• BIST 110.157
  • Altın 155,685
  • Dolar 3,8490
  • Euro 4,5370
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 2 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 17 °C

Suriye Bizi Bu Denli Savurup Amerika ve NATO'nun Kucağına Mı Atacaktı..?

Nureddin Şirin

Özgürder"in düzenlediği "Suriye forumu" sonrasında yazdığımız yazıda, Suriye"deki gelişmeler ile ilgili olarak Türkiye kamuoyunda bir dez-enformasyon, manüpülasyon, karartma ve saptırma yapıldığını belirtmiştik.

Suriye"deki gelişmelere ilişkin tutum ve yaklaşımlarımızdan dolayı, bizleri "Esad yandaşlığı","Baas destekçiliği" gibi nitelemelerle suçlayan kardeşlerimizin, acaba Suriye konusunda yapılan bunca karartma ve saptırmalara birtepkileri olmayacak mıydı..?

Aslında Suriye ile ilgili gelişmelerin, özelde Suriye eksenli gözükse de, gerçekte bölgesel, çok amaçlı ve çok boyutlu bir saldırganlığın tezahürü olduğu her geçen zaman kendini daha çok gösteriyor.

Doğrusu daha düne kadar, ABD konusunda ince eleyip sık dokuyanların, "haçlı emperyalizm", "Siyonizm" ve "işbirlikçilik" kavramlarını sıkça kullanıp “direniş” söylemlerini yükseltenlerin bugünlerde nasıl oldu da, tüm bu hassasiyetlerinden ayrışıp NATO"sundan Avrupa"sına, Arap Birliği"nden uşak ve işbirlikçi rejimlere kadar uluslararası ve bölgesel bir kapanın gözü kapalı seyircileri durumuna düştüklerini anlamak gerçekten çok zor.

Gerçekten görmüyor musunuz?

Bir NATO saldırısına, bir Amerikan müdahalesine yeşil ışık yakmak ne zamandan beri İslamcıların kabulleri arasına girdi? Ne zamandan beri, ABD, NATO, Arap Birliği cephesi bizim dost ve yardımcılarımız, müttefik ve kurtarıcılarımız oldu..?

Suriye forumu sırasında, Türkiye"deki Suriyeli muhaliflerden Fevzi Zakiroğlu"na, ülkede sadece sivil gösterilerin yapıldığını ileri sürerek silahlı grupların varlığı ve saldırılarından niçin söz etmediklerini sorduğumuzda, Suriye"de silahlı grupların saldırıları olmadığını, ordudan ayrılan bazı askerlerin yalnızca sivil halkı korumaya çalıştığını iddia etmişti. Ona, yayınlanan açıklamalar ve videolardan söz ettiğimizde ise, yine aynı ısrarı sürdürerek, o iddiaların sadece facebook sayfalarında çıktığını ve gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Halbuki bu silahlı grupların saldırıları gösterilerin başladığı ilk günlerde ortaya çıkmış, Ürdün ve Lübnan sınırından Suriye"ye giren Suud ve Ürdün destekli birtakım paralı askerlere sağlanan askeri mühimmat ile saldırılar bugüne kadar kesintisiz sürdürülmüştü.

Ancak bu gerçek, aylar öncesinde konuşulmuş olsaydı, o zaman, “sivil gösteriler” tanımlaması yara alacağından bu yönde ısrarla bir karartma uygulanmıştı. Ancak bunu şimdilerde gizleme ihtiyacını hissetmiyorlar. Nitekim Sayın Zakiroğlu"nun kendisi bir röportajında, Suriye"deki silahlı grupların eylemlerinden sözetmeye başladı. Elbette, bundan böyle bu gerçeği daha azla örtmek, gizlemek mümkün olmuyor?

Yine aynı Zakiroğlu'na, "İstanbul'u kendine üs edinen "Suriye Ulusal Konseyi" adlı yapılanmanın başına niçin laik ve batıcı birini getirdiniz, niçin bunu kabul ettiniz?" diye sorduğumuzda, bu İslamcı kardeşimizden aldığımız cevap "Batı ile arayı iyi tutmak için" oluyordu...

Bunu Suriyeli bir muhalif İslamcımız dediğinde "maslahat" kavramının nerelerden nerelere götürüldüğünü ve nasıl sündürüldüğünü sorgulamayız, ancak "direniş"in korunması adına "maslahat"tan söz ettiğimizde, değerlerin, ilkelerin hepsini çiğneyip geçmiş oluruz.

İhvan-ı Müslimin asla bu değildir. İhvan-ı Müslimin İmam Hasan el Benna'ların, Şehid Seyyid Kutub'ların yoludur. Şehid Seyyid Kutub şöyle der:

"Batılılardan nefret ediyorum, Amerika'dan nefret ediyorum; ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan müslümanlardan nefret ediyorum."

Temiz ihvan budur. İhvan ne Amerika ve Batı'nın kanatları altına girer, ne de onların vicdanına sığınır. İhvan, İmam Hasan el Benna'sı ile, Şehid Seyyid Kutub'ları ile kalbimizdedir; onlar bizim ışığımız, kandilimiz, rehberimizdir... İmam Hasan el Benna'nın İhvan'ı, Şehid Seyyid Kutub'ların ihvanı Amerika'nın elini öpmez bilakis o elleri kırar...

Bizim dediğimiz budur...

Suriye"de her geçen gün bir "iç savaş provası"nı andıran çatışmaların geldiği noktada, artık düzenlenen protesto gösterileri değil, çatışmalarda ölen/öldürülen silahlı güçlerin rakamları, tahrip edilen askeri araçların sayıları telaffuz ediliyor.

Artık, yaptıkları açıklamalara “besmele hamdele” ile başlayıp ayetlerle bitiren “Özgür Suriye Ordusu” adlı silahlı güçlerin şimdilerde NATO müdahalesine onay veren açıklamalarda bulunması, ABD Fransız, İngiliz savaş uçaklarının bombardıman seslerini sevinç “tekbir”iyle karşılamanın fotoğrafını çizmekten başka ne anlama geliyor..?

Şu "Arap Birliği" denilen oluşumun ne olduğu, ne zaman, niçin kurulduğu ve şimdiye kadar hangi rolü üslendiği konusundaki bilgilerimiz nasıl oldu da bir çırpıda buharlaşıp gitti? Ne de kahraman oldular şimdi, "Şanlı Arap Birliği" haykırıp kılıcını çekti…?

Peki sormayacak mıyız, bu Arap Birliği"nin elinde böyle bir keskin kılıç vardı da, bu kılıç siyonistlerin saldırıları, cinayet, katliam ve soykırımları sırasında niçin bir kez olsun kınından çıkarılmadı? Suudi Arabistan mı, Ürdün mü, Kuveyt mi, Katar mı, Bahreyn mi, Birleşik Arap Emirlikleri mi? Zaten bunlar Amerika"nın bölgedeki sadık kuklaları, işbirlikçileri değil mi? Bölgede emperyalizm ve siyonizme karşı yükselen direnişi kırmak için sık sık Washington"da, Şerm el Şeyh"te toplananlar bunlar değil mi?

“Arap Barış İnisiyatifi” adı altında, “Çift devletli çözüm” adı altında Filistin topraklarını siyonistlere pazarlayanlar, Lübnan ve Filistin"deki İslami direnişi arkadan hançerleyenler bunlar değiller mi? Oslo, Madrid, Washington zirveleriyle, bölgesel İslami direnişin önünü alabilmek için plan üzerine plan yapanlar bunlar değiller mi?

Ama bizi kendimize, kendi ilkelerimize, değerlerimize öylesine yabancılaştırdılar ki, Amerika"yı da, Arap Birliği'ni de alkışlar duruma getirildik?

Haydi yürüsün Arap Birliği"nin tankları, uçsun savaş uçakları, yağsın bombaları, biz de buradan tekbirlerimizle dua edeceğiz! Hafızalarımız bize bu hain ve işbirlikçi rejimlerin bu ümmete, özelde Filistin davasına nasıl ihanet ettiklerini hatırlatmayacak artık. Çünkü aynı cephedeyiz, aynı saftayız, omuz omuza Şam"a doğru yürüyoruz artık...!

Suriye"deki gelişmeler noktasında fütursuzca bizleri “baasçılık” yapmakla, Esad destekçisi olmakla niteleyip suçlayanlar, o zaman birileri de kalkıp sizi Amerika"sından Fransa"sına, İngiltere"sinden İsrail"ine, Suud"undan Ürdün"üne, uluslararası emperyalistlerle, bölgesel işbirlikçi ve Amerikancı rejimlerle, parti ve örgütlerle yan yana durmakla suçlamaya kalkarsa, bu görüntüden kendinizi ne kadar arındırabilecek, ne kadar teberri edebileceksiniz..?

Eş zamanlı olarak İran"a saldırılardan, Gazze"ye saldırılardan söz ediliyor! ABD İsrail ile tarihin en büyük tatbikatlarını düzenlerken, tatbikatlarına sadık kuklaları körfez ülkelerini de katıyor. Bu ülkelere yığınak üzerine yığınak yapıyor. Körfez ülkelerine silah yağdırılıyor.

Tüm bunlar neyin hazırlıkları?

Dün çok sıklıkla Büyük Ortadoğu Projelerinden söz ederdik! ABD"nin bölgeyi dizayn etmesinden, direniş eksenini kırmak için nasıl saldırı planları yaptığından söz ederdik; daha söz etmiyoruz artık! Niçin, çünkü bizler dün bu projelerin karşısındayken bugün içine geçtik. ABD"nin bölgede ulaşmak istediği hedeflerle aynileşmeye, söylemlerimizi, tutumlarımızı senkronize etmeye başladık...!

ABD strateji merkezlerinden birinde yazarlık yapan İsviçre"de Uluslararası ilişkiler profosörü Jubin Goodarzi “Suriye ve İran”başlıklı yazısını bir yıl öncesinde yazdığında, bu cephenin dağıtılması için bir “arabozucu”ya ihtiyaç olduğunu söylemişti. Çünkü onlar üst üte aldıkları darbelerden, uğradıkları büyük yenilgi ve hayal kırıklıklarından, bir türlü hedefine ulaştıramadıkları plan ve komplolarından sonra, bu "direniş ekseni"ninden kurtulmanın gününü sayıyorlardı… Hesaplarını da, planlarını da, yatırım ve bağlantılarını da ta o zamanlardan beri yapıyorlardı.

Eğer onlar Suriye yönetimini direniş ekseninden koparmayı başarabilselerdi, o zaman ne Suriye"deki baas diktası, ne insan hakları ihlalleri, ne zindanlardaki siyasi tutuklulular, ne ülkedeki baskı ve zulümler onların umurlarında olmayacaktı?

Bugün Suudi Arabistan zindanlarında Suriye'den daha fazla binlerce siyasi tutuklu varken, Bahreyn"de Suud tankları sivil göstericileri topa tutup katliam yaparken, körfez ülkelerinin zulüm, yolsuzluk ve safahatları başını alıp giderken, onların bunlara bir itirazı mı var? Niçin olsun ki, trilyonlarca dolarları kendi bankalarında yatmıyor mu? bir gecelik eğlence ve işret için kendi ülkelerine gelip milyonlarca dolar harcatmıyorlar mı? Kendilerinin besleyip büyüttükleri, destekleyip ayakta tuttukları krallıklarla, emirlik ve sultanlıklarla niçin bir sorunları olsun ki..?

Tüm bunları ne konuşur ne de tartışır olduk. Çünkü, estirilen rüzgarın rengine, amacına, niteliğine bakmaksızın, neyin doğru neyin yanlış, kimin, nerede kimin yanında durduğunu önemsemeksizin bir akıntının içine girip kulaç atmaya başladık...!

Kutsallarımızdan, değerlerimizden söz ettik hep. En büyük kutsalımız Kur"an-ı Kerim değil miydi? Camilerimiz, mescidlerimiz kutsalımız değil miydi? Kur"an-ı Kerim"i yakanlar Hristiyan ve Yahudi olunca feryadımız yükselir de, aynısını yapanlar Suud olunca neden sesimiz kısılır? Siyonistler Filistin"de cami yıkıp yakarken öfkemiz kabarırken, bunu Suudiler yaptığında gözlerimiz niçin kapanır?

Çünkü hocalarımız, üstatlarımız böyle buyurdular! Eğer nüfusu 1 milyon bile olmayan Bahreyn halkının tamamına yakını yüzbinler halinde Lülü meydanını doldurmaya kalkarsa, bunun adı minberlerden “mezhepçilik fitnesi” konulur. Bahreyn halkı Amerikan kuklası ve bölgedeki en önemli üssü aşağılık krallık rejimine başkaldırdığında hemen “bu bir devrim değil, mezhepçilik fitnesidir” fetvası verilir. Halbuki bu fetvaların verildiği sırada, ABD savaş uçakları Katar"daki üslerini inip kalkmaktadırlar. Diğer bir deyişle Amerikan uçaklarının ve gemilerinin sesleri ile bu fetvalar bir ses cümbüşü oluşturuyor. Bir tarafta ABD"li generaller, diğer tarafta muhterem hocaefendiler… İyi bir ahenk doğrusu. Birisi oradan vursun, birisi buradan. Vurun abalıya, canı çıksın..!

Buyrun gelin Hicaz topraklarına gidelim; görelim oradaki Amerikan varlığını. Aramco şirketinin ümmetin petrolünü nasıl yağmalayıp götürdüğünü. Görelim Bahreyn"deki 5. Filoyu, görelim Katar"daki ABD Merkez Orduları Komutanlığı üssünü. Görelim Kuveyt"teki Akerikan askerlerini, görelim, Ürdün rejiminin yapıp ettiklerini…

Amerika, Batı ve İsrail bir rövanşın peşinde. Peki sizin neyin peşindesiniz..?

Peki biz neyin peşindeyiz..?

Emperyalizm ve siyonizmin bölgesel sulta ve hegomanyasına, işgal, sömürü ve saldırganlığına son verecek bir devrimin, bir direnişin, bir eksenin bekasından başka bir arzumuz, bir çabamız ve bir kaygımız yok..!

Eğer bundan başka bir düşüncemiz ve bir endişemiz olduğunu düşünüyorsanız, o halde gelin Kur"an üzerine “mübahale” yapalım; şahidimiz de, hakemimiz de Allah olsun…

Devam edecek…

Nureddin@velfecr.com

Bu yazı toplam 1478 defa okunmuştur.
Yorumlar
abdülhalim
17 Kasım 2011 Perşembe 16:35
El İnsaf...!!
Bir de ihvana hasan el benna ve Seyyid Kutubu öğretiyor sayın şirin. Elbette batıdan nefret ediyor ihvan. Ama batıdan nefret ettiği kadar kukla rejim diktatörlerinden de nefret etmiyorlarmıydı? Şimdi nurettin şirinin batı nefreti batı kuklası esed ve batı peydahlaması baasçılık muhafızlığı üzerinden yürüyorsa burda durmak lazım. Çünkü natoyu da amerikayı ısrarla suriye üzerine davet eden güç kukla esed ve baasçılardır. Zulme karşı duran suriye halkı ve halkını korumak için zulme cephe alan halkçı ordu mensupları değil Esad rejimi batı davetçisidir ve taht sevdası uğruna tüm bir ülkeyi yok etmekten geri durmuyor. Eğer gerçekten esad rejimi halka dayanıyorsa neden başşar ve çetesi özgür seçimlere ülke kaderini bırakmıyor ? neyden çekiniyor da katil babasının yöntemleriyle devam ediyor?

Nureddin şirin ve mezhebi taassubu gözünü kör edenlere tavsiyem efsanelerden medet ummayı bırakıp tüm zalimlerden gereği üzre yüz çevrip Allahtan korkmalarıdır. Ne batının müdahalesi nede Esedin zulmü
85.110.198.40
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim