• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -8 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Konya -4 °C
  • Antalya 5 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -22 °C
  • İzmir 2 °C
  • Rize -4 °C

Tarihten Günümüze Firavunlar ve Rejimleri

Ahmet Varol

Kur’an-ı Kerim’de Firavun ile kastedilen Hz. Musa dönemindeki Mısır kralıdır. Ancak bu, Mısır’da belli bir dönem krallara verilen ünvandı. Hz. Musa (a.s.) döneminde Mısır’a hükmeden Firavun’un hangisi olduğu hakkında ise farklı görüşler bulunduğundan kesin bir isim verilemiyor.

Burada esas olan Firavun kavramının Kur’an-ı Kerim’deki tanımlamayla önümüze koyduğu kimliktir. O da yeryüzünde büyüklenen, kendini hükmettiği ülkenin sadece yöneticisi değil aynı zamanda ilahı olarak gören, dolayısıyla kimsenin kendisini yaptığı zulüm ve haksızlıklardan sorgulama hakkının olamayacağını, çünkü kendisinin üstünde birinin bulunmadığını düşünen iyice azgınlaşmış, mütekebbir bir diktatör kimliğidir.

Bugün Mısır halkına hükmetmek için silahın gücünü ve sınır tanımayan şiddeti kullanmakta tereddüt etmeyen Abdülfettah Sisi’nin de böyle bir sınır tanımayan aşırılık ve tekebbür içinde olduğunu görüyoruz.

Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şu vurgular yapılır:

“Şüphesiz Firavun yeryüzünde iyice büyüklenmişti ve o çok aşırı gidenlerdendi.” (Yunus, 10/83)

Hüsni Mübarek’in devrilmesinden sonra benzer bir diktatörlüğü ülkeye yeniden hâkim kılabilmek için askerî darbe gerçekleştiren Sisi insanları namaz esnasında öldürebilecek, süt dönemindeki bebekleri anneleriyle birlikte vurabilecek, camilerin içine bombalar atacak, gözaltına alınanları hapishaneye nakletme esnasında kirli bir oyunla saldırı düzenlenmesini sağlayarak topluca imha edecek kadar aşırı gitmiştir.

“Doğrusu Firavun (bulunduğu) yerde büyüklenmiş ve oranın ahalisini gruplara ayırmıştı. Onlardan bir kitleyi zayıf düşürüyor (eziyor), onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.” (Kasas, 28/4)

Mısır’daki cunta lideri aynı şekilde ülke halkını gruplara ayırıp bazılarının ceplerine para koyarken ellerine de baltalar vererek kendisine karşı çıkanları, birazcık vicdan sahibi olanların bakmaya tahammül edemediği korkunç metotlarla katlettirdi. Üstelik bugünkü Firavun, Hz. Musa (a.s.) dönemindeki gibi erkekleri öldürüp kadınları sağ bırakmıyor, daha ileri giderek keskin nişancılara kadınları da bilhassa öldürtüyor. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de sözü edilen Firavun kadınların tehlike olmadığını düşündüğü için onlardan korkmuyordu. Bugünkü her ne kadar yeryüzünde büyüklense de kadınlardan dahi fena halde korkuyor.

“Kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.” (Sad, 38/12)

Kur’an-ı Kerim’in iki yerinde Firavun’dan “kazıklar sahibi (zu’l-evtad)” diye söz edilir. Siyasi muhaliflerini cezalandırmada kullandığı kazıklara sahip olmasının kastedildiği bildirilir. Firavun Sisi de darbe şartlarını hazırlama aşamasında muhaliflerini imha etmek amacıyla oluşturduğu çete elemanlarının eline baltalar verdi. Suriye Firavunu Beşşar’ın Şebbiha çetelerinin Mısır modeli olan baltacılar insanlara balta, kama vs. türünden kesici aletlerle saldırdıkları için böyle adlandırılmışlardı. Dolayısıyla geçmişteki kazıklar sahibi Firavun’la halkın üzerinde gayri meşru bir yönetim kurabilmek için darbe yapmak amacıyla sokağa saldığı fitnecilerin eline baltalar, kamalar veren Firavun arasında fark olmadığını sanıyoruz. Belki bugünkü vahşette daha ilerdedir. İktidarı gasp ettikten sonra cezaevlerinde uyguladığı işkenceler kazıklar sahibi Firavun’un yaptıklarından geri kalmıyor.

“Firavun kavminin içinde seslenip dedi ki: “Ey kavmim! Mısır’ın hükümranlığı ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz? Ya da ben şu zavallı, neredeyse söz anlatamayacak durumda olan kişiden daha iyi değil miyim?” (Zuhruf, 43/51-52)

Mısır’daki mevcut cunta liderinin, onun arkasında duran ve Hüsni Mübarek dönemindeki zulüm rejimini aynen geri getirmeye çalışan dikta kalıntılarının darbelerinin arka planına baktığımızda sahip oldukları güç ve çıkar kaynaklarını kaybetme korkusunun büyük rol oynadığını görürüz. Bugün şiddete başvurarak ülkeye hükmetmeye çalışan ordunun ülke ekonomisinin önemli bir kısmını elinde tuttuğu ve bu imkânların birçoğunu meşru olmayan yollardan elde ettiği biliniyor. İşte bu cuntacı kadro “şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi?” diyerek halkın sadece kendisinin köle ve hizmetçileri olduğunu düşünüyor. “Hayır” diyenleri ise kendilerini ifade etmekten bile aciz zavallılar olarak görüyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 136 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim