• BIST 108.394
  • Altın 142,809
  • Dolar 3,5301
  • Euro 4,1252
  • Ankara 36 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Konya 35 °C
  • Antalya 31 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Erzurum 31 °C
  • İzmir 30 °C
  • Rize 33 °C

Tevhid'i Kıble Edinmek

Abdullah Dai

“Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O"na yönel.

(Allah,) doğunun ve batının Rabbidir. O"ndan başka ilâh yoktur. Şu hâlde (yalnızca) O"nu vekil tut.”1

               

Böyle buyuruyor, kendisinden başka hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ… Yegâne Rabbimiz, İlâhımız ve Melîkimiz Allah Azze ve Cellle…

               

Rabbimiz Allah, insan kullarını dosdoğru yola yöneltip iletsin diye gönderdiği en seçkin, en salih kulları olan Peygamberlerinin hem Nebî, hem Rasul olarak sonuncusu Rasulullah Muhammed (s.a.s.) kuluna ilk emri:

 

“Yaratan Rabbin adıyla oku.”2

               

Yaratan Rabbinin adıyla okumak ve Rabbinin ismini zikretmek, Rasulullah (s.a.s.)"e ve O"nun şahsında bütün ümmetine emredildi!..

               

Rabbin Allah"ı her hâlinde ve her ânında an… Çünkü senin O"dan başka Rabbin yoktur… O, yegâne Rabb ve yegâne İlâh"dır…

 

İmam Nesefî (rh.a.), “Medâriku"t-Tenzil” adlı meşhur tefsirinde, “Âlemlerin Rabbi Allah"ı zikretmek ve yalnızca O"na yönelmek” konusunda şöyle der:

               

“O"nun zikrine gece gündüz devam et.

               

Zikrullah, tesbih, tehlil, tekbir, namaz, Kur"ân okumak ve ilim tahsili gibi konulara şâmildir.

             

"Mutlak ihlâs ile O"na yönelmek" Her şeyden uzaklaşmak sûretiyle kendini O"nun ibadetine ver.

               

Tebettul: Başkasından değil, O"ndan hayır umarak Allah"a yönelmektir.

               

Denildi ki:

               

Tebettul, dünya içindekileri terk etmek ve Allah katındaki şeyleri istemektir.

               

“Tebtîlen” şeklinde mastarın (mef"ulu mutlakın) farklı getirilişinde fazladan te"kid vardır. Yani, Allah, seni kendisine yönlendirsin de, sen de çalışıp gayret edip O"na yönelesin, demektir.”3

               

İmam İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru"l-Kur"ânî"l-Azim” adlı eserinde şunları beyan eder:

               

“Rabbinin ismini an ve yalnızca O"na yöneldikçe yönel” buyruğu, şu demektir:

                 

O"nu çokça an ve yalnız O"na yönel. İşlerini bitirdikten ve dünya için gerek duyduklarını yaptıktan sonra kendini, her şeyden uzaklaşarak O"na ver. Nitekim yüce Allah, başka bir yerde:

               

“O hâlde boş kaldın mı hemen yorul ” (İnşirah, 94/7) buyurmaktadır. Yani, işlerini bitirdin mi O"na itaat ve ibadete kendini yor. Böylelikle aklın, başka taraflarda kalmamış olur.

               

Bu açıklamayı, bu anlamda ya da buna yakın olarak ibn Zeyd yapmıştır.

               

İbn Abbas, Mücahid, Ebu Salih, Âtiye, Dahhak ve Süddî:

               

“ Ve yalnız O"na yöneldikçe yönel” buyruğunun, ibadeti sadece O"na ihlâsla yap demek olduğunu ifade etmişlerdir.

               

Hasan"da:

               

— Olanca gayretini göster ve kendini yalnızca O"na yönlendir, demiştir.

               

“Doğunun da, batının da Rabbidir. O"ndan başka ilâh yoktur. O hâlde yalnız O"nu vekil tut.” Yani, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, doğuların ve batıların mutlak sahibi ve onlarda mutlak tasarrufta bulunan O"dur. Yalnız O"na ibadet ettiğin gibi, yalnızca O"na tevekkül et.

               

“Yalnızca O"nu vekil tut.”

               

Nitekim bir başka ayette:

               

“ Yalnız O"na ibadet et ve yalnız O"na tevekkül et.”(Hud, 11/123) buyurmuştur.

               

Ayrıca:

               

“Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.”(Fatiha, 1/5) buyruğu da böyledir.

               

Bu anlamda ki çok sayıda ayet-i kerimede, ibadet ve itaatın yalnızca Allah"a yapılması, sadece O"na tevekkül edilmesi emri yer almaktadır.”4

               

İmam Fahruddîn er-Râzî, “Tefsir-i Kebîr Mefâtihu"l-Gayb” adlı tefsirinde şu bilgileri kaydetmektedir:

               

“Zeyd b. Eslem:

               

— Tebettül, dünyayı, içindeki her şeyi ile birlikte bırakıp Allah"ın katında olan şeyi arama, onu elde etmeye çalışma mânâsına gelir, demiştir.

               

Bil ki, bu ayetin mânâsı, zâhir ehlinin dedikleri mânânın üstündedir. Çünkü “O"na tebettül et” ayeti, “O"na yönel” demektir. Binâenaleyh ahiretin peşinden koşan kimse, Allah"a yönelmiş sayılmaz. Aksine ahirete yönelmiş olur. Allah"a ibadet etmekle meşgul olan, Allah"a değil, ibadete yönelmiş olur. Marifetullah"ı isteyen kimse de, Allah"a değil, Marifetullah"a yönelmiş olur. Binâenaleyh sırf ibadet olduğu için veya mükafaat elde etmek için yahud da bu kulluk ile tam mânâda kul olmak için ibadet eden herkes, Allah"dan başkasına yönelmiş olur. Yine irfânı (marifeti) irfân için tercih eden, irfâna yönelmiş olur. Amma kulluğu, kulluk için değil, Ma"bud için, irfânı da irfân için değil, ma"rûf için tercih eden kimse ise, vuslatın deryasına dalmış olur. (…………)

               

Buradaki incelik şudur:

               

Bizzat maksud olan, tebettül (Allah"a yöneliş)dir.

               

Tebdîl (yönelme) ye gelince, bu, bir tasarruftur. Tasarrufla meşgul olan ise, Allah"a yönelmiş olmaz. Çünkü başkasıyla meşgul olan, “Munkatî İla"llah” (başka her şeyden kesilmiş, Allah"a yönelmiş) olamaz. Fakat tebettülün olabilmesi için, önce bir tebdîl lazımdır. Nitekim Hak Teâlâ:

               

“Bizim için cihad edenleri biz, yollarımıza sevk ederiz.”(Ankebut, 29/69) buyurmuş ve tebettülün her şeyden önce bizzat bir şey, tebdîlin ise, mutlaka gerekli bir şey olan, fakat bizzat kasdedilen değil, bil vasıta (vasıta olarak) kasdedilen bir şey olduğuna işaret etmek için, tebettülü ilk olarak, tebdîli ikinci olarak zikretmiştir.”5

               

Elmalılı M. Hamdi Yazır (rh.a.) “Hak Dini Kur"ân Dili” adlı tefsirinde bu ayetlerin açıklamasını yaparken şunları söyler:

               

“Zikrin ve yönelmenin Rabb ismine bağlanması da önce, yaratılanlardan ve kullardan iyiliği kesip yüce Allah"ın ilâhlık hükümlerini, kendi içimizdeki ve dışımızdaki idare işlerini ve tasarrufundaki sırları düşünmeye dalmak, ikinci olarak da işten o işi yapana, hükümden o hükmü verene nefsi teslim etmek mânâsına işarettir. Bu nedenle açıklama yapılarak buyuruluyor ki, O senin Rabbin, bütün doğu ve batının Rabbidir, Âlemlerin Rabbidir. Âlemde gerek parlayan gerek sönen her şeyin, her hususta Rabbi, yöneticisi, terbiye edicisi, Mâliki O"dur. Parlatan O, söndürende O"dur. Herkes, gerek bilsin, gerek bilmesin, bütün âlem O"nun ilâhlığı altındadır. O"ndan başka ilâh yoktur. Tam bir sevgiyle sevilip gönül verilecek ve İbadet edilecek, emrine boyun eğilecek, O"ndan başka ilâh yoktur. İbadet edilecek (Ma"bud) ancak O"dur. Akılların kavraya bildiği ve kavrayamadığı bütün emellere, arzulara hakim olan ancak O"dur. Başkasından ummak boşunadır. Rabblık O"nun, ilâhlıkda O"nundur.

               

O"nun için ancak O"nu vekil tut. Bütün işlerini O"nun görmesini iste. Şuurlu dileklerin hepsinde O"nun emir ve hükmü doğrultusunda yürü, O"na dayan. Ne senin kendinin, ne de başkalarının arzusuna göre yürüme. O"nun her hususta irade ve gücü geçerlidir. Oysa, O"nun hükmüne uymayan her düşünce ve emel, bâtıl ve geçersizdir. O, senin bütün işlerini iyileştirmeye ve düzeltmeye, sana düşmanlık edecek olanların hakkından gelmeye yeter.”6

               

Aziz İslâm Milleti"nin en ünlü dört müfessir âliminin bu konudaki beyanlarını aktardık… Onları rahmetle anarak görüşlerini okuduk… Görüldüğü gibi âlimlerimiz, en ince noktalarına kadar konuyu incelemiş ve gerekli nasihatlarını yapmışlardır… Onların bu kıymetli beyanlarından sonra deriz ki:

               

Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ"nın ismini anmak, her ne iş yapılacaksa, O"nun rızasına uygun, O"nun adını anarak ve O"nun adına yapmak demektir… Her hâlinde kalbin Allah"ı anması, dilin beyanı ve tavrın ona göre ayarlanması… Kalbin tasavvuru, dilin beyanı, hâlin ona uyması, kâmil zikrin gereğidir… Bir kulda, dil başka söyler, hâl başka olur da dil ile hâl bir birini yalanlar, birbirine aykırı davranırsa bu zikir değildir… Dildeki zikri, hâl tasdik etmeli ki kul, sadıklardan olsun!..

               

İman edip, imanına en büyük zulüm olan şirki karıştırmayan kul, kalbini ve dilini şirk ile küfürden arındırıp uzak tuttuğu gibi, hâlini de şirk ve küfür pisliğinden tertemiz edip, işlerinin bütününde, yani her amelinde tevhid üzere bulunması gerekir… Eğer en büyük düşman olan şeytan, onu gaflete düşürmüş ve ayağını kaydırıp kendisine akidevî ya da amelî bir günah işletmiş ise, farkına varır varmaz hemen günahına pişman olmalı nâsûh tevbe ile tevbe edip hâtâsından dönmeli, bir daha o günahı işlememek için kesin karar vermelidir… Şeytanın kirletmiş olduğunu, tevbe suyu ile yıkayarak tertemiz etmelidir…

               

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

               

“Ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar-onlar, bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.”7

               

“Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah"a sığın çünkü O, işitendir, bilendir.

               

(Allah"dan) sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah"ı zikredip anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir.”8

               

“Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, Şübhesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”9

               

Bu hassasiyete çok dikkat eden muvahhid mü"min kuluna şöyle emreder Rabbimiz Allah:

               

“ Ve sabah-akşam Rabbinin adını zikret. Gecenin bir bölümünde O"na secde et ve geceleyin uzun uzadıya onu tesbih et.”10

               

Kendisinden başka hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ"ya katıksız iman ile inanan, O"nu, kalbiyle, diliyle ve hâliyle anan muvahhid mü"min, O"ndan başka her şeyden, yani kendisini Rabbi Allah"dan alıkoyacak her şeyden uzaklaştırarak yalnız ve yalnız Allah"a yönelmelidir… Tek gayesi, Rabbi Allah olmalıdır…

               

Allah, doğusuyla, batısıyla bütün kâinatın yegâne Rabbidir… O"ndan başka hak ilâh yoktur… Yaratma ve emretme, yalnızca O"na aiddir… Yarattığı kullarına hükmedici O"dur… yalnızca O"nun hükümlerine itaat edilir ve O"ndan başkalarının hükümlerine, emirlerine ve hevâlarına asla tabi olunmadığı gibi, Allah"a karşı tuğyan eden bu tağutların her şeyleriyle reddedilmesi, iman eden kulların vazifesidir…

               

“Şu hâlde (yalnızca) O"nu vekil tut.”

               

Kâmil mü"min müslümanın hâli bu olmalı… Yalnızca Rabbi Allah"a tevekkül etmeli, yani sadece O"na güvenip dayanmalıdır… Çünkü kuşatıcı güç ve kuvvet yalnız Allah"a aiddir… O"ndan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur… Güç ve kuvvet sahibi gibi görünenler, kabul edilenler, gerçekten aciz ve hiçbir güçleri olmayan fanî kullardır…

               

Ancak gerek kendileri, gerekse onları bu makamda görenler tamamen şeytanın aldatmasına kanmış, zulüm üzere zulümler işlemişlerdir… O şirk ve küfür içinde olan zalimler, o güç ve kuvvet sahibi diye görünenler neredeler?.. Selefleri yok olup gittikleri gibi halefleride onların peşinden yok olup gidecektir… Onlar ve onlara tabi olanlar, hep toprak olup gittiler… Toprağın üzerine gururlanıp kibirlenenler, böbürlenip haddini aşanlar, hep topraklaştılar… Başkalarını ayakları altında ezenler, ezdiklerinin ayağının altında ezilir oldular…

               

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

               

“Şübhesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve vâris olanlar Biziz.”11

                       

“Biz, yaşam biçimleriyle refah içinde şımarıp azmış nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra otura bilmiş değildir. (Onlara) vâris olanlar Biziz.”12

               

“O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah"a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bu gün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah"ındır."

               

Bu gün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bu gün zulüm yoktur. Şübhesiz Allah, hesabı seri görür.”13

               

“Göklerin ve yerin mülkü Allah"ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. ”14

               

“(Allah,) geceyi gündüze bağlayıp katar, gündüzü de geceye bağlayıp katar. Güneşi ve ay"ı emre âmâde kılmıştır. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan Allah, sizin Rabbinizdir. Mülk O"nundur. O"ndan başka tatmakta olduklarınız ise, bir çekirdeğin incecik zarına bile mâlik olamazlar.”15

               

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

               

“Allah, (kıyamet günü bütün yer tabakalarını kabzasına alır, gökleri de sağ eli içine dürer büker. Sonra (mahşer halkına:)

               

-İşte Ben, kâinatın Melikiyim! Yeryüzünün melikleri nerede? diye hitap eder.”16

               

İşte, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..

               

İşte, hükmün, yalnız ve yalnız kendisine aid ve hükmünde asla ortağı olmayan Allah Teâlâ!..

               

İşte, Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah Azze ve Celle!..

               

“Ve Allah"a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter!..”17

               

Gayesi Allah olan muvahhid kul, yalnızca Allah"a yönelmiş ve böylece “Tevhid"i kıble edinmiştir…” Tevhid"i kendisine kıble edinen mü"min müslüman şahsiyet, her şeyiyle Allah"a yönelmiş ve tek arzusu Âlemlerin Ra

 

vuslatdergisi

Bu yazı toplam 2747 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim