• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Konya 6 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Erzurum 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 9 °C

Prof. Numan Kurtulmuş ve Reel-Politik Talihsizliği

Nureddin Şirin
 

Birikim, uslup ve vizyonu ile Türkiye siyaset sahnesinde seçkin bir yer edinen Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş"un, genel başkanlığa seçildiği kongre konuşmasında göze çarpan en önemli ifadesi, “Saadet Partisi bir konjonktür partisi değildir. Biz gelip geçici şartların, pragmatik dengelerin ve reel-politik gereklerin partisi değiliz” olmuştu…

 

AK Parti siyaset felsefesi ile politik gündemimize giren “reel politik” deyimi Sayın Kurtulmuş"un bilahare yaptığı birçok konuşmada da eleştirel bir deyim olarak dillendirilmişti:

 

Örneğin:

-   Reel politik diyerek küresel köyün kavalcısı olmayacağız.

 

- Evet reel politiği bileceğiz aksi halde siyaset yapılmaz ancak reel politik bize dikte edildiği gibi de kabul edilemez.

 

- Milletin oyu ile iktidara gelip napalım reel politik diyerek, reel politiğin mazeretine sığınmayacağıma, Türkiye"nin ve dünyanın egemenlerine kul olmayacağıma söz veriyorum

 

Saadet Partisi"nin İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı Sayın Mehmet Bekaroğlu, kendisi hakkında eleştirel bir yazı yazan Ahmet Taşgetiren"e kendi sitesinden verdiği cevapta “reel politik”i bırakıp tekrar “Adalet ve İdealler” üzerine bir siyaset inşa edeceğiz” demişti…

 

Milli Görüş siyaset geleneğinin kırmızı çizgileri içinde de güncel anlamda “eleştirel” bir deyim olan “reel politik” aldatmacasına pratikte nasıl tavır alacağımız ayrı bir konu…

 

Madem ki “reel politik” denilen bu kavram bizlerin zihinlerini ve ayaklarını batıldan, zulümden ve istikbardan yana kaydıran bir tuzak ise, o zaman da nerede nasıl kayabileceğimiz hususuna da ayrı bir özen göstermemiz gerekiyor. Aksi takdirde, ilkesel ve ideolojik olarak karşısında durduğumuz “reel politik”in içinde bulabiliriz kendimizi…

 

“Milli Görüş” konusunu ele aldığımız tüm yazılarımızda ve yaptığımız tüm konuşmalarda, Milli Görüş hareketinin Filistin işgalcisi Siyonist rejimin gayri meşru varlığını reddetme gibi temel ve stratejik bir tercihinin bulunduğuna dikkat çekmiştik.

 

Öncelikle, "Filistin"in işgali" ne anlama geliyor?

 

1948 mi, yoksa 1967 mi ölçüdür; yani Siyonist rejimin Mayıs 1948"de kurulurken “İsrail toprakları” diye tanımlanan toprakları mı, yoksa, Haziran 1967 savaşından sonra işgal edilen toprakları mı ölçü alacağız?

 

1948 işgal sınırları üzerinde durduğumuz zaman, "Siyonist İsrail rejiminin varlığını-yokluğunu" tartışmaya açmış oluruz; zira bugün “İsrail” denilen varlık Filistin toprakları üzerinde kurulmuştur; sadece Gazze ve Batı Şeria değil, Hayfa, Askalan, Yafa, Kudüs de işgal altındaki Filistin topraklarıdır: dolayısıyla "Filistin işgalinin son bulması" demek, "gayri meşru İsrail devletinin varlığının sona ermesi" demektir.

 

Günümüzde, özellikle Suudi Arabistan"ın başını çektiği Amerika ve Avrupa tarafından da desteklenen, Siyonist rejim yöneticilerinin de kabule yanaştığı “Arap Barış Planı” 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını ve ardından Siyonist rejimin varlığının tanınmasını öngörüyor. Bunun bir diğeri adı “Arap İsrail sorununa çift devletli çözüm” şeklinde telaffuz ediliyor.

 

ABD ve İsrail"in Filistin"deki siyasi partneri El Fetih"in de siyasal çizgisi ve hedefi bu eksende. “İsrail-Filistin barış görüşmeleri” adı altında Mahmud Abbas yönetimi ile Siyonist rejim arasında sürdürülen “barış müzakereleri” de bu hedefi gerçekleştirmeye yönelik bir arayışı ifade ediyor…

 

Filistin İslami direnişi ise, “işgal altındaki bütün Filistin topraklarının kurtarılması”nı stratejik hedef olarak önüne koymuş durumda. Şeyh Ahmed Yasin"lerden Dr. Fethi Şikaki"lere kadar şehid edilen direniş önderleri de bu stratejik hedefi her zaman vurgulamış ve bu hedeften hiçbir zaman vazgeçilmeyeceğini belirtmişlerdir…

 

Filistin Başbakanı İsmail Heniye"nin “İsrail"i hiçbir zaman tanımayacağız” şeklinde sözünün marş haline getirilmesi de Filistin İslami direnişinin özünü yansıtmaktadır…

 

Bugün açıkça telaffuz edildiği üzere bölgede “direniş” ve “teslimiyet” olmak üzere iki eksen söz konusudur;

 

Kendi bulunduğumuz yerden söylem ve tavırlarımızla bu iki eksenden birinin yanında dururuz; ya direniş"i paylaşır ona göre adım atar, ya da Mahmud Abbas"ın Olmert ile oturduğu masanın bir kenarında biz de oturur, kendi adımıza öneri ve planlarımızı sunarız…

 

Tüm bu anlatmaya çalıştıklarımız ile “reel politik” kavramı arasında ne tür bir ilgi var, ya da Sayın Kurtulmuş"un bu konu ile ilgisi ne?

 

Filistin"i 1967 sınırları üzerinden tartışmak, kelimenin tam anlamıyla “reel politik”in gereğidir; bu konuda birbirinden farklı çözüm önerileri sunabilir, “Filistinlilerin hakları şu olmalıdır” gibi, daha ileri talepleri dillendirebilirsiniz, ama sonuçta “İsrail” adlı gayri meşru rejimin varlığını tanımış olursunuz. Yani, “çift devletli çözüm” gibi “reel politik'in gereği" olan bir arayışın ardına düşersiniz…

 

Bu durumda Sayın Numan Kurtulmuş “Biz gelip geçici şartların, pragmatik dengelerin ve reel-politik gereklerin partisi değiliz” derken, bize göre, bu gayri meşru İsrail rejiminin varlığının tanınmasını da reddediyor demektir, aksi durumda, “reel politik"in gerekleri kabul etmekle, reddetmek arasındaki ayrım” ortadan kalkmış olur…

 

Yine aynı şekilde Sayın Mehmet Bekaroğlu"nun “reel politik”i bırakıp tekrar “Adalet ve İdealler” üzerine bir siyaset inşa edeceğiz” şeklinde anlamlı sözü de, “İsrail” adlı gayri meşru rejimi hiçbir zaman tanımayacak, Filistin"in bütünüyle özgürleştirilmesi mücadelesinin yanında yer alacağız” anlamına gelmektedir…

 

Ya da bunu biz böyle anlamaktayız...

 

“Reel politik"i kabul etmekle, reddetmek arasındaki fark” bu olsa gerek…

 

Hülasa, Saadet Partisi"nin resmi sitesinde yayınlandığı üzere, Sayın Numan Kurtulmuş"un Avrupa"da yaptığı bir konuşmada “Sayın Obama'nın yapacağı, Ortadoğu'da kalıcı bir barış istiyor ise gerçekten özgür, herkes tarafından tanınmış ve en az İsrail devleti kadar eşit haklara sahip olan bir Filistin devletinin kurulmasının bir an evvel tamamlanmasıdır” sözü ne yazık ki bir “reel politik talihsizliği” olarak karşımıza çıkmaktadır…

 

Sayın Kurtulmuş"un bu sözünü nasıl okuyacağız?

 

“Kalıcı barış” için “en az İsrail devleti kadar eşit haklara sahip bir Filistin devletinin kurulması” gerekiyor… Yani Ortadoğu"da kalıcı bir barışın sağlanması “çift devletli bir çözüm”den geçiyor…

 

"İsrail'in var olma hakkı!.."

 

Yani siyonist İsrail rejimi işgal ettiği toprakların bir kısmından çekilirse "kalıcı barış" sağlanabilir...

 

Sorun siyonist rejimin varlığında değil, Filistinlilerin bir devletinin olmamasında...

 

Belki bu itirazımıza bazı kardeşlerimiz sitemle, "bir siyasal parti "İsrail'in varlığını tanımıyoruz" diyebilir mi? Numan Kurtulmuş'tan bunu demesini mi bekliyorsunuz?" diye soracaktır.

 

Bakınız, HADEP; DEP, DTP gibi partiler, Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve kanunlarına göre parti kurdular, siçimlere katılıp meclise geldiler...

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin keskin ve değişmez söylemine göre: "PKK Terör Örgütü, Abdullah Öcalan ise Teröristtir"... Ancak hiç bir DEP'li, DTP'liye bunu söyletemediler; onlar bastırdıkça "Sayın Öcalan" ve "PKK Türkiye'nin bir gerçeğidir" şeklinde cevaplar aldılar...

 

Bir şeyleri söyleyip söylememek stratejik bir tercih oluyor ve ne olursa olsun onun arkasında duruluyorsa, reel politik'in varlığını kabul etmemizi istediği "siyonist rejim" karşısında da "İsrail meşru bir devlet değildir" şeklinde bi cevap olabilmeli ve bunun arkasında durulabilmelidir...

 

Ayrıca, Sayın Kurtulmuş"un bu önerisi/isteği yeni bir şey değil. Arap Birliği, Mahmud Abbas yönetimi ve ABD bunun için çalışıyor. Zaten “Oslo Görüşmeleri” ve “Yol Haritası” yıllar öncesinden bunu hedeflemiş durumda…

 

Son olarak da ABD Başkanı Obama Türkiye ziyareti sırasında, TBMM"de yaptığı konuşmada “İsrail ve komşuları arasında kalıcı bir çözümün sağlanması ortak hedefimiz. Açık konuşayım: ABD yan yana barış ve güven içinde yaşayan her iki devletin de, yani hem İsrail"in hem de Filistin"in hedefini güçlü bir şekilde destekliyor. Bu hedef, Filistinlilerin, İsraillilerin ve dünyadaki iyi niyetli tüm insanların ortak amacı” demişti..

 

“Reel Politik gereklerinin partisi değiliz” diyen Sayın kurtulmuş, ne yazık ki istemeyerek veya farkında olmayarak da olsa, açıkça reel politik talihsizliğine düşmüştür..!

 

Ya da “reel politik”tan aynı şeyleri anlamıyoruz…

 

Sayın Kurtulmuş için bunları niçin yazma ihtiyacını hissettim: "Ağyarı koy kenara, yardan gelen söz incitir!"

 

Email: nureddin@velfecr.com

 

velfecr

Bu yazı toplam 4102 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim