturan, katillerini eğiten kim?

Dahlan çetesi kendilerinin "İran silahı" ile vurulduğunu, Hamas'ın da "İran'ın Filistin'deki ajanları" olduğunu söyledi sürekli olarak. Gazze'de kaçırdığı Hamas mensuplarına işkence ettirirken de bunu söyletiyordu...

Bu kez de İran'ın Husileri silahlandırdığı ileri sürülüyor. Eğer husiler haksızlık ve batıl üzere savaşıyorlarsa ve İran da bunlara silah sağlıyorsa, İran "zalim" ve "mücrim"dir. Yok eğer Husiler savaşlarında haklı ise, haklı bir savaşı desteklemek niçin "suç" olsun..?

Ya da gidip fosfor bombalarıyla yanıp küle dönen bebeklerin yanına giderek kulaklarına şunu soralım: "senin mezhebin neydi, söyler misin..?"

Eğer ortada bir zalim varsa onun hangi mezhepten olduğuna bakılmaz, ortada bir mazlum varsa onun hangi mezhepten, hatta hangi dinden olduğu sorulmaz...

Nitekim Husilerin başına bomba yağdıran Ali Abdullah Salih'in kendisi de bir Husi değil mi? O halde bu savaş, "Zeydi'lerin kendi arasındaki bir iktidar savaşı" mı?

O zaman başkaları da gelip bize "ümmetçiliğimiz bu muydu; ümmet bilinci ve sorumluluğu buraya kadar mıydı? Hani müslümanlar sevinçte ve tasada bir vücudun azaları gibiydi" diye sorar...

Filistin işgal altında. Irak işgal altında, Afganistan, Kafkasya, Keşmir işgal altında. Kan gölüne dönen beldelerimize yöneldiğimizde oradaki kardeşlerimizin mezheplerine göre ayrım mı yaparız..? "Çeçenlerin mezhebi şu, Filistinlinin mezhebi şu, Keşmirli'nin mezhebi şu" diye tasnif mi yaparız..?

...

Değerli Kayaduman kardeşim,

Bahis açıldığı için konuyu uzatma durumunda kaldım..

Haddimi aştıysam ve batıla bulaştıysam eğer, Ğafuru'r Rahim olan Rabbimden bağışlanma diliyorum.

Tüm bunlara tanık olduktan sonra, ben de yüzyıllar gerisine giderek, “Allahuekber” diye haykırıp da Peygamber evladını kana bulayanların daha sonra da Peygamber kızı Zeyneb"in hicabını üzerinden alanların karşısında Hz. Zeyneb"in şu feryadını duyuyorum sadece:

“Va İslama..! Va Muhammeda..!”

Gör yâ Resulallah! İslam'ın başına ne geldi böyle..?
Mail: nureddin@velfecr.com
Bu yazı toplam 3609 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim