• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 15 °C

Teröristin Terör Tanımlaması

Ahmet Varol

 

Mısır’daki askerî cuntanın son alarak “Müslüman Kardeşler” cemaatini terör örgütü listesine aldığı haber verildi. “Terör” artık uluslararası emperyalizmin ve onun güdümündeki dikta rejimlerinin, siyasi hareketleri kirletmede kullandıkları kavramların başında geliyor.

Dürüstçe ve ciddi bir araştırma yapılsa dünyada terör listesine alınan örgütlerin tümünün öldürdüğü insan sayısının belki ABD’nin tek başına öldürdüğü insan sayısının onda birine tekabül etmediği görülecektir. Buna rağmen ABD’nin, şiddete başvurduğu konusunda bir delil ortaya koyma ihtiyacı bile duymadan istediği örgütü terör listesine dâhil etme imkânı varken ve onun bu konudaki referansları geçerli sayılırken dünyadaki tüm sivil kuruluşlar ve siyasi hareketler ABD’yi “terörist” ilan etse diplomatik alanda bir referans değeri olmayacaktır. Böyle bir ortamda uluslararası politikada “terörist” suçlamasının ne kadar hukuki tutarlığı olabilir?

Mısır’da ise Müslüman Kardeşler hareketi siyasi iktidar mücadelesinde prensipte şiddeti ve silaha başvurmayı reddettiği, kitlesel mücadeleyi yaygınlaştırmayı tercih ettiği halde Sisi cuntası gayri meşru yolla iktidarı gasp etmesinden önce baltacı çeteleri eliyle, sonra da doğrudan asker, polis ve yine baltacı çetelerini kullanarak binlerce insan katletti. İçlerinde sabah namazını kılarken öldürülen yüzlerce insan var. Gelin görün ki, Müslüman Kardeşler’in Sisi cuntasını “terörist” ilan etme yetkisi olmuyor ama silahın gücüyle ve tamamen hukuk dışı yöntemle iktidarı elinde tutan cuntanın onu “terör örgütü” ilan etme yetkisi oluyor.

Cunta bundan önce de Müslüman Kardeşler’i temsilen aday olup halkın büyük teveccühüyle cumhurbaşkanı seçilen Dr. Muhammed Mursi’yi casusluk yapmakla itham etmişti. Gerekçeleri ise Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) ileri gelenleriyle görüşmeler yapması. Oysa Mursi, uluslararası alanda onlarca görüşme yaptı, ziyaretler gerçekleştirdi, ziyaretçiler kabul etti. Bunların hiçbiri delil sayılmazken Hamas’la yapılan görüşmelerin delil gösterilmesi onun düşman ilan edilmesi anlamına gelir. Oysa Mısır’ın resmî politikasına göre Filistin davası bir ulusal davadır ve bu davayı temsil eden tüm direniş gruplarına karşı olumlu tavır sergilenmesi gerekir. Asıl düşman ise siyonist işgalcidir. Cuntanın da siyonist işgalcilerle sıkı münasebet içine girdiği, görüşmeler yaptığı ve onun talimatları doğrultusunda Gazze’ye uygulanan ambargoyu da oldukça katılaştırdığı biliniyor. Bu durumda asıl casus ilan edilmeleri gerekenler General Abdülfettah Sisi başta olmak üzere onun yasa dışı cuntasının başını çeken adamlardır.

Mısır’daki cuntanın gerek “terör örgütü” ve gerekse “casus” suçlaması Bangladeş’te Cemaati İslâmî’nin önemli şahsiyetlerinden Abdülkadir Molla’nın idamına ve daha birçok ileri geleninin idama mahkûm edilmesine gerekçe gösterilen “savaş suçu işleme” ithamına benziyor. Oysa onların ileri sürdükleri savaş suçlarının işlendiğini söyledikleri savaşı Cemaati İslami ve idama mahkûm edilen bütün mensupları ilkesel olarak reddediyorlardı. Bu savaşın bir fitne savaşı olduğunu dolayısıyla desteklenmemesi, iştirak edilmemesi gerektiğini söylüyorlardı. Zaten onları mahkûm eden dikta rejiminin dayanakları da aslında bu savaşı reddetmeleriydi. Savaşta bazı sivillerin öldürülmesine neden olduklarına dair suçlamaların hiçbir dayanağı yoktu. Çünkü bu insanların ilkesel olarak reddettikleri ve destek verilmemesi çağrıları yaptıkları bir savaşta “karşı taraf” hesabına birilerinin öldürülmesine neden oldukları iddiasının tutarlı yanı olamazdı.

Böyle bir savaşta, savaş suçu işlemekten dolayı birilerinin yargılanması gerekiyorsa onun ateşini yakan ve düşman ilan ettiklerinin üzerine sürekli ateş yağdıran kişilerin yargı önüne çıkarılıp hesaba çekilmeleri gerekir. Ateşin üzerine su dökerek onu söndürmeye çalışanların böyle bir suçu işlemiş olmaları mümkün müdür?

Ama sorun, zulmün aynı zamanda yargıya hükmetmek ve ona yön vermek suretiyle kendi haksızlıklarını hukuk temeline oturttuğu mesajı vermede yargı kılıfını kullanmasından kaynaklanıyor. Unutmamak gerekir ki yargı her zaman hukuk ve adalet değildir. Zulme ve haksızlığa son verilmesi için de zaten en başta yargının hukuka ve adalete dönüştürülmesi gerekir.

 

yeniakit

 

Bu yazı toplam 456 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim