• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 25 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Erzurum 11 °C
  • İzmir 22 °C
  • Rize 21 °C

Sevimsiz bir tarih: 12 Eylül 1980

Abdullah Büyük

 

Komutan, olduğu gibi görünmüyordu

Sıkıyönetim komutanlığı askeri ceza ve tutuk evindeyiz. U düzenine soktular bizi. Nihayet Org. Bedrettin Demirel geldi. Tek tek sormaya başladı: Sen niye geldin? Senin suçun ne? Kolunu kime koparttın?.. Sıra şahsıma gelmişti: Sakallı senin burada ne işin var? Biz imamların elini öperiz. Hangi suçu işledin ki buraya geldin? Hem soruyor ve hem de bıyık altından gülercesine alay ediyordu.
Sayın komutanım, dedim. Devlet ile milleti barıştırmak için vaaz ediyordum, gözümü burada açtım, deyince, bozuldu. Yüz hatları gerilmişti. Teftişi bitirmeden gitti. Giderken cezaevi müdürüne talimat: Bu imamın sakalını derhal kesin…
Vaaz kasetimi dinlerken ağlayan hâkim
Konya Kapı Camiinde yapmış olduğum vaaz kasetlerinden 15 tanesi, askeri savcılığa verilmiş. Kasetler yazıya çevrilmiş ve ifadem alınıyordu. İtiraz ettim. Kasetleri tek tek tekrar dilemek istediğimi bildirdim. Mahkeme heyeti ile özel bir odaya aldılar beni. Konu başlığı: Men Rabbüke idi. Yani Rabbin kim? Teybi açtılar ve konuşmayı dinlemeye başladılar. 15 dakika geçmişti ki askeri hâkimden biri kalktı ve üç beş metre ileriye gitti. Sırtını bize döndü. Ağlıyor ve mendille gözyaşını silmeye çalışıyordu. Hemen aklıma şairin şiiri geldi: Oluklar çift, birinden nur akar diğerinden kir…
Kağızman’dan getirilen Öğretmen ve ölümü
Adı Zafer’di. Çok işkence gördüğü belliydi. İki üç metre uzakta olmamıza rağmen, inilti sesleri geliyordu kulağımıza. Komünist olduğu söyleniyordu. Koğuşta bulunan üç komünist yanıma geldi ve: Hoca, bizim arkadaş ölüyor, ona okur musun? Dediler. Hemen Zafer öğretmenin yanına gittim. Hidayeti için dua ettim Son anlarıydı ve mırıldanıyordu: Ben etmedim, ben yapmadım… Sonra cansız bir ceset. Düşünüyorum Kenan Evreni, silah arkadaşlarını ve darbe yönetimini. “Kuduz bir köpeğe işkence yaparak öldürmek caiz değil” diyen bir din ve Laiklik adına işkence ile öldüren münevver! Aydın! Ve Laik zihniyet. “Laik olmayan, insan olamaz”, diyen iğrenç fikirli insanlar. Mahkeme-i kübrayı hiçe sayarak, hoyratça hayat sürenler ve haklarını ahrete tehir eden binlerce masum ve mazlum insan.
Komünistten daha tehlikelisin
Gözlerim sıkı sıkıya bağlı. Caniden, katilden daha tehlikeli bir durumdayım. Nihayet gür sesiyle biri geldi: Konuş şimdi, dedi. Kapı camiinin kürsüsünde bülbül gibi konuşuyordu. Şimdi burada konuşacaksın. Konuşmazsan, biz konuşturmasını biliriz. Asker mi sivil mi olduğu belirsiz insan müsveddesi, vahşi eliyle gözü bağlı bir insanın başından, saçından tutuyor, alabildiğince çekiyor ve küfür dolu ağzından salyasını akıtıyordu: Sen var ya sen, komünistten daha tehlikelisin…
Ceza veren hâkim öldü, cenaze namazını kıldırır mısın?
Davalara giren Avukat Bey telefon açtı. Hocam, hani cezaevinde iken sana ceza veren hâkim vardı ya, o öldü. Cenazesini kıldırır mısınız? Evet, dedim. Konya Sultan Selim camisinden kaldırılacağını öğrendim. Giydim cübbeyi, sarığı ve tabuta yaklaştım. Bir anda 12 Eylül şerit gibi gözümün önünden geçti. Avukat bey, arka taraflarda, diğer hâkim ve savcılarla beraber. İçlerinden birinin sözünü, avukatımız söylüyor: Bu adamlara akıl fikir ermez. Biz onları tutukluyor içeri atıyoruz, onlar bizim cenaze namazlarımızı kılıyor…
Çok doğru, siz laikliği, Atatürk’ü, Cumhuriyeti kullanan sizler, bizi anlamış olsaydınız, bugün Silivri’ye girer miydiniz?
Yiğit bir Albay: Bağır, çağır, nara at, diyordu.
Akşam sayımdan sonra, gardiyan geldi ve Abdullah Büyük, ziyaretçin var, dedi. Çıktığımda karşımda albay rütbeli bir vardı. Tanımadığım bir sima… Etrafındakileri uzaklaştırdı ve: Seni gece vakti ifadeye çağırırlarsa, sesinin çıktığı kadar bağır. Beni nereye götürüyorsunuz? Diyerek nara at, dedi. Devamında ise: Hiç belli olmaz… Seni cezaevinin dışına, tel örgünün yanına, gözün bağlı götürürler ve kaçıyor diyerek iki kurşun sıkarlar. Allah yardımcın olsun, dedi ve ayrıldı. Belli ki bu da Peygamber ocağının farkına varanlardanmış. Daha sonra öldüğünü duydum ve ruhuna Fatiha gönderdim.
Uzun ve bitmeyecek hatıralarımdan bir kaçı ile sevimsiz, donuk yüzlü 12 Eylül’ün arka bahçesinde birçok adım atmak istedik. Hepsi o kadar. Şimdi beklemekteyiz. Ahiret mahkemesini ve duruşmaları…

yeniakit

 

Bu yazı toplam 914 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim