• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum -4 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 8 °C

Suudi Arabistan’ın politikasına bakış

Ahmet Varol

Kral Abdullah’ın ölümünden sonra Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik operasyon için Körfez ülkelerini etrafına toplayıp ABD’nin son yıllarda yaygın bir şekilde kullandığı taktiğe başvurarak koalisyon oluşturması, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) dışında kalan Arap ülkelerini de kendi siyasetine çekmeye çalışması ve Türkiye’yle ilişkilerini güçlendirmek için harekete geçmesi bu ülkenin kralının değişmesiyle birlikte dış politikasının da köklü birşekilde değiştiği kanaatinin oluşmasına neden olmuştu. Ben şahsen bu konudaki yorumlarla ilgili olarak 28 Şubat 2015’te yayınlanan “Suud’un çizgisinde değişiklik var mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve gerçekte bu ülkenin siyasetinde köklü bir değişiklik olmadığını ancak şartların değişmesinden kaynaklanan bazı taktik değişiklikleri olduğunu dile getirmiştim.

Taktik değişikliği de zihniyet değişikliğinden değil Yemen’de halkın diktaya karşı kazandığı zaferi aynen Mısır’daki gibi geri almak amacıyla oynanan oyunda kendisiyle işbirliği yaptıkları eski diktatör Ali Abdullah Salih’in kendilerine kelek atmasından kaynaklanıyordu. Eski diktatörün bu oyunda İran’la ve onun güdümündeki Husi hareketiyle irtibatı güçlendirmesi İran yönetimini cesaretlendirmiş ve Yemen’i Irak gibi bir arka bahçe haline getirme atağında hızlı hareket etmişti. Bu atak da Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini endişelendirdiği için geçiş dönemi cumhurbaşkanı Abdurabbih Mansur el-Hadi’yi devreye sokarak olaylara doğrudan müdahale ihtiyacı duydular. Fakat bu taktik değişikliklerinde belirleyici etken çıkar hesaplarıdır.

Suudi Arabistan ve onunla işbirliği içindeki Körfez ülkeleri ne yazık ki İslâmî hareketin yükselişini ve halkların özgürlük mücadelelerine öncülük edecek bir faaliyet içine girmelerini kendi iktidarlarının geleceği açısından bir tehlike ve tehdit olarak görmeye devam ediyorlar.

Dolayısıyla Kral Selman her ne kadar Mısır’la ilgili siyasetlerinde bazı yanlışlar yaptıklarını itiraf mahiyetinde birtakım açıklamalar yaptıysa da bu açıklamalar cuntaya yönelik siyasetlerinde değişiklik anlamına gelmiyordu. Cuntaya yönelik siyasetlerinde elle tutulur bir değişiklik olsaydı onun toplu idam kararları çıkarmakta bu derece cüretkâr davranması çok da kolay olmazdı. Suud rejimi Mısır’da cuntayı İslâmî hareketin önünde korunması gereken bir engel olarak görüyor ve bu engelin çökmesinin İslâmî hareketin yeniden yükselişe geçmesinin önünün açılması anlamına geleceğini biliyor.

Aynı şey Libya’daki Halife Hafter fitnesiyle ilgili politikası için de söz konusudur. Hafter fitnesinin yükselişe geçmesinde, eski rejim kalıntılarının onun arkasında toplanmalarının ve sonunda fitnecilerin Tobruk’ta bir paralel hükümet kurmalarının sağlanmasında Suudi Arabistan’ın büyük payı olduğu inkâr edilemez. Ama tabii Libya’daki fitneye destekte küresel güçlerle Suud’un hesapları örtüşüyor. Bu hesaplar Yemen’de, küresel güçlerin ve BM özel temsilcisinin eski diktatör kelekçi Ali tarafına yontması sebebiyle Husilerin Sana’da kontrolü ele geçirmesinden sonra karışmıştı. Suud’un Yemen’le ilgili politikasında Türkiye, Pakistan ve Malezya ile bağları güçlendirme ihtiyacı duyması bu yüzdendi.

Suudi Arabistan’ın İslâmî hareketle ilgili endişelerinin sürdüğü ve önünü açmaya yanaşmak istemediği iç politikasında daha belirgin bir şekilde görülüyor. Bu ülkede çok sayıda ilim adamı, özellikle zulüm rejimlerine karşı halk ayaklanmalarına destek vermeleri ve yönetimin bu konudaki tutumunu eleştirmeleri sebebiyle yani hukuki değil tamamen siyasi sebeplerden dolayı ya zindanda ya da murakabe altındadır. Son dönemde yayınlanan bazı yorumlarda bu ilim adamlarının zindanda veya murakabe altında tutulmasının İran’ın işine yaradığı hatırlatılarak onlara karşı tutumda değişiklik çağrısı yapılmıştı. Fakat gördüğümüz kadarıyla yönetim bu konuda söze gelir bir değişikliğe yanaşmak istemiyor. Çünkü onlara çalışma özgürlüğü verilmesi durumunda halkla bütünleşmelerinden ve davalarına sözcülük etmelerinden korkuyor.

İnsanlarımız iyimser olmayı tercih ettiklerinden bazen çok küçük işaretlerden büyük ümitler çıkarabiliyorlar. Oysa Suudi Arabistan hâlâ İslâmî kimliği eli sopalı devletin gerçek yüzünü örtmede kullanan bir demir perde ülkesi vasfını koruyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 358 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim