• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Konya 16 °C
  • Antalya 22 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Erzurum 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 18 °C

Sürgünde Devletten Esir Devlete

Ahmet Varol

15 Kasım 1988'de FKÖ, o zamanki efsanevi lideri Yasir Arafat'ın öncülüğünde Cezayir'de bir devlet ilan etmişti. İlan örgütün parlamentosu veya politbürosu sayılan Filistin Ulusal Konseyi'nin Cezayir'de 12-15 Kasım 1988 tarihlerinde düzenlediği üç günlük toplantıdan sonra yapıldı. Bunun adı sürgünde devletti ve İslâm âleminde bayağı heyecan uyandırmıştı. Doğal olarak Türkiye'de de Filistin davasına ilgi duyanlarda ümit ve heyecan vesilesi olmuştu.

O zaman Hakyol Vakfı'nın yönetimindeki arkadaşlara bu konunun en azından İslâmî camiaya doğru pencereden yansıtılabilmesi için bir program düzenlemelerini teklif ettim. Onlar da kabul ettiler ve devlet ilanının arkasında duran gerçeği anlatmaya çalıştım. İnsanların konuyu çok merak ettikleri gösterilen ilginin büyük olmasından anlaşılıyordu. Konferanstan sonra Seha Neşriyat'tan da konuyu geniş çerçevesiyle ve Filistin davasının farklı boyutlarıyla kitaplaştırmamı teklif etmişlerdi ve ben de "FKÖ Nereye?" isimli kitabı bu teklif üzerine hazırlamıştım.

O zaman sürgünde devlet fikrinin ortaya çıkmasında Filistin halkının işgale karşı başlattığı intifada etkili olmuştu. İntifada halkın bütün kesimlerinin destek verdiği geniş tabanlı bir kitlesel hareketti ama motor görevini İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) yürütüyordu. İlk kıvılcımın çakılmasında da yine Hamas'ın ana çekirdeğini oluşturan öncü şahsiyetler rol oynamıştı. Dolayısıyla bu kitlesel direnişle Filistin'deki özgürlük mücadelesinin direksiyonu İslâmi harekete kaymaya başlamıştı. Oysa o tarihe kadar tüm uluslararası platformlarda, Arap dünyasında ve genelde İslâm âleminde Filistin davası FKÖ ile temsil ediliyordu.

Öte yandan siyonist yönetim de 1967 işgaliyle FKÖ'yü Kudüs ve Batı Yaka'nın, meşhur Kara Eylül hareketiyle Kral Hüseyin vasıtasıyla Ürdün'ün, 1982 işgaliyle de Lübnan'ın dışına çıkarıp Cezayir'e sürgün etmekle Filistin halkının fiili direnişini ve silahlı milis gücünü tamamen uzaklaştırdığını düşünüyordu. İşgal altındaki topraklarda bir fiili direnişin patlak verebileceğini tahmin etmiyordu. 1987 intifadası onun için beklenmedik bir gelişme oldu ve tamamen hazırlıksız yakalandı. İntifadanın hızla Gazze'den Batı Yaka'nın her tarafına ve Kudüs'e yayılması işgal yönetimini iki ayağını bir pabuca sokmaya zorladı.

Bu durum karşısında bir tarafta FKÖ yeniden direksiyonu ele almak için siyasi formül üretme ve işgalciyle masaya oturma seçeneğini önüne koydu. Bunun için de tüzüğünde yer alan, Filistin'in bir bütün ve işgalin tümüyle gayri meşru olduğu ilkelerine dayalı maddeleri çıkarması, BM kararlarına dayandırılan işgali tanıması, onu meşru muhatap sayarak masaya oturmanın yolunu açması gerekiyordu. FKÖ'nün bu tercihinin öbür yanda halkın en azından basite alınamayacak bir kısmını fiili direnişten siyasi çözüme yönelteceği ve bunun da kitlesel direnişi kıracağı beklentisinde olan siyonist işgalin de işine yarıyordu.

Fakat FKÖ'nün böyle ciddi bir tavizi gölgede bırakacak atağa ihtiyacı vardı ki o da işe "sürgünde devlet" ilanıyla başlamaktı. Yani ortada devlet ilanı değil siyasi taktik vardı. Nitekim bizim o zaman konferansımızda ve zikrettiğimiz kitapta dile getirdiğimiz gerçekleri zaman bütün açıklığıyla gün yüzüne çıkardı.

Aradan 23 yıl geçti ve masa başında yapılan görüşmelerle, imzalanan anlaşmalarla Filistin devletinin henüz temeline bir harç konulmamışken özerk yönetim lideri Mahmud Abbas, BM'ye "tam üye" sıfatıyla kabul edilme müracaatı yaptı. Kabul edilmesi pek muhtemel görülmemekle birlikte bir devlet ilanından söz edilecek olursa onun adı da "esir devlet" olacak.

Düşünün, Filistin UNESCO'ya tam üye kabul edildiği için işgalci siyonistler polislerin maaşlarında kullanılacak 100 milyon doları dondurdu. Üstelik haberlerde bu para "İsrail'in bağışı" olarak nitelendiriliyor. Oysa Filistin'in gümrüklerinden veya diğer vergilerinden kesilen paralar. İşgal parlamentosunun dondurma kararının ardından Abbas polisleri el-Halil'de mücahitlerin evlerine baskınlar düzenleyerek tutuklamalar yaptı ve işgal devletine "Bakın size hizmetimizi aksatmadan sürdürüyoruz! Maaşımızı keserseniz sizin başınızı ağrıtan bu insanları kim yakalayıp işkence edecek" mesajı göndermeye çalıştılar. İşte böyle bir devlet!


 
akit

Bu yazı toplam 634 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim