• BIST 106.764
  • Altın 142,206
  • Dolar 3,5340
  • Euro 4,1188
  • Ankara 31 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Konya 31 °C
  • Antalya 31 °C
  • Diyarbakır 42 °C
  • Erzurum 31 °C
  • İzmir 33 °C
  • Rize 25 °C

Ümmetin “Baş”a İhtiyacı Var

Ahmet Varol

Bugün İslâm ümmetinin en önemli meselesi birlik ve bütünlük içinde olamamasıdır. Normalde bu ümmet güçlüdür. Ancak bu güç potansiyel güç durumundadır. Düşmanın saldırılarına ve sömürgeci politikalarına karşı aktif güç haline gelebilmesi birlik ve bütünlüğünü gerçekleştirmesine bağlıdır. Ümmetin bu duruma düşmesinin en önemli sebebi ise birlik ve bütünlüğünü temsil eden, Peygamber (s.a.s.) varisi kurumdan yani “baş”tan yoksun kalmış olmasıdır. Ümmetin yeniden toparlanmaya, bütünleşmeye ve bu bütünlüğü temsil edecek “baş”a ihtiyacı var.

Yüce Allah, bir âyeti kerimede de şöyle buyurur:

“Musa ile otuz gece (münacaatta bulunması) üzere sözleştik. Sonra buna on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin onun için belirlemiş olduğu süre kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a: “Kavmimin içinde benim yerime geç, düzelt ve bozguncuların yoluna uyma” dedi.” (A’raf, 7/142)

Bu âyet bir topluluğa başlık edenin herhangi bir sebeple ayrılmak, görevinden uzaklaşmak zorunda kalması durumunda yerine bir başkasını geçirmesi ve o topluluğun başsız kalmaması gerektiğine işaret eder. Hz. Musa (a.s.) kırk günlüğüne de olsa idare ettiği topluluktan ayrılmak zorunda kalınca kardeşinin yerine geçmesini istemiş ve sürekli ıslah edici olmaya özen göstermesi, bozgunculuk yapmak isteyenlere karşı çok dikkatli olması gerektiğini kendisine hatırlatmıştır. Onun bu hatırlatmaya ihtiyaç duyması fitnecilerin, bozguncuların topluluğun başsız veya dirayetli bir baştan yoksun olduğu dönemleri kendi açılarından fırsat olarak değerlendirdiklerine, bu gibilere karşı uyanık olunması gerektiğine delalet eder. Nitekim söz konusu dönemde Samirî adında birinin ortaya çıkıp insanları saptırmak için bazı cambazlıklarını kullanması da Musa (a.s.)’ın o uyarıyı yapmaktaki haklılığını ortaya çıkarmıştır. Tarihte yaşanan tecrübeler de bu gerçekle insanlığın farklı zaman ve mekânlarda karşı karşıya geldiğini gösterir. 

Günümüzde fitne politikalarını uygulayarak toplumda güven ve istikrarın kaybolmasına neden olmak için çeşitli planları devreye sokmaya çalışanların da aynen Samiri gibi kendilerini bazı üstün karakterlerle öne çıkardıktan sonra taraftarlarını küresel güçlerin hizmetine götüren yollara yöneltmeleri dikkat çekicidir. 

Hz. Musâ (a.s.)’nın kardeşine “benim yerime geç” sözünün ifadesi için âyetin metninde “vehlufnî” ibaresi kullanılır. Bu ibare “hilafet” ve “halife” kelimeleriyle aynı kökten gelir. Bu itibarla ümmetin birlik ve önderliğini temsil eden “halife” aynı zamanda Peygamber (s.a.s.)’in vefatından sonra onun yerine geçen, onun manevi şahsiyetini temsil eden kişidir. Bu vasfıyla ümmetin “baş”ıdır. Tabiî vahye muhatap olan zât Peygamber (s.a.s.)’dir. Onun vefatıyla vahiy de kesildi. Ancak Yüce Allah onun sağlığında vahyi tamamlamış, hükümlerini indirmiştir. Halifenin görevi vahiy yoluyla yeni bir hüküm almak değil indirilen hükümleri uygulamak ve zamanın şartlarına, zaruretlerine göre bu hükümlerden içtihat yoluyla yeni hükümler çıkarmak ya da ilim ehlinin bu görevi yerine getirmesini sağlamak suretiyle onların birikimlerinden yararlanmaktır.

Yüce Peygamber (s.a.s.)’in manevi şahsiyetine bağlı dirayetin, ümmet bütünlüğünün, bu bütünlükle korunabilecek izzetin himayesinde “baş” büyük önem taşır.

İslâm düşmanları Müslüman toplumları zayıf düşürme, kendi hâkimiyetleri altına alma veya kurdukları hâkimiyetleri sürdürme amaçlı savaşlarında sürekli bu toplumlara, hak mücadelelerine “baş”lık edenleri hedef almaya özen göstermişlerdir. Bunun en önemli sebebi bu toplumlara veya onların hak mücadelelerine “baş”lık edenlerin tasfiye edilmesi halinde o mücadelelerin “baş”sız kalacağı beklentisi içinde olmaları, mücadeleyi sürdürenlerle tek tek uğraşmaktansa onlara başlık eden kişi veya kişileri tasfiye etmekle işin biteceği beklentisi içine girmeleridir. 

Fakat liderliğin kişiye özel kılınmaması, kurumsal hale getirilmesi durumunda bu beklentiler boşa çıkacaktır. Nitekim tarihte ve günümüzde bu bilinci özümsemiş İslâmî oluşumlar ve hareketler söz konusu saldırılardan etkilenmemiş, birlik ve bütünlüklerini korumada başarılı olmuşlardır. 

Bu arada Samiri modellerinin de gerçek değil sahte, güncel deyimle çakma baş modeli olduklarını gözden uzak tutmamak gerekir. 

yeniakit

Bu yazı toplam 602 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim