• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 13 °C

Suriye’de “güvenli bölge” planı

Ahmet Varol

Uzun süreden beri üzerinde durulan Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge” oluşturulması konusu son dönemde ciddiye alınıyor. Verilen bilgilerden Türkiye sınırında 110 km uzunluğunda, 32 km eninde bir alanın “güvenli bölge” ilan edilmesinin planlandığı ve artık bu planı uygulama aşamasına gelindiği anlaşılıyor. 

Böyle bir bölge oluşturulmasındaki amaç çatışma alanlarını terk etmek zorunda kalanlara kendi yurtları içinde güvenli bir alan oluşturulması ve bu insanların orada en azından askerî tehdit altında olmaksızın can güvenliği içinde yaşamalarına imkân sağlanması. Böylece o insanlara dışarıdan gönderilen insanî yardımların da herhangi bir tehdit söz konusu olmaksızın ulaştırılabilmesi. Bilindiği üzere Baas rejimine ve onun ayakta kalması için destek verenlere ait güçler ablukaya aldıkları insanlara yardım ulaştırmaya çalışan ekipleri kasten hedef alarak vahşice katlediyorlar. 

Suriye halkı böyle bir bölge oluşturulmasını arzuladığı gibi rejime karşı mücadele eden muhalif güçler de planı destekliyor. Zira sürekli tehdit altında olan savunmasız kalabalıklar can güvenliğine kavuşmak için tamamen ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarında gittikleri yerlerde de büyük sıkıntılara maruz kalıyorlar. Bazen de güvenli olmayan yolları kullanarak toplu ölümlerle sonuçlanan risklere maruz kalabiliyorlar. 

Güvenli bölge planını destekleyen direniş hareketlerinin temsilcileri yaptıkları açıklamada, kendileri açısından önemli olanın rejim uçakları tarafından bu bölgeye saldırı düzenlenmesinin engellenmesi olduğuna dikkat çektiler. Çünkü rejim güçlerinin halka yönelik en büyük tehditleri hava saldırılarından kaynaklanıyor. Direniş güçleri kara çatışmalarında kararlı bir direniş göstererek rejim güçlerini ve destekçilerini herhangi bir alandan çıkarmayı başarabiliyor. Bu kez rejim güçleri kontrollerinden çıkan alanların tamamını “düşman bölgesi” sayıyor ve herhangi bir ayrım yapmadan özellikle de kalabalıkların bulunduğu alanları hedef alarak havadan saldırı düzenliyorlar. Eğer bir bölge bu tür saldırılardan korunur ve dışarıdan gelen yardımlar rahatça ulaştırılırsa oraya toplanan kitleler, hem canlarını güvencede hissedebilecek hem de dışarıdan gelen yardımlar ve sağlık hizmetleri daha rahat ve güvenli bir şekilde takdim edilebilecek.

Son günlerde Nusra Hareketi’nin “güvenli bölge” olarak planlanan sınır kısmında kontrolünde tuttuğu yerlerdeki milislerini çekerek buraları diğer direniş güçlerine teslim etmesi de planın uygulanması için bir hazırlık çalışması sayılıyor. Çünkü muhalif direniş gruplarının komutanlarının aralarında yaptıkları istişarede Nusra ile Ahraru’ş-Şam milislerinin bölgeden çekilmesi ve bölgenin korunması konusunda diğer direniş hareketleriyle işbirliği yapılması üzerinde ittifak sağlandığı ifade ediliyor. 

Fakat bölgenin korunmasında nasıl bir strateji izleneceği konusunda henüz tam bir ittifak sağlandığı söylenemez. ABD, PYD’nin IŞİD ile savaşını gerekçe göstererek onun da aktif rol almasını istiyor. Oysa PYD’nin kontrol altına aldığı bölgelerde etnik tasfiye yapması en az IŞİD kadar tehlike arz ettiğini gösterdiği gibi gerek gördüğünde Baas güçleriyle işbirliği yapabileceği tehdidinde bulunarak zalim rejimle perde arkasından ilişki içinde olduğunu da açığa koydu. Rejimle karanlık ilişki içinde olan bir örgüte de rejime karşı oluşturulan “güvenli bölge”nin korunmasında kesinlikle güvenilemez. Ayrıca PYD’nin kontrol altında tuttuğu bölgelerin PKK’nın arka bahçesi olması, bölgenin hava saldırılarına karşı korunmasıyla ilgili uluslararası anlaşmanın uygulanması aşamasında devreye girecek olan Türkiye açısından tehdit oluşturduğunu gösterir. Böyle bir tehdit ve tehlikeye Türkiye’nin razı olması da beklenemez. 

ABD’nin IŞİD tehdidi gerekçesini ileri sürmesi de bir taktiktir. Ondan kaynaklanan tehdide karşı bölgenin savunulması sorumluluğunu direniş güçlerinin üstlenmesi ve yerine getirmesi mümkündür. Asıl önemli olan rejim güçlerinden ve onun arkasında duran ihanetçilerden kaynaklanan hava tehdididir. Bölgeye toplanacak ahalinin kendini güvende görmesi için hava saldırıları tehdidine karşı savunma duvarı oluşturulması; bir insanî yardımdan yararlanmak amacıyla toplandıkları yerde kafalarına bir varil bombası düşmeyeceğinden kendilerini emin hissetmeleridir.

yeniakit

Bu yazı toplam 587 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim