Türkiye’de Din İhalesi Kime Verildi?

Türkiye’de Din İhalesi Kime Verildi?

Kimsiniz siz, kimin adına bu kişilik katlini yapıyorsunuz?

Yenişafak / Salih Tuna

Türkiye’de din ihalesi kime verildi?

Yakup Köse 14 yaşında idamla yargılandığı davada hangi “örgüte” mensup olduğunu bile bilmiyordu.
Örgütünü de liderini de cezaevine atıldıktan sonra öğrendi. 
Zavallı çocuk,  “Madem 14 yaşımda içeri tıktılar ve madem idamla yargılanıyorum bari liderim kimmiş şunu bir öğreneyim” düşüncesiyle sorup soruşturunca, mahpus damında öğrenebildi liderini: 
Salih Mirzabeyoğlu!
“Aydınlık Savaşçıları” şairi, 50 kitap müellifi bu adamı Necip Fazıl “Raporlar”da övmüş,  “İşte bütün meselem, her meselenin başı / Ben bir genç arıyorum, gençlikte köprübaşı” dizesinde işaret ettiği “köprübaşı” mesabesinde göstermişti.
Yakup Köse 14 yaşında mahpus damında, “madem senin liderin bu diyorlar, bakayım liderim ne diyor” diye okumaya başladı, okuyuş o okuyuş! 
Şimdi de bu okuyuşun/ duruşun bedelini ödetmek istiyorlar zahir.
Nuri Pakdil aklımda kaldığı kadarıyla, “Ciddi adam bulmak zor, ciddi olanlar da 24 saat ciddi kalamıyor” demişti.
Salih Mirzabeyoğlu’nu beğenirsiniz beğenmezsiniz, ama kelimenin tam anlamıyla ciddi adamdır. 
Gevşekler anlamakta güçlük çekecek olsalar da söyleyeyim; bir ömür ciddi olmayı bilen ve “can taşıma liyakatinin” ne olduğunu gösteren adamdır.
Bir ülkeden düşünür çıkması için her şeyden evvel bir düşünce geleneğine ihtiyaç vardır. 
Düşünce geleneğinin oluşması için de düşünürlerin kovuşturulmaması gerekiyor elbette. 
Cemil Meriç “Mağaradakiler” yapıtında, “Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede düşünce adamı nasıl çıkar?” demişti değil mi?
Mirzabeyoğlu Büyük Doğu’ya nispetle eserler verdi; yeni bir dil kurmaktan, estetikten, diyalektikten bahsetti. Sayesinde Büyük Doğu’dan İBDA inkişaf etti.
Kovuşturdular. Aldılar, götürdüler. Hücrelere attılar. 15 yıl içerde cezaevinde yatırdılar. Telegram işkencesine tabi tuttular. 
Hülasa, Büyük Doğu-İBDA çerçevesinde aktif bir düşünce geleneği oluşmak üzereyken, yani,  sanatta edebiyatta düşüncede bir yığın genç yetişecekken, “ahbesin çocukları” müdahale ettiler.  
Dağıttılar. 
***
Selam gazetesini ve Tevhid dergisini Fatih Akıncıları geleneğinden gelen gençler çıkarıyordu. 
Onlarca gazeteci ve edebiyatçının kalem oynattığı bu dergi ve gazetenin okuyucularıyla son derece interaktif ilişkisi vardı. O kadar ki, düzenledikleri bütün gecelerde binlerce coşkulu insan yan yana geliyordu. 
28 Şubat’a karşı son derece onurlu ve dik duran Selam gazetesinin sahibi Av. Hasan Kılıç ve arkadaşlarını kurdukları kumpaslarla içeri attılar.
Hayatlarını kararttılar. 
***
Merhum Mehmet Zahid Kotku’dan sonra hadis profesörü Esat Coşan Hocaefendi “İskenderpaşa Cemaati”nin lideri olarak cemaatini daha da yaygınlaştırdı. 
Vakıflar, yurtlar, öğrenci evleri, dergiler, kitaplar, vaazlar etrafında on binlerce insanı “irşat” ediyordu.
Avustralya’da 4 Şubat 2001 gecesi bir “trafik kazasında” aramızdan ayrıldı.
Esat Efendi’nin irtihalinden sonra “İskenderpaşa” adeta kuruyan bir çeşmeye döndü.
Kir akan çeşmeler sonuna kadar açılırken nur akan bu çeşme neden kurudu, kurutuldu; bence o trafik kazasından itibaren başlamalı sorgulamaya.
***
Mahmut Efendi Hazretleri’nin damadı büyük alimlerden Hızır Hoca şehid edildi. Hâlâ faili meçhul. 
Ve, Cübbeli Ahmet “dinlerarası diyalogu ve Gülen’i eleştirdi” diye müstekreh bir şekilde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.  
***
Mustafa İslamoğlu bir yığın engel, iftira ve iğrenç dedikoduya rağmen yılmadan faaliyetlerini sürdürdü. 17 Aralık darbe teşebbüsünün ardından verdiği bir Cuma hutbesinde, kendisine kurulan kumpaslardan dolayı hakkını helal edeceğini ama Allah demenin yasak edildiği, camilerin ahır yapıldığı, ezanın kaldırıldığı, Kur’an’ın üzerinde tepinildiği günlerden Türkiye’yi bu günlere getiren, Arakan’dan Filistin’e kadar tüm dünya Müslümanlarının umudu olan Sayın Erdoğan’a suikast teşebbüsünde bulunduğu için paralel yapıya hakkını helal etmeyeceğini dile getirdi.
***
Son günlerde kumpasçı çetenin Hürriyet’teki uzantıları Tuğrul İnançer Hocaefendi’ye dadandı.
Nasıl bir küstahlıktır bu!
Kimsiniz siz, kimin adına bu kişilik katlini yapıyorsunuz?
Ahmet Özhan’dan Athena Gökhan’a, Merhume Ayşe Şasa Hanımefendi’den Mazhar Alanson’a kadar oldukça geniş bir yelpazede makes bulan bir dergahın manevi liderini kimin adına itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz? 
***
Cemaatleri içerden çökerttiler, çökertemediklerini birbirine düşürdüler. Kanaat önderlerinin, İslami dünya görüşüne inanan sivil toplum kuruluşlarının arasına zehirli dilleriyle fitne soktular. 
Türkiyeli Müslümanları hiçbir ferdi hiçbir ferdine kaynaşmayan, birbirinin adeta kuyusunu kazan, hiçbir müşterek noktası kalmayan insan yığınlarına dönüştürdüler.  
Anlaşılan o ki, “Dini düşünce ve hayatta” farklılık istenmiyordu. 
Tekel olacaklardı.
Sanki bir “üst akıl” ihale açmıştı da, ihaleyi yüklenici firma olarak sadece “Cemaat A.Ş” kazanmıştı. (Kim ki hala “Cemaat” veya “Camia” veya “Hizmet” demeye devam ediyor, bu ihalenin algı yönetimine bilerek veya bilmeden hizmet etmeye devam ediyor demektir.)
Korkunç bir tekeldi bu; dillerinden çoğulculuk ve hoşgörü düşmüyordu ama hiçbir farklılığa da tahammül etmiyorlar. Farklı olan her şeyi olmadık kumpaslarla ya yok ediyorlar ya da kişilik suikastına uğratıyorlardı.
***
Kumpascılar ihaleyi alır almaz işe “İ'la-yı Kelimetullah”tan başladılar. Belli ki ihalenin şartlarından biri buydu.
“Muhammedun Resûlullâh” demenin şart olmadığını, koşuldukları “dinlerarası diyalog” gereği dile getirdiler. 
Evet, işe Tevhid’in (hâşâ) tahribi işe başladılar; 17 Aralık darbe teşebbüsüyle de yargıda tahribatlarının zirvesini gördüler.
Proje veya aldıkları ihale maşeri vicdanda çöküyor şimdi.