• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 14 °C

Rehine Yermûk

Ahmet Varol

 

Suriye’de zulme karşı halk ayaklanmasının başladığı dönemde Baas ve destekçileri Filistin direnişinin ve Suriye’deki Filistinli mültecilerin rejimin yanında yer almasını, ona açıktan destek vermelerini hatta gerektiğinde onun silahlı milislerinin yanında çatışmalarını sağlayabilmek için çeşitli baskı ve tehdit araçlarından yararlanmaya çalıştılar. Bu hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Ama o dönemde, Filistin direnişinin ve mültecilerin zarar görmemesi amacıyla bu konudaki gelişmeler pek gündeme getirilmedi. Bugün artık her şey açıklık kazandığı gibi Baas ve destekçileri de bu konudaki  stratejilerini ve niyetlerini tamamen açığa çıkarmış durumdalar. 

Baas diktatörü ve onun sultasının korunmasını Filistin davasına destek konusunda izhar ettikleri politikanın çok çok üstünde gördükleri artık iyice açıklık kazanan yandaşları Filistin direnişinin ileri gelenleriyle bir araya gelerek rejime destek talebinde bulundular. Bazı küçük sol grupların yerleri zaten belliydi. Ama Suriye halkının hukukunun ve duruşunun da kendi açılarından önemli olduğunu söyleyenler silahsız çözüm bulunabilmesi için arayış içine girilmesi talebinde bulunmuşlardı. Fakat onlardan bir an önce yerlerini belirlemelerini isteyen güçler çözüm önerisi değil şartsız ve açık dille destek istiyorlardı. Filistin direnişi bunun kendileri için mümkün olamayacağını söyleyince önce maddi yardımların tümünü kesme tehdidiyle işe başladılar. Filistinliler Allah’ın başka kapılar açacağı ümit ve temennisiyle zulme taraf olmaktan uzak durma kararında ısrar edince de onlara Suriye’de birçok Filistin mülteci kampı olduğunu ve buraların maruz kalabileceği tehlikeler karşısında herhangi bir güvence veremeyeceklerini hatırlattılar. 

Bu hatırlatma tabii ki üstü kapalı tehditti. Çünkü halkın rejime karşı ayaklanmasından dolayı bu kampların hedef alınmayacağı, bunun zulme başkaldıran kitlelerin ilkelerine aykırı olduğu gibi onlara yarar da sağlamayacağı biliniyordu. Tehlike gelirse yine rejimin adamları tarafından gelebilirdi ve o da Filistinli grupların kendilerine destek vermemesini cezalandırma amaçlı intikam olabilirdi. Filistin direnişi bunun mümkün ve muhtemel olduğunu tahmin ettiği halde savaşta rejimin yanında yer almama tavrını değiştirmedi. 

Baas ve destekçileri, Filistin direnişinin olaylara müdahil olmamasını, bugün Mısır’daki gelişmeler karşısında yaptığı gibi içinde bulunduğu şartları ve kendi davasının mazeretlerini gerekçe göstererek tarafsız davranmasını yeterli bulmuyor, kendilerine açıktan destek vermesini hatta ihtiyaç duyduklarında milis güç göndermesini istiyorlardı. Bunu alamayınca da “mülteci kamplarına yönelebilecek tehlikelere karşı güvence veremeyecekleri” tehdidine başvurmuşlardı.  

Demek ki bu mülteci kampları Filistinlilerin kendilerine destek vermelerini, haksız ve zalim savaşa girse bile rejimin yanında savaşmalarını sağlamak amacıyla birer rehine olarak görülüyormuş. Siyonist zulümden kaçıp civardaki Arap topraklarına sığınarak en azından bir hayat güvencesine kavuşmayı arzulayan mültecilerin aslında canlarını gittikleri ülkelerdeki rejimlerin ellerine rehine olarak teslim etmeleri sonra da bu rejimlerin adamları zalim ve haksız bir savaşa girseler bile saflarında savaşmaları gerekiyormuş. Kendilerine sunulan iltica hakkına karşı gösterilmesi gereken vefakârlık da buymuş. O sana bir hayat imkânı sunduysa sen de bu hayatını icabında onun saltanatını koruması uğrunda feda etmekten çekinmeyeceksin. Hatta bu saltanat bir zulüm ve vahşet saltanatı olsa bile!

Suriye’deki mülteci kamplarının en büyüğü olan ve başkent Şam’ın banliyösünde yer alan Yermûk kampı sıkı bir kuşatma altında. Kuşatmanın gerekçesi ise rejimin askerlerinden kaçan isyancıların buralara sığındıkları iddiası. Öyle ki bu kamplarda hayatlarını sürdürmek zorunda kalanların yaşayabilmek için kedi ve köpek eti yiyebileceklerine dair fetvalar yayınlandığı için muhtemelen kuşatmayı sürdüren askerler artık kampa kedi ve köpeklerin girmesine bile fırsat vermiyorlardır. Son günlerde aç insanların yaşamak için kaktüs yaprakları yediğini gösteren görüntüler de belki buna delalet ediyor. 

O yüzden artık keskin nişancılara iş düşmüyor. Açlık onların işini görüyor. Ama dünyanın umurunda değil.

yeniakit

Bu yazı toplam 304 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim