• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Erzurum -2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 7 °C

Şimdi de Gazze’ye ayrım duvarı

Ahmet Varol

Siyonist işgal rejiminin Mescidi Aksa’yı kademeli bir şekilde gasp etmeyi amaçlayan paylaştırma planına tepkilerle patlak veren Kudüs intifadası on beş gününü tamamladı ve değişik yerlerde gerçekleştirilen bireysel eylemlerle devam ediyor. İşgal rejimi de bu eylemlerin önüne geçebilmek için Mahmud Abbas yönetimiyle sürdürdüğü güvenlik işbirliğinden de yararlanarak baskınlarını, saldırılarını, tutuklamalarını ve muhtelif taktiklerini sürdürüyor. 

Başvurduğu taktiklerin en dikkat çekici ve tutarsızı ise Gazze’nin etrafına 65 km uzunluğunda bir ayrım duvarı inşa etme kararı alması oldu. Oysa şu günlerde siyonist işgali sıkıştıran intifadanın ana merkezi adından da anlaşılacağı üzere Kudüs. Sebebi ise bu hareketin fitilini çeken olayların Kudüs’te yaşanması ve bu şehrin ve Filistin’in kalbi Mescidi Aksa’yı hedef alması. 

İntifada Kudüs’te patlak verdikten sonra Batı Yaka’ya ve 1948’de işgal edilmiş olan yani uluslararası alanda “İsrail” diye tanımlanan bölgeye yayıldı. Bu da işgal rejiminin gırtlağına dayanması anlamına geliyor. 

Gazze’de yaşananlar ise sadece işgal güçlerinin direnişi bastırma amacıyla başvurduğu saldırıları, yahudi yerleşimcileri Şebbiha çeteleri gibi kullanmasını ve Abbas yönetiminin bütün bu olaylara rağmen işgalciyle güvenlik işbirliğini sürdürmesini protesto amaçlı gösteri ve yürüyüşlerden ibaretti. Bu eylemlerde işgal rejimi kontrolündeki bölgeye herhangi bir saldırı olmadığı halde işgal güçleri göstericilere mermilerle ve gaz bombalarıyla saldırıda bulunarak birçok kişinin ölmesine veya yaralanmasına neden oldular. 

İşgal yönetimi Gazze tarafından füze saldırısı olduğunu iddia etti ama bu bilgi doğru değildi. Hatta Hamas’ın Siyasi Birimi’nin başkan yardımcısı Dr. Musa Ebu Merzuk, Gazze’den füze saldırısı yapılmaması tavsiyesinde bulunarak mevcut şartlarda böyle bir saldırının, Kudüs intifadasında hedef saptırmak için işgal rejiminin işine yarayacağını, direnişin Kudüs, Batı Yaka ve 1948 topraklarında kalan şehirlerde yoğunlaştırılması gerektiğini vurgulamıştı. 

Aslında Kudüs intifadasının zikredilen bölgelerde yoğunlaşması son derece anlamlıydı. Çünkü işgal rejimi Filistin halkının özgürlük mücadelesinin bu bölgelerde artık tamamen kontrol altına alındığı ve tümüyle Gazze bölgesine kapatıldığı mesajı veriyordu. Ama bu bölgelerde patlak veren intifada ve işgalci toplumda ciddi endişelere neden olan bireysel eylemler hem işgal rejiminin iddialarını boşa çıkardı hem de Mescidi Aksa’yı paylaştırma planını uygulamaya kalkışmasının ona ağıra mal olacağını gösterdi. 

Fakat işgal yönetimi bir tür algı operasyonu oluşturmak için dikkatleri Gazze üzerine çekmek ve bu bölgeyi daha sıkı bir kuşatmaya almak amacıyla etrafına bir duvar inşa etme kararı aldığını açıkladı. 

Belki kararı çok hızlı bir şekilde almış, duvarı inşa etmek için hazırlıklarına henüz başlamamış ve böyle bir duvarı inşa etmenin kendisine ne kazandıracağını tahlil etmemiştir. Fakat Kudüs intifadasıyla birlikte geniş bir alanda etkisini gösteren bireysel eylemlerden etkilenen işgalci toplumun yaşadığı sarsıntıyı kısmen de olsa hafifletmek için psikolojik atağa geçmek amacıyla kararını hızla açıklamış olabilir. 

Bu yolla aynı zamanda Kudüs merkezli direnişi, Gazze’yi her yönden sıkı kuşatmaya alan ve dokuz yıldan beri sürdürülen ablukanın daha da güçlendirilmesi için değerlendirmek istediği anlaşılıyor. İşgal rejiminin bu kararından önce de onunla işbirliği içindeki Sisi yönetimi, Gazze’nin Mısır sınırı boyunca su kanalları inşa ederek, bu bölgede Mısır’la Gazze arasında yer altından irtibatı sağlayan tünellerin kendiliğinden yıkılmasını sağlamak amacıyla su vermeye başlamıştı. Bu tünellerin, Gazze’nin nefes alma boruları görevi gördüğü Sisi yönetiminin de bu boruları tamamen kapatarak bölgedeki bir buçuk milyon insanın dünyayla tüm irtibatını kesmeyi amaçladığı muhtelif insanî yardım kuruluşlarının raporlarında dile getirildi. 

Bütün bu uygulamalar zulüm rejimlerinin vahşette ne kadar ileri gidebildiklerini, kendi ruh alemlerinde insanlık adına hiçbir şeyi muhafaza etmediklerini görmemiz açısından ibret vericidir. Ama onların bu derece vahşileşmeleri de onları kurtarmayacak, mazlumlar haklarını arama konusunda kararlılıklarını sürdürecekler.

yeniakit

Bu yazı toplam 277 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim