• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Konya -1 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Erzurum -14 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 4 °C

Sivil olmak!

Abdurrahman Dilipak

Sahi bu “Sivil olmak” nasıl bir şey.. Mesela her sivil toplum örgütü “sivil” mi..

Partiler, çok geniş kitleleri çatısı altında topluyor diye, STK mı sayılmalı. Ya da şu kadar er"in çatısı altında olduğu TSK sivil sayılabilir mi? Cami sivil mi, cemaat sivil mi? Peki ya imam!
Cami sivil değil, imam da.. Cami cemaati"ne gelince resmi/siyasisi de var sivili de, askeri de.. Asker diyince o da silahlı bürokrattır o kadar, yoksa laci giyenler sivil, haki giyenler öteki değil.. Ya da araç plakasının renginden ve şeklinden ibaret değil bu ayırım. Bu arada iyi bir sivil, kötü bir siyasetçi olabileceği gibi, iyi bir siyasetçi kötü bir sivil de olabilir. Bu teknik bir ayırım yoksa erdemlilikle de bir ilgisi yok ha!
Mesela “sivil anayasa olur mu” değil “olabilir mi?”
Bizde kısaca STK (Sivil Toplum Kuruluşu) olarak tanımlanan kurumlar, batıda NGO (Non Govenment Organisation) olarak tanımlanır. Yani “hükümet dışı organizasyonlar”.. Wikipediaya bakalım isterseniz bu konuda: “Sivil Toplum” kavramı ilk kez Platon ve Aristo"da ortaya çıktı. Devlet kavramıyla birlikte düşünüldü. Polis (şehir devleti) ortaya çıktı. Ortaçağda çağın özelliklerine paralel olarak her kavram gibi değişti. Jean Bodin devletle aile birliklerinin ayrı dünyaları olduğunu söyledi. Toplumsal sözleşmeciler, sözleşme anlayışını geliştirdi. Doğa durumu düşünürleri devleti üçüncü şahıs gibi algıladı, sivil toplum-politik toplum ikiliği doğdu. Hegel, Marx, Gramsci"de sivil toplum devlete göre tanımlandı. 20. yüzyılın sonlarındaki gelişmeler, Doğu Bloku"nun çökmesi, liberalizmin yükselişi, küreselleşme, muhalefet hareketlerinin tıkanması, sosyal demokrasinin gerilemesiyle sivil toplum kavramı üzerinde kuvvetli yargılar oluştu. Kavrama esas olan öğeler örgütlülük, kendi kendini üretme, devletten her alanda kopma, şiddete karşı olma, siyasal topluma ya müdahil olma yahut hiç karışmama gibi vurgular kazandı.» Aslında bugünki kullanımının arkasında İtalyan Sosyalist Gramschi var.. Toplumda «sivil olmak» tekil olarak değil, daha çok «sivil toplum» algısı STK algısı daha güçlü.. Dindar kesimdeki STK"lar ise genelde farzı kifaye sorumlulukları ya da özgürlük talepleri ile sınırlıdır. Her ne kadar din öğretimi ve camiler, vakıflar Türkiye"de resmi bir alan olsa da, aynı zamanda dini STK"lar ağırlıklı olarak muhalif bir siyasal söyleme sahiptirler.. Yani din tamamen sivil bir alan değildir ve zihinlerde siyasal talepler önemli bir yer tutar.. Öte yandan din, irtica-mürteci, hilafet, diyanet, din öğretimi ve dini vakıflar, mabedlerin yönetim, laiklik bağlamında her zaman siyasal bir konu olarak bir asırdır siyasetinin öncelikli gündem maddesidir..
Bu kavramı «sivilleşme», «sivil toplum» yanında bir de sivilizasyon olarak ele almak gerek.. «Sivilizasyon» kavramı, Aydınlanma düşüncesinin 1789 Fransız devriminden sonra ortaya çıkarttığı bir kavram. Osmanlı"da batıcılar «medeniyet» kavramının içini boşaltarak «sivilizasyon» kavramının tercümesi olarak yeniden yorumladılar. Gerçekte ise Medine tenvir edilmiş toplulukların «Münevver»lerin oluşturduğu Hakkı, adaleti, hürriyeti ve barışı yücelten, tearüf eden, batılı anlamda «moral ve etik» şeklinde tanımlanan ama, münevver zihinlerde ontolojik bir anlam kazanan fıtrat, vahiy ve estetiğin davranışa yansıyan biçimi olarak tarif edilebilecek, yaratılış gayesine uygun, fıtratla barışık bir yaşayış biçimi olarak tanımlanabilecek, estetik değerleri yücelten bir sözleşmeli topluluktan söz etmektedir..
Sivilleşmeden söz ederken, «siyasal» ve «resmi olan»ı da tanımlamak gerek. Mesela «yarı resmi» olan nedir?
«Cemaat sivil mi, değil mi», tartışması, anlamsız içi boş bir tartışma.. Cemaatin içinde sivil, resmi, siyasi, yarı resmi herkes olabilir.. Ve vardır.. Bir cemaat önderi, kanaat önderi, ne derseniz deyin, resmi görevli olarak Diyanet kadrosunda memur olarak hiç de sivil değildir. Ve bu cemaat denilen toplulukların uzantıları kamuda bürokrat olarak ve siyasette milletvekili, belediye başkanı, bakan, meclis üyesi olarak önemli mevkilere sahiptirler. Cemaat üyeleri, siyasette kamu otoritesinin emirleri kadar kendi cemaatine karşı da sadece maddi değil, başka sorumlulukları ile de bağlılık göstermektedirler.. Bu gerçekler ışığında aslında tartışmaların ayağı pek gerçeklere basmamaktadır.
NGO sivili tam olarak tanımlamaz, «Sivil»i tanımlarken, NGO (Hükümet dışı organizasyon) önemli bir kriterdir.. Tek başına «Hükümet dışı organizasyon» deyince sanki muhalefet de sivil kapsamına dahil olmaktadır.. Sivil, «siyasal olmayan», «resmi olmayan», «hükümet dışı», “seçilmiş ya da atanmış bir kişi olarak, yetkileri yasalarla belirlenip, kamu adına yetki kullanmama”, “kamu kaynak ve fonlarını yönetmeme” gibi anlamlara gelir...
Biz de pek sivil yoktur. Hatta sivil bir düşünce tarzı da yoktur. Ya siyasetin bir parçasıdır ya da devleti ele geçirip, toplumu yönetme iddiasındadır... Halkın büyük kesimi “sivil” olmayı, “asker olmama hali” gibi görmektedir... Öyle ki, “sivil iktidar” gibi ifadeler duymak kimseye çok da şaşırtıcı gelmemektedir... Bu açıdan baktığınızda mesela “sivil anayasa” olmaz. Anayasa en temel “resmi” ya da “siyasi belge”dir zira!
Bırakınız “sivil iktidar”ı, mesela odalar, barolar, yasayla kurulmuş özerk kuruluşlar da “sivil” değildir. Bunlar “yarı resmi”dirler. Onun için bunlara DTÖ yani “Demokratik Toplum Örgütleri” denir... Bu çerçevede mesela KESK, Memur-Sen de sivil toplum örgütü değildir çünkü memurdur... Mesela İSKİ binasının girişinde şöyle bir tabela görürsünüz; “sivil araç girmez” işte anlatmaya çalıştığım şey tam da bu! “Sivil polis” ne kadar sivilse, kamu personeli de, yerel yönetim personeli de o kadar sivildir! Neymiş şimdi cemaat “sivil mi” ya da “değil mi?”..
Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmayı çok seviyoruz. Tartışmayı da...
Bilmiyoruz, bazen bilmediğimizi de bilmiyoruz. Dahası öğrenmek de istemiyoruz. Bir de karşımızdaki ile tartışarak kendi sloganımızı ona kabul ettirmeye çalışıyoruz.
Hani derler ya, “cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür”... Cumhuriyet aydınları, Cumhuriyet mektebinden yetişenlerin hali bu... Bunlar ne sübhanekenin manasını bilirler, ne de Cumhuriyetin... Selâm ve dua ile.

yeniakit

Bu yazı toplam 766 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim