Şeyh Said'in Torunu Konuştu

Şeyh Said'in Torunu Konuştu

9aziran 1925 tarihinde Şeyh Said, dönemin dikta rejimi tarafından kurulan İstiklal Mahkemelerinin verdiği kararlarla 46 arkadaşıyla birlikte darağaçlarına çıkarıldı.

9 Haziran 1925 tarihinde Şeyh Said, dönemin dikta rejimi tarafından kurulan İstiklal Mahkemelerinin verdiği kararlarla 46 arkadaşıyla birlikte darağaçlarına çıkarıldı. Olaylar nedeniyle rejim işgalci devletlere göstermediği gücü bölge halkına gösterdi. Bölgede büyük bir yıkım ve katliamlar gerçekleştirildi. Şeyh Said rejim tarafından bir isyancı olarak anıldı. Yapılan katliamları meşru göstermek için iç siyasette Kürt isyanı olarak gösterilen bu hadiseler, dünyaya da İslami, gerici hareket olarak servis edildi.
Şeyh Said kimdi? Ne yapardı? Dönemin rejimini yöneten Mustafa Kemal ile neden tartışmıştı? Şeyh Said Efendinin torunu Abdulilah Fırat ile bu konuları konuştuk.

‘CENAB-I HAKKIN RIZASINI ARZULARDI'
Şeyh Said'in davasının tamamen ilim olduğunu belirten Fırat; “Cenab-ı Hakkın rızasını arzulayan bir düşünce tarzını Müslümanların istifadesine amade etmiş bir alimdir. Şeyh Said Efendi ufku çok geniş olan bir alimdi. Yani sıradan ulemadan değildir. Şeyh Said Efendi zamanında, onun seviyesinde ikinci bir alim yoktu. Neden yoktu, medreselerin de tedris ettiği ilimleri okursak, araştırırsak bunu da rahatlıkla görebiliriz.”

Fırat; “Nesebi seyittir. Şecere sahibidir. Şeyh Said Efendi yani hem tarikat sahibi, hem ilmen çok önde olan bir ailenin çocuğudur. Yani Şeyh Said Efendi otuz babası, Hz. Hüseyin Efendimize kavuşuncaya kadar hepsi ehli ilimdi, hepsi ehli tarikatti. Böyle kültürlü, İslam kültürünü teneffüs eden bir aileden yetişmedir. Şeyh Said Efendi bilim ve tasavvufda en önde olan bir ailenin müntesibi olan bir insandır.” dedi.

‘ŞEYHİN MEDRESELERİNDE OTUZ İLİM TEDRİS  EDİLİYORDU'
Şeyh Said Efendinin medrese eğitimlerinin kendine özgü bir ilmi ekol olduğunu dile getiren Fırat; “Kürdistan'da tedris edilen ilmi ekolle, Şeyh Said ailesinin ilmi ekolü, aynı değil. Şeyh Said Efendinin medreselerinde otuz ilim tedris ediliyordu. Kürdistan medreselerinde meşhurdur. ‘Dı vazde ılım' diyorlar ya 12 ilim vardı. Şeyh Said Efendinin medreselerinde otuz tane ilim tedris ediliyordu. Medreselerinde okuduğu ve okuttuğu ilimler hakkında bilgiler var. Ben bunu kitabımda da yazdım” şeklinde konuştu

Şeyhin küçük yaşlarda aileden eğitime başladığını, ilk eğitimi Kur'an-ı Kerim'i de beş yaşında babasından aldığını ifade eden Fırat, “Yedi yaşında çok kıymetli babası ona artık namaz kıldırmaya, namazın rükunlarını öğretmeye başlamış. Tabi peşinden de oruca başlamış. Aynı yıl yedi yaşına gelince sünnet olmuş. Kur'an-ı Kerim'i Azimüşşanı hatim etmiş. Bazı muhtasar eserleri okumaya başlamış. Şeyh Said Efendi Hınıs, Palu doğumludur. Hınıs'ta büyümüş, orada okumuş. Şeyh Said Efendi genç yaşındayken evlenmiş” açıklamasında bulundu.


Şeyh Said Efendinin torunu Abdulilah 

‘AYNI ZAMANDA HADİS  HAFIZIYDI'
Şeyh Said'in çok gayretli olduğunu belirten Fırat, “O kış aylarında yani kasım ayından itibaren mayıs ayına kadar müderrislik yapıyor. Hiç çıkmıyor dışarıya. Köyünde ve Hınıs'ta müderrislik yapıyor, ders veriyor. Mayıs ayından sonra da hem ticaret hem irşad görevini yapıyor. İkisini beraber yürütüyor. Şeyh Said Efendi hadis hafızıdır. Baştan sona kadar Kutubu Sitte'yi hıfz etmiş ve onunla ilgili de icazeti var” şeklinde konuştu.

‘ŞEX SAİD'E ÇAV BELEK'
Şeyh Said Efendinin ince yapılı olduğunu biraz zayıfça ve açık tenli olduğunu söyleyen torun Abdulilah Fırat; “gözleri çok güzeldi, gözleri doğuştan sürmeliydi. Onun için Diyarbakır halkı Şeyh Said Efendiye, ‘Şeyh Said'e çav belek' diyorlar. Yani o kadar güzelmiş. Derin ve tatlı bir bakışı varmış. Devamlı tebessüm ediyormuş. Kuvvetli bir yapıya ve heybetli bir edaya sahipti. Şeyh Said Efendiyi uzaktan görenler, biliyorlar kim olduğunu, o edası, heybeti, bakışı, gözleri, oturması, kalkması çok iyi bilinirdi. Göğsüne kadar inen bir sakala sahipti. Bıyıklarını da Şer'i Şerife uygun keserdi. Tabi saçları çok erken beyazlamış. Çok güzel giyinen bir kişiydi. Beyaz elbiseleri tercih ediyordu. Suriye'ye gidince Halep, Şam, Beyrut oralarda kendine göre güzel elbiseler hazırlatırdı.” cümlelerini kullandı.

‘M.KEMAL İLE TARTIŞMA  YAŞIYOR'
Şeyh'in M.Kemal ile de tartışma yaşadığını belirten torun Fırat, “Mustafa Kemal ordu komutanıyken Diyarbakır'da bir toplantı düzenliyor. Bölgenin bütün ileri gelenlerini davet ediyor. Şeyh Said Efendi ile Mustafa Kemal arasında burada tartışma yaşanıyor” dedi.

‘MUSTAFA KEMAL YALAN SÖYLÜYOR'
Fırat; Şeyh Sait ve M.Kemal arasında geçenleri şöyle anlatıyor; “Mustafa Kemal seçkin insanları davet edip, onlarla bir toplantı yapıyor. Şeyh Said Efendi de iştirak ediyor. Mustafa Kemal o toplantıda diyor; ‘Osmanlı hanedanı gün sayıyor, bitmek üzere, İstanbul istila edildi, İngilizlerin elinde. Biz Rumeli'yi kaybettik. Arnavutluk'u, Makedonya'yı kaybettik. Sırbistan, Yunanistan gitti. Bulgaristan gitti. Bir İstanbul, Trakya elimizde kaldı. Ermeniler de Kürdistan'a el koymak üzereyken Cenab-ı Hakkın lütfuyla biz geldik. Sizi Ruslardan kurtardık' diyor. Hâlbuki hiç ilgisi yok. Devam M.Kemal diyorki, ‘Onun için biz toplanalım. Eğer kabul ederseniz, ben de bir ordu komutanı olarak bir proje yapayım, sizler de bana projede destek olun. Görev verin, selahiyet verin. Beni kendinize lider kabul edin. Biz Kürdistan'da bazı hizmetler yapalım.' Tabi herkes tezahürat yapıyor.

Herkes alkışa alıyor, diyorlar ‘Atatürk bize devlet kuracak.'

Şeyh Said Efendi itiraz ediyor, diyor; ‘Paşa Hazretleri siz böyle kadirşinas bir insansanız, memleketi seven bir insansanız, insan önce aile efradından mesul olur. Senin doğum yerin olan Selanik nerededir. Kimin elindedir. Sen ilk önce bir git Selanik'i kurtar. Sonra gel Osmanlı Hanedanına, İstanbul'u da İngilizlerden kurtar. Sonra gel konuşalım. Senin görevin önce kendi evini, aileni kurtarmak. Sen bunları yapmıyorsun, gelmişsin diyorsun, ben Kürdistan'ı kurtaracağım. Biz buna inanmıyoruz. Senin asli görevin gidip Padişah Hazretlerine ittiba etmektir.'

‘BİZ KÜRTLER ESARET VE KÖLELİK ZİLLETİNİ KABUL ETMEYEN BİR MİLLETİZ'
Şeyh Said Efendi devamla şunları diyor; ‘Kürdistan halkı esaret zincirini kırma gücüne sahiptir inşallah. Biz Kürtler esaret ve kölelik zilletini, kabul etmeyen bir milletiz. Onun için bütün gücümüzle çalışacağız. Kürdistan'da yürüttüğünüz bu çalışmaların yeni bir ihtilafa yol açacağını zaman gösterecektir. Sizin yaptığınız Kürt milleti için iyilik dileyen bir davranış değildir. Size inanmıyorum.' deyip toplantıyı terk ediyor.

Aralarında ihtilaf ve sert konuşmalar olmuş. O sert konuşmalardan sonra Şeyh Said Efendi toplantıyı terk ediyor. Dışarıya çıkarken orada çok önemli bir konuşma yapıyor.

Orada toplantı da olan Liceli Mehmet Beg ve diğerlerine dönüp diyor ki; ‘artık iki yol kaldı, ya bana destek olacaksınız ya da Mustafa Kemal'e destek olacaksınız. Mustafa Kemal'e destek olursanız helake gidersiniz. Bana destek olursanız inşallah ben sizi bu zilletten kurtaracağım.' diyor”