• BIST 104.977
  • Altın 146,309
  • Dolar 3,5122
  • Euro 4,1828
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Konya 26 °C
  • Antalya 27 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Erzurum 23 °C
  • İzmir 25 °C
  • Rize 26 °C

Suud Güdümlü Birlik mi?

Ahmet Varol

Arap Ligi olarak da anılan Arap Birliği’nde başı çeken Mısır’da Hüsni Mübarek’in devrilmesinden sonra baş koltuğa oturan Suudi Arabistan oldu. Çünkü henüz saltanatlarını sürdüren küçük diktatörleri koruyan o olduğu gibi devrilen dikta rejimlerinin geri dönmesi için başlatılan fitne savaşlarını da büyük ölçüde finanse eden oldu. Mısır’daki Baltacı fitnesinden yararlanarak darbe gerçekleştiren Sisi’nin elinden tuttu. Dolayısıyla Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin büyük ağabeyi konumuna geçti. 

İşte bu Suudi Arabistan’ın son Körfez Zirvesi’nde Körfez ülkelerinin ittifaktan ittihat aşamasına geçilmesi için çalışmalar başlatılması önerisinin gündeme alındığı duyuruldu. 

Arap dünyasında buna benzer girişimler daha önce de olmuş, Cemal Abdünnasır döneminde Suriye ile Mısır birleşmiş ama uzun sürmemişti. İki Yemen arasındaki birleşme daha sonra Güney Yemen’in birleşme planından vazgeçtiğini, bağımsız yapısına dönmek istediğini bildirmesiyle savaşa götürmüş ve Kuzey’in galip gelmesiyle Sana’nın tüm ülkede hâkimiyet kurmasıyla devam etmişti. 

Suudi Arabistan teklifinin tek ülkeye dönüşme değil Avrupa Birliği benzeri bir ortak koordinasyon oluşturma olduğu anlaşılıyor. 

Son dönemde bölgesel güçlerin öne çıkması ve bu amaçla bazı yakınlaşmalar sağlanması karşısında Suudi Arabistan’ın da Arap dünyasının bir bölgesel gücü olma çabasında olduğu söylenebilir. Fakat birinci önemli sebep bu ülkelerdeki dikta rejimlerinin kendi halklarıyla barışık olmamaları yüzünden patlak verebilecek başkaldırılar karşısında acze düşmemek için güçlerini birleştirmeye ihtiyaç duymalarıdır. Bahreyn’deki krallık rejiminin korunmasında Suudi Arabistan’ın açıktan askerî desteğinin payı oldu. Bugün Suriye’deki Baas rejiminin direniş karşısında savaşmaya devam edebilmesi İran’ın askeriyle, değişik ülkelerden topladığı milislerle, silahla ve parayla sağladığı destek sayesindedir. Suriye’deki muhalif hareketin ileri gelen isimlerinden Mustafa Sebbağ’ın el-Cezire’nin Türkçe haber sitesinde yayınlanan röportajında vurguladığı şu husus önemli bir noktaya parmak basıyordu: “Esed rejimi fiilen bitmiş durumda. Artık bizimle doğrudan savaşan güç İran. İran önceden dolaylı olarak rejime destek veriyordu şimdi doğrudan taraf oldu.”

Suud öncülüğünde kurulması planlanan birlikte, üye ülkelerin uluslararası alanda bileğini güçlendirmenin, bölgesel ve küresel sorunlar karşısında bağımsız karar verebilmelerini sağlamanın öncelikli amaç olmadığını ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry’nin siyonist işgalcilerin Saban Forumu’nda yaptığı konuşmada dile getirdiği hususlar ortaya koyuyordu. Kerry, Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap yarımadası ülkelerini kastettiği “koalisyon ülkeleri” liderlerinin Filistin’deki İslâmî direnişi yani Hamas’ı ve İslâmî Cihad’ı da dâhil ettiği ve “terör örgütleri” dediği örgütlere karşı İsrail’le işbirliğine hazır olduklarını kendisine söylediklerini iddia etti. Kastettiği ülkelerden bu konuda bir ret açıklaması yapılmaması, bu ülkelerdeki dikta rejimlerinin küresel emperyalizmin ve onun himayesi altındaki siyonist işgalin uzaktan kumandalı karakolu olma niyetlerini koruduklarını gösteriyordu. 

Zirvenin kapanış bildirisinde Libya’daki gerilla gruplarına güya bir çağrı yapılarak kontrol altında tuttukları bölgelerde ablukaya son vermeleri istenirken tarafların diyalog yoluyla çözüme varmaları istendi. Bu sözler protokol diliydi. Asıl amaç ise Yemen’de oynanan Husi oyununun Libya’ya da taşınması suretiyle isyancı Halife Haftar’ın şemsiyesi altında devreye giren eski rejim kalıntılarının meşrulaştırılması ve siyasi yapıda yeniden etkin bir şekilde devreye sokulmasıdır. 

Yemen’deki Husi milislerine yapılan çağrı ise; “Senin işin bineklikti. Eski rejimin adamları bu amaçla sırtına yeterince bindiler, artık işin bitti”

 mesajı gibiydi. Tabii arkasına İran gibi bir gücü almış Husiler bunu yutmayacağı için Yemen’de suların durulması da pek mümkün görünmüyor. 

Kudüs ve Mescidi Aksa hakkındaki açıklamalar ise “el elin eşeğini türkü söyleyerek arar” sözündeki anlamı taşıyor. İşgalciyle işbirliğine hazır, Gazze’yi ablukaya almak için tampon bölge oluşturan Sisi cuntasına tam destek veriyor; Kudüs ve Mescidi Aksa hakkında da güya işgalciye “artık vazgeç” diyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 444 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim