• BIST 99.547
  • Altın 236,474
  • Dolar 6,1013
  • Euro 7,1788
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Konya 16 °C
  • Antalya 22 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 19 °C
  • Rize 23 °C

Suriye'de neler oluyor?

Abdurrahman Dilipak

Evet, ABD Suriye’deki bir askeri üssü vurdu. Bu saldırı, kimyasal silahlarla sivil halka yönelik saldırıyı gerçekleştiren askeri üsse, Şayrat üssüne yapılmıştı. Saldırı ABD’nin Akdeniz’deki donanmasından Tomahawk füzesiyle yapılmıştı. Üste 6 can kaybı var, altyapıda ise ciddi hasar oluştu. 9 Suriye uçağı isabet aldı. ABD saldırı öncesi Rusya’yı bilgilendirdi. Rusya BMGK’yi toplantıya çağırdı. 

Suriye ilk kez kimyasal silah kullanmıyor. Bugüne kadar defalarca yasaklanmış silahları kullanmakta tereddüt etmedi. Bu konu Esad için “vaka-i adiyeden” bir olaydı. Kimyasal silahların sıkı bir denetim altında olduğunu sanmıyorum. Esed’in doğrudan bilgisi de olmayabilir..

Şu soruyu da sormamız gerek: Kimyasal silahları Esed kendi mi üretiyor. Birileri bu silahı ona veriyorsa o ülke kim. Niçin ve hangi yoldan bu silah veriliyor.. Sakın birileri “Tavşana kaç, tazıya tut” demesin.

Esed’in adamları arasında olmayan yok ki. Rusya da var, İran da, FETÖ de vardır. PKK da vardır. ABD, İngiltere ve Fransız istihbaratlarının dışında olduğunu sanmıyorum.

DAEŞ gibi Esed’in de kullanım süreci dolmuştu. ABD’nin de ben buradayım demesi gerekiyordu. Beklenen oldu..

Suriye’de gerçekte ne oluyor? Türkiye El Bab’a girdi. “Fırat kalkanı” bitti. Türkiye artık savunmada kalmayacak, “Kalkan”ı bırakıp, eline “Kılıç”ı alacaktı. “Fırat kılıcı” bunu ifade ediyordu.. Belki Türkiye’nin ve ÖSO’nun rotası neresi olacaktı? İki yol gözüküyordu: Türkiye Rakka’ya yönelecekti, ya da Membiç’e. 

Aslında uluslararası sistem Türkiye’yi hep uzak tutmak istedi. Orada herkes vardı. Krizden en çok etkilenen ülke Türkiye idi, ama Türkiye’de orada yoktu. Lübnan, Ürdün Hizbullahı, Irak, batılı ülkeler herkes vardı. MİT TIR’ları olayı aslında Türkiye’yi bölgeden uzak tutma gayretlerinin eseri idi. Irak’taki TIR şoförleri ve konsolosluk işgali ve ardından Musul’un DAEŞ’e teslim edilmesi bu kirli oyunun bir parçası idi. 

PKK’nın Türkiye ve Suriye dışında Kuzey Irak’ta 18, İran’da 5 olmak üzere 23 kampı bulunuyor. Bu kamplarda, ilk Irak işgali sırasında ABD’ye giden ve sonra geri gelen milisler de var, bölgedeki diğer Hristiyan unsurlar da. Özellikle Suriye’de PYD kilisenin kullandığı bir Truva atı görünümünde. Onun için “Marksist bir örgüt”(!)ün karargahında Amerikan bayrağı olması sürpriz olmamalı..  Bu arada ABD Suriye’de Ayn El-Arap’ın güneyinde ikinci bir askeri hava üssü inşa etti. Yine PYD’nin Haseke kırsalındaki Rumeylan hava üssü ve Fırat üzerindeki Tişrin Barajı yanında başka bir üssü daha var. ABD, PKK’nın Suriye’deki militanlarına başta askeri malzemeler olmak üzere her türlü yardımı yapıyor. Rakka bölgesinde ABD askerleri ile PKK’lı teröristler başından beri ortak hareket ediyor. Daha doğrusu PYD/PKK ABD’nin taşeronu olarak hareket ediyor..

Şimdi gelinen noktada, DAEŞ Musul’dan çıkarılıyor. Musul’u kim kontrol edecek, orada bir belirsizlik var. Kandil’den kaçanlar nerede tutulacak. Kerkük’ün durumu ne olacak?  Haşdi Şağbi ne olacak? Şimdilik Irak’ta bir belirsizlik var. Öncelik Suriye’de.. DAEŞ’in karargahına Türkiye’nin tek başına girmesi istenmiyor. ÖSO’nun o bölgeyi kontrol etmesi halinde, Ankara Suriye’de bir güvenlik koridoru oluşturmasının ötesinde derinlemesine bir müdahale ile direkt bir hat/bariyer oluşturacaktı. Bu İran’ın, Irak’ın, PYD’nin asla istemediği bir durum.. ABD’nin DAEŞ’e karşı operasyona hazırlanması, DAEŞ’den çok Türkiye’yi engellemeye yönelik.. ABD yanına PYD’yi de almak istiyor. Çünkü ABD oraya PYD’yi yerleştirmek istiyor.. Bu da Türkiye ile ABD’yi, PYD konusunda karşı karşıya getirebilir. Bu NATO içinde bir krize dönüşebilir.. Rusya da PYD ve PKK’yı ABD’ye terk etmek istemiyor. Onun için o da PYD’ye destek veriyor.. PYD şemsiyesi altındaki bölgedeki Hristiyan unsurların çoğu Ortadox. Rusya da Ortadox kimliği ile kendini orada bulunmaya mecbur hissediyor..

Rusya’nın Esed’e destek vermesi de bir mecburiyet. Özellikle de Tartus’daki askeri ikmal üssü Rusya için hayati bir değer kazanıyor. Suriye rejiminin yediği her haltı desteklemese, bunu kabul etmese de, Suriye rejimine karşı eli bağlı.. Yarın Suriye’de kim iktidar olursa olsun, onunla iyi geçinmeye çalışacaktır. Bu onun için stratejik bir zaruret. Bugün olduğu gibi, yarını da hesaba katmak zorunda..

Rusya Kürt konusunda da, Suriye’nin geleceği konusunda da masada olmak istiyor.. ABD ise “ben olmadan olmaz” diye masaya dönüyor.. Bu durum Trump’ın iç politika hesapları açısından da, ABD’nin imajı açısından da önemli. Yoksa bunların Suriyeli çocukların derdi ile dertlendiklerini hiç sanmıyorum.. Onlar konjontürel olarak çıkarlarını korumaya çalışıyorlar, hepsi o kadar.

Önümüzdeki günlerde Rakka’ya yönelik yeni bir operasyon haberi gelebilir.. Esed’e de “bırak git” denilecektir.. Batılıların çözüm diye masaya getirecekleri öneri, tabii ki BM ve NATO’nun gözetiminde Bosna modeli olacaktır. Uluslararası bir komiserlik kurulacak ve fiilen olmasa da hukuken Suriye Şii, Sünni, Kürt, Arap, Hristiyan olarak en az 5 gruba bölünmeye çalışılacak.. Yani ülke dini, mezhebi, etnik temele dayalı olarak kaba bir şekilde kamplara ayrılacak, bunlar da kendi içlerinde ideolojik ve politik olarak ayrıştırılacak. Sonrası malum. Batılıların çözüm diye getirecekleri, krizi sona erdirmek değil, kalıcı kılmaktır.. Yani çözümsüzlüğü çözüm diye sunacaklar, kendilerine bir inisiyatif alanı oluşturmaya çalışacaklardır.

Tabii burada Türkiye’nin yeri ve rolü ne olacak? Asıl soru bu. Erdoğan gider ve Ankara yeniden bir uydu yönetimle kontrol altına alınırsa bu plan tamam, ama Türkiye fiilen bölgede varolduğu ve kendi çözümünü masaya getirdiği zaman işler karışacak..

Rusya’nın bu süreçte daha fazla inisiyatif sahibi olabilmesi için Ankara’ya ihtiyacı var, Ankara’nın da Rusya’ya..

Yani önümüzde kolay bir süreç yok.. Anlayacağınız, DAEŞ de, Esed de gidecek de, peki ondan sonra ne olacak. İşte bu sorunun cevabı yok. Onun için  biraz daha beklememiz gerekecek.. Bu soruya kendi cevabını verenlerin, onun gerçekleşmesi için risk alması, bedel ödemesi ve bir irade ortaya koyması gerek.. En azından Türkiye’nin yeni yol haritası için 16 Nisan’ı beklemek gerekecek.. Belki Türkiye her istediğini yapamaz, ama Türkiye’nin “Hayır” dediği bir projeyi hayata geçirmek ve kalıcı kılmak kolay kolay mümkün olmayacaktır. Selâm ve dua ile..

yeniakit

Bu yazı toplam 188 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim