"SÖZDE FARKINDALIKLAR, SÖZDE TANIKLIKLAR"

"SÖZDE FARKINDALIKLAR, SÖZDE TANIKLIKLAR"

Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 13 Mart tarihli makalesini iktibas ediyoruz.

Modern dünyanın emperyal-küresel tasarılar halinde ürettiği ahlaki-insani sorunlar, çok büyük acılar, adaletsizlikler ve eşitsizlikler pahasına sürdürülüyor. Modern zamanlarda dünyayla ilişki kurmanın ahlaki yolları dikkate alınmadı; bütün ilişkiler değerlerden bağımsız, araçsal akıl yoluyla kuruldu. Sözünü ettiğimiz dönemde meşru ile gayrimeşru arasındaki bütün sınırlar belirsiz hale geldi. Modern ilişki biçimleri dayatmalar yoluyla gerçekleştirildi. Bilim bir ontoloji değil araç olduğu için, ahlaki bir sistem oluşturulamadı. Emperyalist evrenselcilik, zorla dayatılan kavram ve kurumlar aracılığıyla şekillendi. Emperyalist evrenselcilik sebebiyle madunların hikayeleri, tarihleri, kültürleri hiç bir zaman bilinç düzeyinde temsil edilemedi.
 
Modern zamanlar boyunca ahlaki, felsefi bir evrensellik hiç bir şekilde gerçekleşmedi. Evrensel değerlerin, ilkelerin, normların bütün halkları ve kültürleri içermesi hiç bir şekilde mümkün olmadı. Evrensel normlar tüm taraflar için bağlayıcı olsaydı, İsrail için, siyasal siyonizm için de bağlayıcı olurdu. Madunlar için, ötekiler için, zayıflar için de adalet, hakkaniyet ve iyilik talep eden bir ahlaki bilinç ve duyarlılık, modern-seküler sistemlerin gündeminde yer almadı. Hemen her toplumda, emperyal ideolojik iktidarın anlattığı hikayeler toplumsal ve siyasal tarih için belirleyici oldu. Halklara, kim oldukları ya da kim olmadıkları konuları icat edilmiş tarihler ve ideolojik propaganda yoluyla öğretildi. Rönesansla birlikte oluşturulan ontolojik sınıflandırmalar ve ontolojik düzen hiç değişmedi. Hiç bir kültür bu düzeni değiştirmeyi düşünmedi, ya da buna cesaret edemedi.
 
BULANIK-KİRLİ DÜNYANIN PARÇASI OLMAYALIM
 
Ortak insanlık inancı-düşüncesi, modern-seküler zamanlar boyunca olduğu kadar, bugün de ahlaki engellerle, kültürel, felsefi engellerle karşı karşıya bulunuyor. Her ırkçılık, her kabilecilik, her hizipçilik, her partizanlık, her bencillik, ötekinden yalıtılmış dünyalar, hayatlar, ilişkiler oluşturuyor. Bu tür yapılar, tek akıl modeli ile, tek iletişim modeli ile malûl yapılar olarak varlıklarını sürdürüyor. Ahlaki temelde evrensel geçerliliği olan belirleyici ilkelere sahip olamamak, her geçen gün çok daha bulanık-kirli hale gelen bir dünya oluşturuyor. Böyle bir dünyada Müslümanlar olarak nihai bir konum, duruş, model, tarz belirleyemediğimiz için, bu bulanık-kirli dünyanın bir parçası haline geliyoruz. Seküler meşruiyetin dokunulmaz kılındığı bir toplumda, İslami meşruiyet mücadelesi veremediğimiz gibi, İslami tasavvur, tahayyül, medeniyet tasavvuru gibi klişelere ısrarla ve abartılı bir biçimde vurgu yaparak çok derin çelişkiler, tutarsızlıklar sergileyebiliyoruz.
 
NİTELİKLİ KÜLTÜR ÜRETİLMİYOR
 
Seküler meşruiyetin müzakere-tartışma dışı tutulduğu bir toplumda, İslami umutlardan söz etmek ucuz romantizmlerden söz etmek anlamını taşır. Hiç bir toplum, hiç bir kültür, ucuz romantizmlere dayanarak ucuz umutlara dayanarak tarih üretemez. Günümüzde, toplumlarımızda, nitelikli kültür üreticilerinin yerini, maalesef, ideoloji, slogan, hamaset üretimi almıştır. Toplumlarımızda kültür, sanki Marksist bir toplumda yaşıyormuşuz gibi, ekonomiye göre ikincil bir konuma havale edilmiştir. Hatta pek çok durumda toplumlarımızda kültürün yeri, ikinci sırayı bile alamamaktadır. Toplumlarımızda farklı kesimler arasında yaşanan iletişimsizlik ve etkileşimsizlik de büyük bir kültürsüzlükle malûl bulunduğumuzu gösterir. İslami bir tarih bilincine sahip olsaydık, İslam toplumlarında yüzyıllar boyunca Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler arasında kültürel geçişlilikler yaşandığını hatırlıyor olacaktık. Sözünü ettiğimiz dönemlerde İslam ve Müslümanlar başkalarına, farklı unsurlara karşı sorumluluk üstlenmekten imtina etmediler. Coğrafya, milliyet ve mezhep gibi sınırları aşamayan bir düşünce-kültür hayatının, düşünce-kültür insanlarının büyük insanlık ailesine hitap edebilecekleri bir dil-içerik üretmeleri beklenemez.
 
BELİRLENMİŞ BİLİNÇ ETKİSİ
 
Günümüz dünyasında, özellikle de Müslüman toplumlarda, dünya olaylarına, tarihsel olaylara, ulus-devlet çıkarları adına icat edilen belirlenmiş bir bilinçle bakılıyor. ‘Belirlenmiş bilinç’, eleştirel olmayan kabullere dayanıyor. Her ülkede, belirlenmiş bilinç, icat edilen geleneklerle güçlendiriliyor. Modern dünyada ise, halklar, daha çok ideolojilerin, ırkçı / süpremasist bakış açılarının belirlediği bilinçle olayları değerlendiriyor. Olaylara belirlenmiş bilinçle baktığımızda, adalet duygusunu yitiriyoruz. Durum böyle olunca da, hayatlarımızı sözde farkındalıklarla, sözde tanıklıklarla geçirmiş oluyoruz.
 
Belirlenmiş bilinç sebebiyle adalet duygusunu yitirdiğimiz için, kimi isimleri, kimi akımları, kimi hareketleri ya sorgusuz sualsiz göklere çıkarıyor, ya da tam tersi yerden yere vuruyoruz. Belirlenmiş bilincin etkili olduğu toplumlarda, eleştirel dilin ve üslubun taşıdığı ‘riskler’ genel olarak bilindiği için, hiç bir düşünce-kültür insanı hakim bir ses-vicdan olmayı başaramıyor, kamusal etki uyandırabilecek sorumluluklar alamıyor. Belirlenmiş bilinç; yani bağımlı, yönlendirilebilir, kontrol edilebilir, azaltılabilir / çoğaltılabilir bilinç, bireyleri olduğu kadar kitleleri de çıkar gözetmeyen amaçlara, değerlere ve ilişkilere yabancılaştırıyor. Bu durumda, herkes bireysel öznelliklerini öne çıkarmaktan, bunları yüceltmekten çekinmiyor.