• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • Ankara 29 °C
  • İstanbul 32 °C
  • Konya 29 °C
  • Antalya 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Erzurum 23 °C
  • İzmir 36 °C
  • Rize 26 °C

Suud Kalemlerinin İran'a Kalleşçe Saldırısı

Nureddin Şirin

En büyük hedefi Siyonist rejimin varlığını ortadan kaldırmak ve Kudüs"ü özgürleştirmek olan İslam İnkılabı"nın 30. zafer yıldönümünü ve Gazze zaferimizi büyük bir kıvançla kutladığımız şu günlerde, bir takım fasid dillerin ve kalemlerin İran İslam Cumhuriyeti"ne yönelik saldırı ve hakaretlerini artırmış olması, tüm tarih boyu olduğu gibi, hakkın ne denli pervasızca çiğnenebildiğinin güncel bir örneği olarak karşımızda duruyor.

 

Üstad Şehid Mutahhari, Emirelmü"minin Hz. Ali hakkında yazdığı bir kitapta, tarihte Hz. Ali gibi, seveniyle ve düşmanıyla belirginleşen başka bir şahsiyet bulunmadığına vurgu yapar. Gerçekten de, Hz. Ali hem dostları hem de düşmanlarıyla farklılaşır; bir taraftan Selman, Miktad, Ammar, Ebuzer gibi şahsiyetlerin ışıldayan parlaklığı, diğer taraftan da ona minberlerde küfürler savurtanların kapkaranlık iğrenç çehresi…

 

İran İslam Cumhuriyeti de öz itibariyle Hz. Ali"nin bu yönüne çok benzemektedir; onbinlerce şehidin pak kanları üzerinde, Allah ve Resulü"nün yolunu sürdürmek üzere kurulmuş ilahi bir nizam ve istikbar, tuğyan ve siyonizm karşısında ödenen emsalsiz bedellere rağmen, İslam ümmeti içinden birilerinin kalkıp sürekli bu inkılab ve nizama saldırmaya kalkması, bize tarihteki o karanlık çehreleri bir kez daha hatırlatmaktadır…

 

Bundan dolayıdır ki, sabah namazında Kufe mihrabında zehirli bir kılıç darbesiyle başından vurulan Hz. Ali, “Kabe"nin Rabbine and olsun ki kurtuldum” diyecektir. Onun içindir ki, “zillet bizden uzaktır” diyerek İslami hilafeti zor ile gasp eden Beni Ümmeyye"nin Yezid"ine boyun eğmediği için, Medine"ye terk ederek kendi katligahı ve gam ve hüzün diyarı Kerb-u Bela"ya doğru yola çıkan Hz. Hüseyn, son olarak Ceddi Resulüllah"ın hareminde “Ya Resulüllah, senin ümmetinden neler çektiğimi, sana gelince anlatacağım” diyecektir…

 

Tarih bize öğretmiştir ki, hakkında “elleri kuruyasıca” şeklinde ayet inen putperest Ebu Leheb"ler, tüm zamanlarda karşımıza çıktığı gibi, sevilmeleri Kur'an'da “risaletin ücreti” olarak gösterilen Al-i Muhammed"in azılı düşmanları da tüm çirkinlikleri ile karşımıza çıkacak, geçmişten öğrendikleri şeytani taktiklerle, mızrakların uçlarına “Kur"an mushafları” takarak, Dr. Şeriati"nin tanımıyla, "dine karşı bir din" savaşını sürdüreceklerdir...

 

Bedir savaşında bir çizgi ve hendek vardı, müminlerle müşrikler arasında… Taraflar ayan ve belli idi. İman ile küfür apaçık karşı karşıya idi. Ancak, “zer” “zor” “tezvir” devreye girip Resulüllah"ın mihrabı Ben-i Ümeyye gibi gasıpların işgaline uğradığında bu kez, Allah"ın evlerinin içinden hakk"a karşı "hakk suretinde" bir hücum başlayacak, üzerlerinde vaiz cüppesi olanlar, sözlerini zehir ve tezvirle doldurup büyük bir hınçla hakk ehlinin üzerine savurmaya başladı. Allame Mevdudi, “İslam"da Hilafet ve Saltanat” adlı eserinde bu dönemi çok güzel bir şekilde anlatacaktır. Hucr bin Adiy Resulüllah"ın sahabesi olsa da, Peygamber minberinden savrulan bu zehirlere karşı tepki verdiği için, itirazının bedelini canıyla ödeyecektir…

 

"El Hurra vakası"nda, binlerce Medinelinin niçin katledildiğini, yüzlerce Sahabe hanımının ırzlarının niçin ve kimler tarafından kirletildiğini tarih sayfalarından acıyla okuyup, aynı mütecaviz karakterlerin günümüzde de işbaşı yapıp üslendikleri görevleri aynı hınçla yerine getirdiklerine tanık olduğumuzda, Merhum Mehmed Akif"in deyimiyle, “tarihin tekerrür ettiğini” fark ederiz…

 

Günümüzde çağdaş firavun Amerika"nın "Büyük Ortadoğu Projesi", kendilerinin deyimiyle "teröre karşı küresel savaş" ya da birilerinin dilinden “28 Şubat Süreci” her ne ise, İran İslam Cumhuriyeti"ne yönelik saldırıların arkasında yatan süreç de “Ben-i Ümeyye Süreci”dir ve 1400 yıl geçmiş olsa da bu sürecin devam ettiği görülmektedir…

 

Yazımızın başlığını Arap Birliği'nin gündemleştirdiği "Suud Kalemlerinin İran'a Kalleşçe Saldırısı" şeklinde koymamızın sebebine gelince…

 

Siyonist rejim güçlerinin tarihin görülmemiş bir barbarlığı ile, 23 gün boyunca Gazze"ye yönelik gerçekleştirdiği soykırım saldırılarını tam bir utanç ile seyr eden, seyirden öte, doğrudan veya dolaylı olarak siyonist rejime lojistik ve psikolojik destek sunan habis Arap rejimleri, düzenledikleri “Arap Birliği Zirvesi”nde bir karar olarak “Arap olmayanların Filistin meselesine karışmaması” gerektiğini açıkladılar. Bilindiği üzere bu “Arap Birliği” hareketinin başını Suudi Arabistan ile Mısır rejimleri çekmektedir.

 

Suud Kralı Abdullah geçtiğimiz ay, “Dinler Arası Diyalog” adı altında Washington"a gittiğinde, önceden planlanmış bir senaryo ile, siyonist rejim Cumhurbaşkanı Shimon Peres ve Dışişleri Bakanı Livni ile buluşur. Bu nasıl bir “dinler arası diyalog” ise, bu toplantıda, Suud kralı Abdullah, Siyonist rejim cumhurbaşkanı Peres"in takdir dolu sözleriyle karşılaşır. Peres çıktığı kürsüden Kral Abdullah"a dönerek, “attığınız adımlar ve sarfettiğiniz sözlerle bizlere umut ve cesaret veriyorsunuz, siz majestelerine teşekkürlerimi sunuyorum” der…

 

Gazze, tarihinin ölümcül bir dönüm noktasını geride bıraktı. Filistin İslami direniş güçlerinin Siyonist düşman karşısındaki kahramanca ve sarsıcı direnişi, işgal güçlerini geri püskürtüp ateşkes isteme noktasına getirse ve böylelikle, Lübnan"da Hizbullah savaşçılarının kazandığı büyük zaferden sonra, Gazze"de de Kassam ve Kudüs Seriyyeleri büyük bir zafer kazansa da, 300'den fazlası çocuk olmak üzere 1500 kadar Filistinli kardeşimiz vahşice katledilirken, tüm bu katliamlar karşısında başını kuma sokan Washington ve Tel Aviv"in arsız işbirlikçisi bu Arap rejimleri, tüm varlığını Filistin"in savunmasına adayan İran İslam Cumhuriyeti"ne, “bizim içişlerimize karışma” diyerek tepki gösterir…

 

Öyle ya, bu hain ve habis rejimlerin, Riyad ve Kahire despotlarının bir “içişleri” vardır.

 

Camp David, Madrit, Oslo, Washington ile başlayıp sürdürdükleri “içişleri”nde, Filistin"i siyonistlere peşkeş çekmek, Filistin İslami direnişini diz çöktürmek için, Gazze"ye ambargo uygulamak ve kendileri gibi aşağılık satılmışlar olan bir grup El Fetihliyi eğitip silahlandırarak bir av köpeği gibi Hamas"ın üzerine salmak vardır...

 

Onların “içişleri”nde, Dahlan gibi cani ruhlu İsrail uşaklarının cebini para, elini silah ile doldurup Hamas hükümetini yıkması için sırtını sıvazlamak vardır...

 

Onların "içişleri"nde İslam dünyasına karşı küresel bir haçlı savaşı başlatan Bush"un boynuna madalya takıp Condolezza Rice"nin önünde diz çöküp biat tazeleme vardır. Onların “içişleri”nde, Riyad, Amman ve Kahire"de toplanıp siyonist rejime dostluk mesajları gönderilirken, “İran tehlikesine karşı stratejik işbirliği” kararları almak vardır…

 

İran niçin karışsın sizin böylesi kirli işlerinize… Sizin bataklığınıza İhanet ve zilletinize niçin bulaşsın…

 

Diğer yandan bu zalimlerin bir de medyası vardır. Ümmetin zenginliklerini “ARAMCO” ile yağmalayıp petro-dolarlarla saltanat sürdüren Haremeyn işgalcisi soyguncu rejimin dolarlarıyla okkasına dolduran satılık kalemler, kendilerine ayrılan köşelerinden İran İslam Cumhuriyeti"ne, İslam İnkılabı ve Hizbullah"a salyalarını akıtarak saldırmaktan geri durmazlar. Sözlerine ve yazılarına “Allah"ın adıyla” besmele, hamdele ve salvele ile başlayıp, sözde bir din hassasiyeti ile, Arap dünyasının çıkarları adına hücuma geçerler. “İran bölgede bir “Şii hilali” kurmaya çalışıyor”, “İran, Arap dünyasını egemenlik altına almaya uğraşıyor”, “İran Filistin meselesini kendi Fars politikası için bir araç olarak kullanıyor” “İran yayılmacılığını önlemek için Araplar arasında güçlü bir işbirliğine gitmemiz gerekiyor” Bölge için en büyük tehdit İran"dır” türünden yüksek sesle bağırırlar…

 

El Şarku"l Evsat"ta yazmak veya El Arabiya"da konuşmak kolaydır; girersin Suud şeyhlerinin eteklerinin altına, dayarsın sırtını ihanet saltanatına, doldurursun okkana zillet mürekkebini, aldın mı dolarları ve talimatı efendilerinden, basarsın tetiğe… Atış serbesttir artık…

 

Genelde Filistin davasına, özelde de Gazze ve Filistin"in yegane siyasal meşru temsilcisi Hamas hükümetine karşı tarihin en namertçe ihanetlerinin gerçekleştirildiği bir zamanda, hedefte yine İran vardır… Siyonistlerin yakın tarihin en barbar bir saldırısını gerçekleştirdiği dönemde hedefte yine İran vardır. “Fars yayılmacılığı gereği, Filistin"i kullanmaya kalkan İran”ın (!) durdurulması, İran tehlikesinin önünün alınması gerekiyor. Tüm kirlenmişliklerini, üzerlerine beyaz aba alarak örtmeye kalkan bu kapı kulu beslemeleri, şunu bilmeliler ki, onların sadece rûz-i mahşerde değil, bu dünya hayatında da başları öne eğilecek, yaptıkları bu ihanetlerin bedelini er geç ödeyeceklerdir…

 

İran"ın Filistin politikası, Fars yayılmacılığı için bir taktik mi?

 

11 Şubat 1979"da zafere ulaşan İslam İnkılabı 30 yaşında. İslam Cumhuriyeti nizamı tüm saldırı, komplo ve ambargolara rağmen dimdik ayakta ve her zamankinden daha güçlü elhamdülillah…

 

Bir an şöyle düşünelim; İran"da İslam Cumhuriyeti nizamı kurulunca, bu devletin yöneticileri İslam dünyasından bir destek ve yakınlık görmek amacıyla “Filistin"i savunma” gibi bir taktiğe başvuruyor…

 

Eğer denklemi böyle kuracak olursak, 30 yıllık süreç göstermiştir ki, gayri meşru siyonist rejimi tanımayıp her yoldan Filistin halkı ve İntifadasına destek veren İran, “milli çıkarlar” açısından dünyevi anlamda tam bir felaketle karşılaşmış, sürdürdüğü bu politikasının bedelini amansız bir ambargo, bitmez tükenmez bilmeyen komplo ve saldırılarla ödemiş, buna karşılık dünya Müslümanlarından da karşılaştığı bu felaketi telafi edecek bir yakınlık ve destek görmemiştir...

 

Eğer İran iddia edildiği gibi, dünyevi çıkarlar gözetme yolunu seçseydi, sadece “Filistin meselesi Arapların meselesidir. Bu mesele, İsrail ile Filistinliler arasındaki bir savaştır, ben bu çatışmanın dışındayım” diyerek dış politikasını böylesi bir pragmatik zemin üzerinde kursaydı, işte o zaman İran şimdiki ekonomik, askeri ve siyasi gücünü en az 50 katına çıkarır, 8 yıllık tahmili bir savaşla karşılaşmaz, en seçkin şahsiyetlerini terörist saldırıları kurban vermez, otuz yıl boyunca ambargoların soğuk pençelerini boğazında hissetmezdi…

 

Konu üzerinde küçük bir araştırma yapanlar, İran"ın "Filistin ve Kudüs Davası"na hangi gerekçeyle destek verdiğini kolaylıkla öğreneceklerdir.

 

İslam İnkılabı"nın henüz ilk günlerinde, İslam Cumhuriyeti nizamı kurulmadan 20 yıl öncesinde İmam Humeyni, İran"da niçin bir İnkılab gerçekleştirilmesi gerektiğini, Fars politikasının son şahı Rıza Pehlevi hanedanının niçin yıkılıp tarihin çöplüğüne atılması gerektiğini birçok konuşmasında dile getirmiş, Şahlık rejiminin işlediği suçların başında, “Siyonist İsrail rejimi ile kurduğu kirli ve haince ilişkiler”in bulunduğunu belirtmişti… İranlı Müslümanlar şehrin caddelerinde kadını ve erkeğiyle milyonlar halinde yürüyüp “merg ber Şah” diye slogan atarlarken, “Siyonist rejimle ilişkiye geçen, petrolü Siyonistlere satan Şah"a ölüm olsun” diyorlardı…

 

İmam Humeyni “İsrail ortadan kaldırılmalıdır” derken ortada kurulmuş bir devlet yoktu. Aksine, Siyonist İsrail rejiminin istihbarat servisi MOSSAD tarafından eğitilen cellatların dayanılmaz işkenceleri altında, Kudüs"ü özgürleştirmeye ahd etmiş İmam Humeyni önderliği altında bir avuç mümin vardı; onlar için İslam Cumhuriyeti nizamı kurmak bir hedef olsa da, yolun daha başındaydılar ve şahlık rejimin ölüm tezgahları başlarının üzerinde idi. Ancak onlar için, İslam"ın mübarek ve mukaddes beldesi Filistin topraklarının özgürleştirilmesi için başlarına gelecek kanlı bir ölüm, kutlu bir arzuydu…

 

İster İslam inkılabı boyunca, isterse İslam Cumhuriyeti"nin kuruluşundan bu yana geçen 30 yıl boyunca, bu inkılabın önderlerinin önündeki en büyük hedef, İslam dünyasının bağrına bir kanser mikrobu olarak yerleştirilen "Siyonist rejimin haritadan silinmesi" olmuştur. Bunun içindir ki İran içinde "Batı yanlısı ulusalcı Fars politikası savunucuları"nın İslam İnkılabı liderlerine yönelik kullandığı saldırı argümanlarının odağında “İslam Cumhuriyeti"nin Filistin davasına verdiği destek” bulunmakta, "İran"ın milli kaynaklarının Filistin ve Lübnan"a aktarıldığı suçlaması" sürekli gündeme getirilmektedir…

 

Bugün elhamdülillah, Gazze"de kazanılan zaferimizin sevinç coşkusunu yaşıyoruz tüm benliğimizle… Birinci İntifada 1987"de başladı, İkinci intifada ise 2001 yılında. Gazze 2003 yılında özgürleşti, ikinci Gazze zaferimiz ise 2009 yılında…

 

Daha gerilere gidelim biraz; 1980"li yıllarda, bütün Filistinli savaşçıların Lübnan"dan çıkarılıp Kasap Şaron"un talimatı ile Sabra Şatila katliamlarının gerçekleştirildiği yıllarda, İslam İnkılabı"nın bereketiyle ortaya çıkan İmam Humeyni"nin talebesi Hizbullah savaşçılarının Amerikan karargahını nasıl havaya uçurduğu, sözde barış gücü İngiliz ve Fransız işgalcilerinin Amerika ile birlikte Lübnan"dan nasıl kaçmak zorunda kaldığı, işbirlikçi Hristiyan güçleriyle birlikte Güney Lübnan"ı işgal eden Siyonist rejim güçlerinin Hizbullah karşısında nasıl bir bozgun yiyip zelil ve yenik bir şekilde Lübnan"dan kaçmak zorunda kaldığı gerçeği ile karşılaşacağız…

 

İşte içinde bulunduğumuz Şubat ayında şehadete ulaşan Seyyid Abbas Musavi ve Şehid İmad Muğniye gibi direniş liderleri ve komutanlarının Siyonist düşmana tarihin en ağır yenilgisini tattırdığı gerçeği ile yüzleştiğimizde, daha 60"lı yıllarda “İsrail haritadan silinmelidir” diye haykıran İmam Humeyni"nin, siyonist varlığa karşı nasıl bir hedef gözettiğini daha iyi anlayabileceğiz…

 

1967"nin 6 gün savaşlarında Siyonist rejim karşısında hüsrana uğrayan altı Arap devleti"nin ardından, bir avuç Hizbullah savaşçısının Temmuz 2006"da bu siyonist rejim karşısında nasıl bir zafer kazandığını gördüğümüzde, Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah"ın Arap dünyasında niçin “en çok sevilen lider” konumuna geldiğini daha iyi kavrayacağız…

 

Eğer İran, Filistin meselesini Fars politikası için bir taktik olarak görüyorsa, 1960"lardan 1979"lara, 1980"lerden 1987"lere kadar geçen süreç ne anlama gelmektedir? O zaman ne İntifada, ne de Hamas vardı. İmam Musa Sadr Emel hareketini niçin kurmuştu, İranlı bir bilim adamı olan Şehid Mustafa Çamran"ın Lübnan"da işi neydi?

 

Ey Suud dinarları ve dolarları ile ceplerini doldurmuş satılık kalemler, tüm bunları biliyor musunuz? Şarku"l Evsat, El Arabiya veya benzerlerinin kapı kulu borazanları, İslam İnkılabı"nın siyonist rejime karşı olan mücadelesini İslam Cumhuriyeti"nin kurulmasından yıllarca öncesinden başlattığını biliyor musunuz?

 

İhvan-ı Müslimin Hareketi"nin lideri Üstad Muhammed Mehdi Akif"in dediği gibi, “hadi İran Filistin"e karışmasın, peki siz niçin Filistin"i yalnız bırakıyorsunuz?” sorusuna Riyad ve Kahire"deki efendilerinizin adına vereceğiniz bir cevap var mı?

 

“Zer”i görüp gözleri kamaşan satılık kalemler, sizin Filistin, Gazze, Hamas ve direniş hakkında konuşmaya hakkınız var mı?

 

Gazze"de kazanılan zaferin ardından, bu zaferi kazanan direniş önderleri Halid Meşal ve Ramazan Şallah"lar, Tahran"a gidip “biz bu zaferin sizin yardımlarınızla kazandık. Zaferimizin büyük ortağı sizsiniz” dedikleri ve Filistin başbakanı İsmail Heniye İslam İnkılabı rehberi İmam Hamenei"ye Filistin"e sağladıkları destekten dolayı “teşekkür mektubu” gönderdiği sırada, Yahudilerle eş zamanlı olarak İran İslam Cumhuriyeti"ne saldırmaya kalkarken yüzleriniz hiç kızarmaz mı?

 

Fırsat verseydiniz de, Halid Meşal, Ramazan Şallah ve İsmail Heniye, eteklerinin altına girdiğiniz Suud efendilerinize teşekkür edeydi? Kendisini “Haremeyn-i Şerifeyn"in Hizmetçisi” olarak tanıtan o yalancı ve hain kralınız, bir kez olsun “Gazze"nin hizmetçisi” oluvereydi..! Olmak istedi de İran mı, Hizbullah mı onlara engel oldu..?!

 

Bırakalım İslami kimliğimizi… Hz. Hüseyin"in dediği gibi: “Ey Ebu Sufyan"ın oğullarına uyanlar! Eğer Allah"tan ve ahiret gününden korkmuyorsanız, bari bu dünyada hür olun..!”

 

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v) Taif"te karşılaştığı o zalimce saldırıdan sonra, geleneksel Arap örfüne göre kendisini himayesi altına alan müşriği bile takdir ederken, farz edelim İranlılar taktiksel açıdan Filistin"i destekliyor, tüm bunlara rağmen, Resulülüllah"ı himayesi altına alan bir müşrik kadar İran'ı takdir edecek bir cibiliyetiniz yok mu sizin..?

 

Siyer"den, Siret-i Nebevi"den nasibiniz olmadı, insanlık onuru adına hiç mi nasibiniz yok sizin..?

 

Bu "kapıkulu Suud borozanları" bir “kurşun asker” misali aldıkları emir ve talimatları yerine getiredursunlar, ne Şarku"l Evsat"ı, ne Arabiya"sı, İslam Ümmeti"nin izzet ve ittihadını kırma girişimlerinde, tefrika ve husumet üretme çabalarında hüsrana uğrayacak, and olsun Allah"a ki, bu çirkinlik ve kalleşliklerinin bedelini efendileriyle birlikte ağır bir şekilde ödeyeceklerdir… Sanmasınlar ki, yaptıkları görülmüyor ve sanmasınlar ki, Ümmetin evladları aciz ve çaresiz duruyor...

Bu yazı toplam 4406 defa okunmuştur.
Yorumlar
baris
05 Mayıs 2009 Salı 18:54
al birini vur birine
Allah swt, icin dogru sozlu olmak gerekiyorsa . al iran'i vur suud'a, al suud'u vur turkiye'ye, al turkiye'yi vur misir'a, INSANLAR SUCLU ARIYORLARSA ONCE KENDILERINE SONRA ILK CEVRESINE SONRADA UZAGA DOGRU BAKSINLAR .. muhakkak ki rabbim anlasmasizliga dustugumuz konularda hukmunu verecektir .. rabbim ummetti muhammede rahmet etsin serefini yuceltsin hatalarimizi duzletsin tevhid uzere bir kilsin AMIN
88.254.95.125
mustaffa
20 Şubat 2009 Cuma 14:47
irana selam
suudi yönetimi ve suudi yazarları sizde zerre kadar ar ve utanma olsaydı bırak iranı eleştirmek iranın ismini ağzıma almaya utanırdım resulü zişanım mirasına en büyük ihaneti ettiniz iranlala beraber muh gerçek muhammediler geliyor bence sizde amerika ve israil gibi kurkun sizinde sonunuz geliyor ALLAH İRANIN YAR VE YARDIMCISI OLSUN
85.105.61.89
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim