• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 4 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -6 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 6 °C

Türk - Arap İlişkileri

Ahmet Varol

Tayyib Erdoğan, Kuveyt'teki Türk - Arap İlişkileri Sempozyumu'nun açılış oturumunda yaptığı konuşmada Türklerle Araplar arasındaki ilişkilerin Osmanlı döneminde başlamadığını çok öncesine gittiğini dile getirdi.
İlişkilerin Hz. Ömer (r.a.) zamanında bazı Türklerin Müslüman olmasıyla başladığını ifade ettikten sonra Selçuklular, Anadolu'daki beylikler ve diğer muhtelif yönetimler dönemindeki ilişkilerden söz etti ve "biz bir milletiz" dedi.
Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi de sempozyumun birinci oturumunda yaptığı özlü konuşmada Erdoğan'ın bu sözlerine temas etti ve ilişkilerin bayağı geriye gittiğine dikkat çekti. O da ilişkilerin tarihi üzerinde epey durdu. Fakat Imaduddin Zengi ve Nureddin Zengi'nin izlediği siyasetten biraz etraflıca söz etti. Bunun sebebi de onların Kudüs ve Filistin'in haçlı istilasından kurtarılması için çok yoğun faaliyet yürütmeleriydi.
Mescidi Aksa'nın ana minberi, Kudüs'ü haçlı işgalinden kurtaran Salahuddini Eyyubi'ye Nureddin Zengi tarafından hediye edilmişti. O bu minberi kendi eliyle çok kaliteli ahşaptan ve işlemeli bir şekilde yapıp göndermişti. Ama ne yazık ki onun bu güzel hediyesi siyonist işgalcilerin 21 Ağustos 1969'da kasten çıkardıkları yangında tamamen yanmış ve sonradan aynı stille tekrar yapılıp yerleştirilmiştir.
Türk - Arap İlişkileri Sempozyumu'nda konuşmacılar ilişkilerin tarihinde ciddi bir sorun yaşanmadığına sorunun bu tarihin hatalı yazılmasından kaynaklandığına, dolayısıyla emperyalist unsurların dikte ettiği tarihin gözden geçirilmesine ve yeniden yazılmasına ihtiyaç olduğuna dikkat çektiler.
Arap konuşmacıların birçoğu bugün hâlâ bazı Arap ülkelerinde okutulan resmî tarihte Osmanlı döneminin sömürge ve işgal dönemi olarak nitelendirilmesinden şikâyetçi oldu; oysa Osmanlının, İslâm âlemini ve bu arada Arap dünyasını Batı'nın sömürgeleştirme ve istila hareketine karşı koruduğunu dile getirdiler. Bazı Arap ülkelerinde okullardaki tarih derslerinde bu hatanın yürütülen çabalar sonucu düzeltildiğini tümünde düzeltilmesi için bu çabaların yoğun bir şekilde sürdürülmesine ihtiyaç olduğunu ifade ettiler.
Bu konuda Londra'daki Doğu Arap Araştırmaları Enstitüsü'nün müdürü ve yeni kurulan Müslüman Düşünürler Kulübü'nün genel sekreteri Rebi' el-Hafız önemli bir noktaya temas etti. Osmanlının sadece belli bir etnik unsuru değil bir ortak kimliği temsil ettiğini, dolayısıyla Arap, Türk, Balkanlı vs. bu ortak kimlikte birleşen tüm unsurların aynı çatı altında bir araya gelerek ortak maslahatları birlikte savunduklarını dolayısıyla böyle bir birlikteliğin işgal ya da sömürge olarak nitelendirilmesinin tarihin tamamen çarpıtılması anlamına geleceğini vurguladı.
Bu konuyu ESAM Genel Başkanı ve SP Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan da konuşmasında özlü bir şekilde ele aldı. Kutan, emperyalizmin Arap dünyasına Osmanlıyı işgalci ve sömürgeci olarak tanıttığını, Türk toplumunda da "Araplar sizi arkadan hançerledi" söylemini yaydığını, resmî tarihin de işte bu iddialar üzere yazıldığını, kardeşlik bağlarının yeniden sağlamlaştırılması için bu yaklaşımın düzeltilmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Kutan, Batı'nın İslâm topraklarını işgal ettikten sonra hem kaynakları hem de insan unsurunu sömürdüğünü dile getirdi.
Kaynağın sömürülmesi toprağın, insan unsurunun sömürülmesi ise zihinlerin işgal edilmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Biz yazılarımızda sürekli zihinlerin işgalinin toprağın işgalinden daha tehlikeli olduğunu vurguluyoruz. Burada zihin işgalinin tek taraflı değil çift yanlı ve Müslüman toplumları karşılıklı olarak birbirine düşman etme hedefine dayalı bir şekilde gerçekleştiğine dikkat etmeliyiz. Bu durum karşısında bir tarafın zihnine yerleştirilen "Osmanlı işgalci ve sömürgeciydi" iddiasının düzeltilmesi için çaba sarf ederken diğer yanda Arap dünyasına hâlâ "arkadan hançerlediler" söyleminin penceresinden bakılmasını önemsemezsek zihin işgaline son verme çabalarımızın sonuç vermesini bekleyemeyiz.
Bir not: Başbakan Tayyib Erdoğan güzel bir söz söylemiş. "Liberman İsrail'in başına bela" diye. Yerinde ve isabetli bir söz. Evet, Liberman İsrail'in başına, ama İsrail de insanlığın başına beladır. İsrail'in başının belasından kurtulması kendini ilgilendirir fakat insanlığın başının belasından kurtulmak hepimizi ilgilendiren bir konudur.

 
akit

Bu yazı toplam 1564 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim