• BIST 104.123
  • Altın 145,809
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 21 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 18 °C

Savaş suçunun cezası “kınamak” mıdır?

Ahmet Varol

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, BM Genel Kurulu’nda 14 Ocak Perşembe günü yaptığı konuşmada Suriye’de şehirlerin insanların aç bırakılması amacıyla kuşatmaya alınmasının uluslararası savaş hukukuna göre savaş suçu olduğunu söyledi. 

Moon, BM’nin 2016 yılındaki öncelikli konuları hakkında görüşmelerin yapıldığı Genel Kurul toplantısındaki konuşmasında; “Son dönemde, geçtiğimiz Ekim ayından beri kuşatma altında tutulan Madaya beldesine insan hakları aktivistlerinin girebilmesinden sonra bu beldeden gelen çok korkunç görüntülere şahit olduk ve bilgiler aldık. Bu belde kasıtlı bir aç bırakma eyleminin kurbanı olmuş” ifadelerini kullandı. 

Moon konuşmasında, doğruları açıkça söylemek istediğini dile getirerek, aç bırakma yönteminin savaşta bir silah olarak kullanılmasının savaş suçu olduğuna dikkat çekti ve Madaya’da aç bırakma yüzünden gerçekleşen ölümler ve devam eden sağlık sorunları hakkında özet bilgiler verdi. 

Madaya’daki kasıtlı aç bırakma olayı haftalardan beri basın yayın organlarında konuşuluyor ve bu vahşetin sebep olduğu manzaraların bazı görüntüleri de kamuoyuna yansıtıldı. Sonunda BM Genel Sekreteri’nin dikkatini de çekmiş olmalı ki Genel Kurul’daki konuşmasında “doğruları açıkça söyleme” ihtiyacı duydu. Fakat yine de bu gerçekleri dile getirmesi Madaya’da on binlerce insanın, vahşi canavarlara kendilerini teslim etmeleri için “aç bırakma” yönteminin kasten kullanıldığı gerçeği, savaş suçu işlenmesine karşı uluslararası çapta sorumluluk taşıyan birinin ağzından itirafı anlamına geliyor. 

Aslında Suriye’de “aç bırakma” uygulamasının bir silah olarak kullanıldığı ve bu amaçla kuşatma altına alınan tek şehir Madaya değil. Katil Baas’a bağlı güçlerin ve onun iktidarını korumak için gönderilen ihanet çetelerinin muhasaraya aldığı ancak onlara teslim olmayan bütün yerleşim alanlarında bu yönteme başvuruluyor. 

Bu yöntem bilindiği üzere daha önce Baas zulmüne destek vermemesi sebebiyle kuşatmaya alınan ve Filistinli mültecilerin yaşadığı Yermük mülteci kampında uygulandı. Bu kamp aylarca kuşatma altında tutuldu ve insanlar yiyecek ve ilaçtan mahrum edilerek ölüme terk edildi. Zulmün Yermük mülteci kampına yönelik bu uygulamasını 10 Nisan 2015’te gazetemizde yayınlanan “İki ateş arasındaki Yermük” başlıklı yazıda dile getirmiştim. 

Yermük’te bu vahşeti icra eden Baas zulmünün ve işbirlikçilerinin bugün aynı yöntemi Madaya’da ve daha başka Suriye kasabalarında uygulamaya cesaret edebilmeleri işledikleri savaş suçlarından dolayı hiçbir şekilde sorgulanmamaları, hesaba çekilmemeleri sebebiyledir. 

Küresel emperyalizmin çok yaygın bir şekilde kullandığı bir “savaş hukuku” kavramı var. Hatta “savaş hukuku”nu uyguladığını göstermek amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) adını verdiği bir yargı kurumu da kurdu. Bazı fiiller ve aşırılıklar hakkında “savaş suçu” tanımlaması yaptı. 

Oysa gerçekte savaş hukuku uygulanıyor olsaydı bugün dünyaya hükmedenlerin çoğunun savaş suçlusu olarak hapiste, tek kişilik hücrelerde tutuluyor olmaları gerekirdi. Fakat mekanizmanın işlediği ve bu konuda hukukun uygulandığı imajı vermek amacıyla küresel emperyalizmin maşa olarak kullandığı sonra da işe yaramayacaklarına hükmederek dürüp çöpe attığı bazı canavarlar cezalandırılıyor. Yerine göre de bu yargıdan cezalandırma amacıyla değil yöneticileri emperyalizmin dayatmalarını kabule zorlamak için yararlanılıyor. Dolayısıyla savaş hukuku ve UCM gerçekte bizzat suçluların hesabına çalışan yani uluslararası zulmün sopası görevi gören mekanizmadır. Böyle bir sopanın vahşetin önüne geçmesi beklenemez. Çünkü vahşeti icra edenlerin elindedir.

Bugün Suriye’de bu vahşeti icra edenler de gerçekte küresel emperyalizmin himaye ettiği güçlerdir. Ondan dolayı işledikleri savaş suçlarının herhangi bir şekilde hesabı sorulmuyor. Onlar da çok rahat bir şekilde “aç bırakma” yöntemini bir silah olarak kullanabiliyorlar. 

Sadece “doğruları açıktan söyleme” cesareti göstermekle ve savaş suçu işlendiği gerçeğini itiraf etmekle iş bitmiyor. Önemli olan bu suçların işlenmesine engel olunması ve suçu işleyenlerin cezalandırılması için harekete geçilmesidir. Ne var ki hukuku icra etme iddiasında bulunanlar suçluları himaye edenler olunca iş sadece lafta kalıyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 330 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim