• BIST 106.711
  • Altın 143,557
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Konya 23 °C
  • Antalya 28 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Erzurum 16 °C
  • İzmir 30 °C
  • Rize 24 °C

Terörist hesabına kabadayılık

Ahmet Varol

PKK yıllardan beri Irak topraklarını hem bir sığınak hem de bir yönetim merkezi ve militan yetiştirme alanı olarak değerlendiriyor. Türkiye’ye yönelik saldırılarında bu topraklarda kurduğu mekanizmasını kullanıyor. Tehditlerini buradan gönderiyor. Kısacası saldırılarını büyük ölçüde buradan yönetiyor. 

PKK’nın Irak topraklarından bunu başarabilmesinin ancak iki türlü izahı olabilir: 

Birincisi Bağdat hükûmetinin örgüt karşısındaki acziyeti. Bize göre geçerli ve makûl olan ihtimal de budur. O durumda Türkiye’nin herhangi bir girişimine gerek görmeden doğrudan Bağdat’taki hükûmetin çağrı yapması ve “Bizim gücümüz bunlara engel olmaya yetmiyor; militanlarını eğittikleri noktalara müdahale imkânımız yok. Gelin siz kendiniz bunları etkisiz hale getirin” demesi gerekirdi. Komşuluk hukuku ve Irak topraklarının Türkiye’ye karşı tehdit için kullanılmasına fırsat vermeme sorumluluğu da bunu gerektirirdi. 

Eğer Bağdat hükümeti bunlarla baş edebileceğine inanıyor ama engel olmuyorsa o zaman da ikinci ihtimal söz konusu olur ki o da böyle bir örgüt üzerinden Türkiye’ye karşı fiilî bir savaş yürütülmesidir. O durumda da Türkiye’nin kendisine karşı açılmış bir savaşa yönelik savunma operasyonu başlatmasına Irak Başbakanı Haydar El-Ibadî’nin diyebileceği tek bir laf olamaz. Böyle bir savaşı sahiplenmenin bedelini ödemek zorundadır. Eğer bir yandan Türkiye’yle savaş halinde olmadığını iddia ederken diğer yandan sorumluluğu altındaki topraklardan savaş yürütenlere hamilik ederse bedelini de ödemek zorunda kalır. 

Fakat Bağdat’taki uzaktan kumandalı hükûmetin acziyeti sadece PKK militanları karşısında değil IŞİD karşısında da önümüze çıkıyor. Bugün hâlâ Irak topraklarının önemli bir kısmı IŞİD örgütünün hakimiyeti altındadır ve Irak askerleri buraları ona savaşarak değil, kaçarak, silahlarını ve tüm askerî malzemelerini arkalarında bırakarak teslim ettiler. Bu örgütün o toprakları ele geçirmesi Türkiye açısından da muhtelif sorunlara neden oldu. IŞİD’in zaman zaman Türkiye’ye karşı da korkunç eylemleri oluyor. O yüzden bölgede oluşturduğu tahakküm Türkiye açısından da tehdit ve tehlike oluşturuyor. Dolayısıyla Bağdat’taki hükûmetin IŞİD karşısındaki acziyeti bu örgütten kaynaklanan tehlikenin Türkiye sınırına dayanmasına neden oldu. Bu durumda Türkiye’nin Suriye topraklarında oluşan güvenlik sorununu sınırlarından uzaklaştırmak için harekete geçmesi gibi Irak topraklarında oluşan tehlike ve tehdidi de uzaklaştırma hakkı var. Irak hükûmetinin Türkiye’nin bunu yapmasına gerek olmadığını söyleyebilmesi için kendisinin tehlikeyi olayla ilgisi olmayanlara haksızlık etmeden ve onları evlerini, yurtlarını terk ederek Türkiye topraklarına iltica etmeye mecbur etmeden başarması gerekir. 

Irak bunu başaramadığı gibi IŞİD’e karşı yürüttüğünü ileri sürdüğü savaşı da bölge halkına yönelik bir savaşa dönüştürmüştür. Bu savaş ise Türkiye topraklarına sürekli akın akın mülteciler gelmesine neden oluyor. Ölümden kaçan bu insanların gelmesini engelleyerek onları ateşin içinde kalmaya zorlamak insanlığa yaraşmaz. Bu durum karşısında ilticaların son bulması için o insanların kendi evlerinde ve yurtlarında güven içinde yaşamalarına imkân sağlayacak müdahalede bulunma hakkı doğar. 

Türkiye’nin müdahalesi Irak’a karşı bir savaş değildir. Türkiye’ye yönelen tehlikeleri ortadan kaldırma amaçlıdır. Irak’ın buna gerek olmadığını söyleyebilmesi için söz konusu tehlikeleri ortadan kaldırmak için harekete geçmesi ve bunu başarabileceğini ispat etmesi gerekir. Acziyetini ispat etmişse Türkiye’nin fiili müdahalesine de söyleyecek sözü olamaz. 

Gerçeklerin ortada olmasına rağmen Irak Başbakanı El-Ibadi’nin Türkiye’ye karşı kabadayılık yapması gerçekte kendi hesabına değil ABD, İran ve Esed rejimi hesabınadır. Çünkü bunlar Türkiye’yi tehdit eden tehlikelerin ortadan kaldırılmasına müsaade etmek istemiyorlar. ABD’nin PKK’nın bir kanadı durumundaki PYD’yi sürekli silahlandırması, bu örgütün Amerikan bayraklarını asarak kendini sağlama almak istemesine sadece dil ucuyla ufaktan itirazda bulunmakla yetinmesi, başkanlığa aday olanların bu örgütü daha fazla silahlandırma vaatlerinde bulunması gerçeği gözler önüne seriyor. El-Ibadi de bu savaşın bir parçasıdır. 

yeniakit

Bu yazı toplam 210 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim