• BIST 106.390
  • Altın 141,861
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1152
  • Ankara 26 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Konya 25 °C
  • Antalya 31 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Erzurum 26 °C
  • İzmir 28 °C
  • Rize 23 °C

Terörün iki yüzü

Ahmet Varol

Dünkü yazımızın son cümlesini tekrar etmek istiyorum: Baas zulmünün sergilediği vahşet karşısında güç birliği yapmayan ülkelerin bugün IŞİD merkezli askerî koalisyon kurmalarını nasıl anlamak gerektiği hakkındaki tespitlerimizi aktarmak için konuya devam etmemiz gerekiyor.

Bu noktaya parmak basmakla öncelikli olarak vermek istediğimiz mesaj İslâm âleminde böyle bir ittifaka ve güç birliğine karşı olmadığımızdır. Çünkü beni takip edenler İslâm coğrafyasında Müslüman halkların değerleri ve hakları üzerine bir güç birliğini her zaman savunduğumu, bugün İslâm dünyasının zayıf  olmasının en önemli sebebinin de bu güç birliğinin oluşmaması olduğunu vurguladığımızı bilirler. Fakat bu güç birliğinin adalet ve hukuk temeline oturması gerekir. Adalet ve hukukun hâkim kılınması için gerektiğinde güç de kullanılır. Ama güç kullanımı adalet dairesi dışına çıkarsa zulme dönüşür. O durumda gücü ister hâkim sistemin devamını isteyen resmî organlar isterse onu değiştirmek isteyen örgütsel yapılanmalar kullansın teröre dönüşür. Bunların biri resmî diğeri örgütsel terördür.

 Suriye’de de Baas rejimi, onun saltanatının sürmesi için müdahale eden güçlerin sergilediği şiddet ve vahşet, gerçekleştirdikleri katliamlar terör etiketinin resmî yüzünü IŞİD de örgütsel yüzünü temsil ediyor. Yani bu ülkedeki terör kartını elinize alıp bir tarafına baktığınızda karşınıza IŞİD çıkacaktır. Ama çevirip arka yüzüne baktığınızda da Baas ve onun arkasında duran Şebbiha, İran, Hizip, Şii milisler ve Rusya çıkacaktır. Bunlar birbirleriyle savaş halinde değiller. Aksine birbirlerini örtüyor, hatta birbirlerine gerekçe oluyorlar. Dolayısıyla bu ülkede terör kartının sadece bir yüzüne baktığınızda diğer tarafını görmeniz mümkün değildir. Ama her ikisi de vahşi, her ikisi de zalim, her ikisi de insafsız ve hukuk ilkelerine saygısızdır.

Fakat işin ilginç bir yanı IŞİD yüzünün kafa kesme operasyonlarının medya organları vasıtasıyla dünya kamuoyunun zihinlerine işlenmesi yoluyla bu örgütün isminden yararlanılarak Batı’da İslamofobi vahşetine gaz verilirken, terör kartının Baas yüzünde yer alan güçlerin nice kafalar doğraması oldu. Rakamları yan yana koyduğunuzda da Baas zulmü ve onun sürmesi için müdahale eden işgalci güçlerin cinayetlerinin ve katliamlarının toplamının büyük bir dağ, IŞİD terörünün gerçekleştirdiği cinayetlerin ve katliamların ise küçük bir tepe büyüklüğünde olduğunu görürsünüz. Ayrıca Baas şiddeti, cinayetleri ve katliamları IŞİD’inkinden çok önce başlamıştır.

Dolayısıyla olaya bu açıdan baktığımızda, İslâm coğrafyasında teröre karşı güç birliği oluşturulması için Riyad’da atılan adım normalde geç kalmış bir adımdır. Bu adımın atılması için bir IŞİD tehdidinin ortaya çıkması, Yemen’deki Husi terörünün etrafa yayılmaya başlaması gerekmiyordu. Baas zulmünün, hiçbir ölçü tanımayarak insanları vahşice doğramaya başlamasıyla birlikte atılması ve hızla devreye girmesi, Esed vahşetinin derhal önüne geçmesi gerekiyordu. Bu, tabii ki İran’ın Baas vahşeti hesabına gerçekleştirdiği zulmün bir benzeri olması durumunda IŞİD’in örgütsel terörünün resmîleşmiş şekli olacaktı. O yüzden hukuku ve adaleti hâkim kılmayı, zulme engel olmayı amaçlaması gerekiyordu.

Bugün “terör” kavramına herkes kendi penceresinden bakıyor. O yüzden çok farklı tanımlamaları ve yorumlamaları var. Çoğunlukla da örgütsel şiddete terör olarak bakılırken, resmî şiddetin üstü örtülüyor. Bazen örgütsel şiddetin önüne geçme gerekçesiyle, hedeflenen örgütle hiçbir ilgisi olmayan insanlara zarar verilmesine de normal bakılabiliyor. O yüzden en önce terörün tanımlamasının doğru yapılması gerekir. Çünkü sonuçta her iki taraf da şiddete başvuruyor. Teröre başvurmakla suçlanan örgütün kendisi de onu etkisiz hale getirmeye çalışan resmî yapı da. Çizgiyi adalet ve hukuk belirler ve hukuk çizgisi aşılmazsa haksız bir şekilde güç kullanımının önüne geçilebilir.

Haksız olarak şiddete yani teröre başvuranlar karşısında güçlü olmak için güçlerin birleştirilmesi isabetli bir adımdır. Ama güçlerin birleştirilmesi resmî terörün bileğinin güçlendirilmesi şeklinde kendini gösterirse bu terör karşısında değil terör için ittifak olur. İslâm dünyasında güç birliğinden ne beklediğimiz hakkında kanaatlerimizi de inşallah müteakip yazımızda dile getireceğiz.

yeniakit

Bu yazı toplam 251 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim