• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Konya 19 °C
  • Antalya 25 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Erzurum 10 °C
  • İzmir 22 °C
  • Rize 20 °C

Siyaset ve ırk bizi ayrıştırdı mı?

Abdurrahman Dilipak

Görünen o ki, siyaset ve ırk bizi derinden etkilemiş. Müslümanlığımız bizi birleştirmeye yetmedi ama ırkçılığımız bizi bölmeye yetmiş. Asıl büyük ve tehlikeli bölünme bu.

Dün kaldığımız yerden bugün de devam edip, bu konuya bir nokta koyalım. 

Şunu görelim, PKK ve uzantıları sadece Türk unsurlara karşı değil, kendine karşı olan diğer Kürt unsurlara karşı da düşmanca bir karşı koyma içindedir. Bu anlamda demokrasi talepleri karşısında kendileri muhataplarına karşı demokratik bir tavır içinde değildir ve militer bir tavır içindedir.. PKK ya da HDP Kürt halkının etnik ve ideolojik anlamda tek ve meşru temsilcisi değildir. Dolayısı ile Kürt sorunun çözümünde tek muhatap olarak görülemez.

Şunu açıkça söylemek gerek, haksızlığa uğramak kimseye haksızlık yapma hakkı vermez. Vermemeli. Bir topluluğa olan öfkemiz bizi onlar hakkında haksızlığa sevketmemeli. Dün köy yakanla, bugün belediye otobüsü, ambulans, iş makinesi yakan, kurban eti getiren komşusunu öldüren kişilik aynı şeytani kişiliktir. Sorunun tarafları olan Türk Kemalistleri ile Metodik Kemalist Kürt Kemalistleri aynı kişiliktir. Milliyetçilik, ulusalcılık üzerinden seküler bir kutsal üzerinde yükselen ahlaki bir sendromdur. Ben Kürt sorunu üzerinde ulusal basında 1980 sonrası ilk yüzleşme çağrısı yapan kişiyim ve çözüm önerim “haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı, zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa..” Asıl tehdit Türkçü Müslümanla, Kürtçü Müslüman ayrışması, savrulmasıdır. Devlet ve örgüt yandaşlığı birbirini kendi iddiasının gerekçesi yapıyor. Sui misal emsal oluyor. Bu tartışma şuuraltımızdaki ırkçı yüzümüzü gösterdi. Çözüm, inni küntü minezzalimiyn.

Aziz Sancar’ın kişilik profili ilginçtir. Eşi Amerikalı, Atatürk’e gönülden bağlı, Anıtkabir’de, boynundaki kravatta Osmanlı tuğrası ile Müslüman geleneğe bağlı olarak Fatiha okuyan, bir akrabası general, bir akrabası DTP’de milletvekili, bir başka akrabası AK Partili bir bürokrat, Arap asıllı, Türk vatandaşlığı yanında aynı şekilde Amerikan vatandaşı olan, Nobel Ödülü alan bir insan.

Bir başka örnek, benim Milli Gazete’de birlikte çalıştığım soyadı Farsakoğlu olan bir arkadaşım var. Hanımı Hataylı, Arap kökenli. Kendi Farsak yörüklerinden, oğlu Moğol bir kızla evlendi, o kızın annesi Moğol, babası Rus.. Bu genç, Boğaziçi mezunu, daha sonra Almanya’ya gitti.. Düşünün şimdi, Almanya’da bir Amerikan şirketinde işe giriyorsunuz. O firma sizi Türkiye ofisinde görevlendiriyor. Rusya da size bağlı. Amerikan Doları, Almanya’nın Euro’su, Rus Rublesi, TL sizi ilgilendiriyor. Siz maaşınızı Forex’de değerlendiriyorsunuz. En yakın arkadaşlarınızın biri Hintli bir çevreci ve Güney Afrikalı bir insan hakları savunucusu.. Sahi siz hangi ulustan söz ediyorsunuz.. 

Birileri Tanrıyı iktidara zorluyor.. Bu ulus devlet handikabından kurtulmadan ümmet bilincine ulaşamayız. Kaldı ki biz, alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin ümmetiyiz, sadece İslam birliği değil, yeryüzünde erdem ve mazlumiyet, adalet üzerinden, hilful fudul anlayışı ile bir ittifak kurmak zorundayız. Yine değer üreten herkesle nimet ve külfet dengesine dayalı bir itilaf gerçekleştirmek zorundayız. Kürt milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğinden kopyalanmıştır ve onun kötü bir kopyasıdır.

Çözüm için, umudumuzu korkularımızın önüne koymalıyız, sevgimiz nefretimizden, merhametimiz gazabımızdan yüksek olmalıdır. Korku, bizi savunma refleksi ile davranmaya zorlar.. Bizim birbirimize karşı kazanacak bir zaferimiz yok, birlikte kazanacağımız bir tek zafer var. Kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Paylaşabilecek miyiz? Aramızda ortak bir kelimeye gelebilecek miyiz.. Tearüf edebilecek miyiz? Yani dertlerimizle dertlenebilecek miyiz?

Barış süreci kesintiye uğramıştır. Bugün gelinen noktada, barışa her zaman açık bir kapı bırakılmalıdır. Öte yandan geçen zamanda yaşananlar gösterdi ki, barış süreci yeniden başlatılacaksa, bunun aktörleri, muhatapları ve şekli de yeniden belirlenmelidir.

Barış için devlet verdiği söze büyük ölçüde sadık kaldı. Ancak örgüt sözünde durmadı. Silahlar gömülmeden masaya oturmak mümkün olmayacaktır. Bölgedeki savaş şartları ve yabancı unsurların PKK ve PYD üzerindeki etkileri, emelleri hesaba katıldığında eğer Kürt aktörler bu konuda geri adım atmayacak olurlarsa çatışma Ankara açısından ülkenin bütünlüğü ve egemenlik hakları, uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınan garantörlük ve vesayet hakları açısından konu farklı bir anlam kazanacaktır.

Barış, belki hemen değil, ama zorunlu istikamettir.. Bu barış sadece Türkiye ve Kürtler için değil, bölge halkları ve dünya barışı açısından da zorunludur.. Fikri kavmiyeti tel’in ediyor peygamber. Tefrika girmeden bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Kimse ırkını put edinmesin. Aramızda ortak bir kelimeye gelmek zorundayız. Yaşasın İslam kardeşliği, yaşasın erdemli insanların ve mazlumların dayanışması.

Hiç kimse dünyada olup bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Bu dünyada yaptığımız, yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her şeyden hesaba çekileceğiz. Bu dünyada yapıp yapmadıklarımız, söyleyip söylemediklerimizle, ya kendi cennetimize sırtımızda tuğla ya da kendi cehennemimize odun taşıyor olacağız. Bu dünyada sadece imtihan oluyoruz, temel gerçek bu.

Selam ve dua ile.

yeniakit

Bu yazı toplam 288 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim