• BIST 107.463
  • Altın 142,712
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,1411
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Konya 29 °C
  • Antalya 34 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Erzurum 22 °C
  • İzmir 32 °C
  • Rize 29 °C

Terörün başı ABD’dir

Ahmet Varol

ABD’nin dünya üzerindeki sultası bir “korku hegemonyası”dır. Bu hegemonyada “korku” unsuru iki yönlü  kullanılıyor. Biri “tehdit unsurları” oluşturulması suretiyle zayıf düşürülenlerin ABD ile işbirliğine zorlanmaları, diğeri ise ABD’nin kendi tehdit gücünün kullanılması suretiyle yine zayıf düşürülenlerin boyun eğmeye zorlanmalarıdır. Komünist blokun güçlü olduğu zaman ABD, zayıf düşürülenleri kendisiyle işbirliğine zorlamak için komünist tehdidi kullanıyordu. Ancak komünist tehdidin ortadan kalkmasından sonra yeni bir tehdit unsuru bulma ihtiyacı duydu. Bu arada İslâmî bilinçlenme ve toplumların İslâm’a yönelişi onu endişelendirdi. Fakat İslâm’ı doğrudan bir tehdit unsuru olarak seçmedi. Çünkü bu hem realiteye tersti, hem de geniş çaplı bir tepkiye neden olacağını tahmin etti. 

O yüzden tehdit unsuru olarak terörü seçti. Fakat kendilerini İslâmcı olarak tanımlayan normalde İslâm’ın reddettiği türden eylemler düzenlemeye yatkın bir heyecanlı kesimi yönlendirmek için karanlık birtakım örgütler oluşturdu ve bunlar üzerinden “İslâmcı terör” kavramı geliştirdi. Böylece bu ikisini bir arada zikretmek suretiyle “İslâm” ile “terör” kavramlarını özdeşleştirmeye çalıştı. 

Radikal hıristiyan grupların gerçekleştirdiği eylemler hakkında “hıristiyan terörü” kavramı kullanılmaz. Aynı şekilde yahudi grupların eylemleri için yahudi terörü veya budist grupların şiddet eylemleri için budist terörü denmez. Ama normalde tüm Müslüman halkların reddettiği, kendilerini İslâmcı olarak tanımlayan IŞİD veya Boko Haram gibi örgütlerin yine İslam’a tümüyle ters eylemleri hakkında “İslamcı terör” veya “İslâmî terör” kavramı kullanıldı ve bu kavram oldukça yaygınlaştırıldı. 

Oysa terör ve İslâm birbirine terstir. İki zıt olgunun birlikte anılması gerçekte mantığa terstir. Fakat küresel emperyalizm açısından önemli olan söylenenlerin mantığa uygunluğu değil zihinleri yönlendirmede başarılı olmasıdır. Ne yazık ki emperyalizmin aslında planlı bir şekilde gerçekleştirilen eylemlerden de yararlanarak yürüttüğü propaganda savaşı başarılı olmuş ve bu kavramlar zihinlere iyice işlenmiştir. 

ABD aynı zamanda, yeni bir tehdit unsuru belirleyince bu konuda insanlarda bir karşıt tavır oluşması ve kitlelerin gerçek anlamda bir tehdidin varlığına inandırılabilmeleri için birtakım kavramlar bulma ve bu kavramları zihinlere yerleştirme ihtiyacı duydu. Özellikle “İslamcı terör” ve “radikal İslam” kavramları bu amaç için etkili ve yoğun bir şekilde kullanıldı. Sertlik yanlısı birtakım grupların gerçekleştirdiği eylemler de bu amaçla değerlendirildi. Buna ek olarak istihbarat örgütleri tarafından gerçekleştirilmiş olması kuvvetle muhtemel eylemler de İslamcı olarak tanımlanan oluşumlara mal edilen şiddet olayları listesine eklendi. 

ABD’nin kendi saldırganlığına gerekçe olarak kullandığı “terör”le ilgili iddialarının çoğu birer plandır. Planların da siyasi hesaplara göre şekillendirilmesi zor değildir. Eğer ki burada reel bir olay söz konusu olsaydı, harita ABD’nin planlarına, hesaplarına göre değil realiteye göre şekillenirdi. Ama her şey birer kurgudan ibaret olduğundan harita da ona göre şekillendirilmiştir.

Yürütülen propaganda savaşının başarılı olması sebebiyle normalde insan vicdanının reddettiği, insanlık dışı bir eylem gerçekleştirildiği zaman onun suçlusu da peşin ilan ediliyor. Peşin suçlunun da onu kabullenmesi, onaylaması ve sahiplenmesi zor olmuyor. Çünkü kendisine yüklenen fonksiyon budur. 

Suçun önüne geçilmesi ve suçlunun cezalandırılması yargının işleyişinin zaruretidir. Zaten suçlunun cezalandırılmasının temel amacı da intikam alma değil suçun önüne geçmedir. Ama yargı mekanizması veya ona hizmet amacıyla oluşturulmuş güvenlik ve istihbarat teşkilatları herhangi bir suçu, o suçla ilgileri olmayan insanların da itham edilmesine, cezalandırılmasına gerekçe olarak kullanırlarsa o zaman suçtan zulüm çıkarılmış olur. Ne yazık ki son dönemde bunu çok bariz bir şekilde görüyoruz. 

Terör kavramının İslâm’la yan yana getirilerek, gerçekte küresel emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden örgütlerin fiillerinden tüm dünya Müslümanlarına zulmetmenin gerekçesinin çıkarılması da böyledir. ABD’nin ve onun güdümündeki rejimlerin izlediği siyasetlerin temelinde de bu var. 

yeniakit

 

Bu yazı toplam 375 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim