• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 3 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Erzurum -4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 11 °C

Orta Afrika’daki Vahşetten, Ukrayna’daki Şaşırtıcı Gelişmelere..

Selâhaddin Çakırgil

Orta Afrika’daki korkunç bir vahşilik, canavarlık hükümfermâ..

Sudan’ın batısında, Çad’ın güneyinde, Kongo ve Zaire’nin  kuzeyinde, Kamerun’un doğusunda, 620 bin km. karelik bir büyük ormanlık ülke.. Nüfusu  4-5 milyon kadar..

Bu ülkenin nüfusunun yüzde 15 kadarı müslüman.. Yani, yaklaşık 750 bin kadar..

Şimdi bu bir avuç müslümana, dünyanın gözü önünde, kameralar karşısında, haber filmleri dünyaya pervasızca servis edilecek bir canavarlıkla, hattâ en savunmasız kadınlara, çocuklara, silahsız insanlara, sırf müslüman olduklarından dolayı en korkunç vahşilikle saldırılıyor.

Bu korkunç durum aylardır devam ediyor. Hergün onlarca-yüzlerce insan öldürülüyor, Hedefin bu ülkeden müslümanları kaçırtmak ve müslümanlardan arındırılmış bir ülke haline dönüşmek.. Hattâ, artık‚ ’Bu ülkede ezan sesi bile duyulmayacak..’ diyorlar.

Can çekişmekte olan  ve yerlerde sürünen  gencecik müslüman insanlara, yarı can çekişme halindeyken bile, çıldırmışcasına hareket halinde olan yığınlar, bıçaklarla saldırıyorlar, postallarla kafalarını eziyorlar ve sonra da öldürdükleri insanların cesedlerini sürükleyip ateşe atıyor, yakıyorlar.

Dünya aylardır seyirci bu tabloya..

Çünkü, dünya medyası, kendisini emperyalist merkezlerin ilgisine göre ayarlıyorlar. O merkezler ise, ezilmekte olanlar müslümanlar olduğundan; ilgilerini kendi genel stratejilerine göre ayarlıyorlar. 

Anlaşıldığı kadar, bu ülke ile ve bu ülkedeki mazlum müslüman kitlelerle Erdoğan Türkiyesi’nin de henüz sağlıklı bir bağ kuramadığı anlaşılıyor. Halbuki, âcilen yapılması gereken bir müdahale durumu sözkonusu..

Afrika ülkelerinin büyük kısmı son 200 yıl boyunca, yazık ki, Portekiz, Fransa ve Belçika gibi ülkelerin sömürgesi olmuş coğrafyalardı.

Şimdi de, Fransa bunlardan en etkini..

Her bir rahatsızlıkta derhal o devreye giriyor, bunu geçmiş 200 yılda birlikte olmanın gereği olarak bildiriyor. Ve emperyalist dünya da, bu tutumu tabiî bir hakk ve vazife olarak görüyor. Dahası, yerli halkın arasında belirli bir kesim de, zor zamanlarda, buhranlı zamanlarda hemen Fransa ve emsali ülkelerin duruma müdahale etmesi çağrılarını yükseltiyorlar. Bu durum geçen yıl, Batı Afrika’da eski bir fransız sömürgesi olan Mali’deki buhran sırasında da görülmüş ve halkın belli bir kesimi de, Fransa’nın müdahalesini âdeta ’kurtarıcı’ gibi bekler hale gelmişti.

(Bu durum, Rusya’nın siyasetinde de görülüyor. 200-300 yıl sömürgesi olan halkların ve coğrafyaların, 1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında zâhiren müstakil hale gelen ülkelerin hemen herbirisinin iç işlerine, hele de buhran zamanlarında Rusya müdahale etmeyi kendisine tabiî bir hak olarak görüyor.

Hatırlayalım ki, Osmanlı Devleti döneminde, 500 yıl kadar birlikte yaşamış olan halklarla ilgilenmemiz, içerdeki belli çevrelerce bile ağır şekilde eleştiriliyor. Çünkü, 90 yıllık kemalist-laik cumhuriyet dönemi, hele de müslüman halklarla asırlarca birlikte geçen tarih dönemlerini görmezlikten geldi, müslüman halkların bir daha bir arada bulunmasına zemin hazırlayacak gelişmelerin yolunun kesilmesini gerekli görmüştü. Şimdilerde, yüzyıllarca kader birliği yapmış olmanın duyguları yeniden filizlendirilmeye geliştirilmeye çalışılıyor ve bundan,  içerdeki ve dışardaki mâlum odakların da nasıl bir rahatsızlık duydukları biliniyor.)

İki hafta öncelerde, Devlet Başkanı François Hollande Türkiye’ye geldiğinde bu konuda kendisiyle bir görüşme olup olmadığı hususunda kamuoyuna hiç bir açıklama yapılmadı. Yoksa emperyalist güçler, kendi parselleri olarak gördükleri coğrafyalardaki buhranlar konusunda başkalarına  söz söyleme, görüş belirtme hakkı tanımıyorlar mı?

*

Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki bu korkunç vahşilik devam ederken, AB ve BM’den, nihayet, duruma müdahale istekleri yükselmeye başladı. Bu arada AB’den, Türkiye’nin de bin kadar askerle bu ülkedeki BM. Barış Gücü’ne katılmasının öngörüldüğü gündeme geldi.

Elbette, TSK’nın hele de emperyalist emellerin işine gelecek uygulamalar için onların emrine verilmesi kabul edilemez, istenemez..

Ancak, son 20 sene içinde, TSK, Bosna’da , Afganistan’da, Somali’de ve Lübnan’da vazifelendirildi ve bu vazifelendirmelerde başta yapılan eleştirilerin tersine bir tablo ortaya çıktı. Şöyle ki, TSK’nın gittiği ülkelerdeki müslüman halklar, yığınla gayrimuslim BM. askerleri arasında ancak Türkiye’nin askerlerinin müslümana olmasından dolayı kendilerini güvende hissettiklerini dile getiriyorlardı. Halbuki, o güçler, uluslararası merkezlerce başka niyetlerle oralara gönderiliyordu.

Nitekim, Bosna ve Afganistan’ın müslüman halklarının Türkiye askerlerine gösterdikleri ilgi ve onları kendilerini gayrimuslimlere karşı savunacak güç olarak gördükleri biliniyor ve bundan dolayı seviniç ve gurur duyuyorlar.

Nasıl sevinsinler ki, Srebrenitsa’da Hollanda’lı komutan ve askerler sırb liderleriyle kadeh tokuşturur ve de barış türküleri söylerken, sırp çeteleri on bine yakın müslüman erkeği katletmişti, 20 yıl öncelerde.

Türkiye’nin askerlerinin gittiği yerlerde, bu sâyede, hem müslümanların gayrimuslimlere saldırmasına izin verilmedi;  hem de gayrimuslim çeteciler, milisler güçler, müslüman halka saldırmak cesaretini kendinde bulamadılar.

Şimdi, dünyanın seyirci kaldığı Orta Afrika’daki bu korkunç katliâm karşısında Türkiye’nin uluslararası taleblere nasıl karşılık vereceği henüz bilinmiyor, ama., bu çağrıya tepkisiz ve ilgisiz kalmaması düşünülemez, herhalde.. O mazlum ve çaresiz yüzbinlerin katledilmesine engel olmaya çalışmak yolunda, Türkiye üstelik de daha bir istekli ve aceleci davranmalıdır.

*

Ukrayna’da şimdilik Putin kaybetmiş ve AB kazanmış gözüküyor..

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, o enkaz üzerinde, Rusya Federasyonu’ndan sonra,  600 bin km. karelik bir yüzölçümü ve 55 milyonu bulan nüfusuyla en büyük bağımsız devlet olarak ortaya çıkan Ukrayna’da son 2-3 aya yakın süredir devam eden sokak gösterileri ve protestolar, geçen hafta 100’den fazla insanın ölümüyle birlikte zirveye tırmanınca, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, anlaşıldığına göre, iktidarını yitirdi ve istifa etmiyeceğini açıklasa da, yolun sonuna geldi.

4 yıl öncelerde kesin bir seçim zaferiyle iktidara gelen Yanukoviç, rakibi olan eski başbakan Bn. Julia Timeşenko’yu, Rusya’yla yapılan doğal gaz anlaşmasıyla ülkeyi zarara uğrattığı ve yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle, apar-topar yapılan bir yargılamada 7 yıl hapse mahkûm ettirmişti. Timeşenko’nun hapiste ağır bir rahatsızlık geçirmesi karşısında, tedavisine bile izin vermeyen ve bu konuda özellikle AB ülkelerince serbest bırakılması için yapılan çağrı ve baskılara da kulak tıkayan Yanukoviç’in bu siyasetinin de bugün karşılaştığı tabloda etkisinin olduğu söylenebilir. Yanukoviç, şimdi herhalde, o konuda niye daha önce daha mâkul davranmadığından dolayı başını dövüyordur.

İlginç olan şu ki,  21 Şubat günü Ukrayna Parlamentosu, Julia Timeşenko’nun mahkûm olduğu ceza kanununu değiştirerek serbest bırakılmasını sağlarken, o Meclis’in Yanukoviç’in partisinden olan m.vekilleri de bu yönde oy kullanıyorlardı. Halbuki, o Meclis çoğunluğu, düne kadar, Yanukoviç’e destek veriyordu.

Şimdi ise.. Hapisten tekerlekli sandalye ile çıkan Timeşenko, başkent Kiev’deki Maidan  isimli meydanda toplanan onbinlere hitab edip ve devlet başkanlığına aday olacağını açıklıyor ve aynı saatlerde, halk kitleleri de, Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerinden çeyrek yüzyıl geçmekte olmasına rağmen, hâlâ da korunan Lenin heykellerini yıkıp parçalamaya koyuluyorlardı.. (Darısı, kanun zoruyla dikilen ve kanun zoruyla korunan diğer heykellerin başına..)

*

Siyasetin garibi cilvelerinden bir tablo..

Henüz iki hafta öncesine kadar böylesine bir çöküşle karşılaşılacağı söylenseydi, niceleri buna gülebilirdi..

Ama, bir başkentin sokaklarındaki bir-iki aylık gösterilerin sonunda,  sokak çatışmalarında 200’e yakın insanın öldürülmesinin önlenememesinin bu tablonun ortaya çıkmasında etkili olduğu söylenebilir. 

Şimdi, Yanukoviç’in âqıbeti henüz bilinmiyor. Sadece, ülkenin ikinci büyük şehri olan ve kendi memleketi olanr ve de güçlü olduğu bilinen Harkov’a gitttiği bulunuyor.

Yanukoviç, oradan yaptığı açıklamayla istifa etmediğini, henüz de kendisinin Devlet Başkanı olduğunu açıklıyor. Ama, bu etkili olabilecek mi?

Sokak gösterileri ne kadar kalabalık olursa olsun, seçimlerle ortaya çıkan sonucu, bu yolla yok saymak, mümkün olabilir mi?

Gerçi, ilk gelen haberlere bakılırsa, Harkov ve bu ülkenin rusça konuşan diğer doğu bölgeleri de Kiev’deki iktidar değişikliğini tanımayacaklarını ileri sürüyorlar. Bu durumun, Ukrayna’yı bir bölünmeye götürüp götürmeyeceğini söylemek için de, henüz çok erken..

Bu gelişmeleri, bu mücadeleden yenik çıkmış gözüken Putin Rusyası kabul edebilir mi, yoksa, durumu kendi stratejisine uygun bir duruma dönüştürmek için manipulasyonlarda bulunur mu; bu da önümüzdeki günlerde görülecektir.

Öte yandan İngiltere ve B. Amerikan hükûmetlerinin, Rusya’ya, ’Ukrayna’nın içlerine karışmaması ve bunun Rusya için iyi olmayacağı’na dair ihtarlarda bulunmasının ne kadar etkili olacağı bilinmiyor.

*

Filler tepişir, çimler ezilir..

Açık olan şu ki, Kiev’deki bu mücadele, gerçekte, Rusya lideri Putin ile AB ülkeleri arasında cereyan eden bir bilek güreşiydi ve fiilen, Putin’in yenik düştüğü ve AB’nin kazandığı söylenebilir. Bir diğer ifadeyle, filler tepişirken çimenlerin ezilmesi misali, arada ezilen Ukrayna ve halk oldu..

Konuyu halkın zaferi olarak nitelemek mümkün olur mu?

Galib gelen taraf adına böyle denilebilir. Ama, konu o kadar sâde değil..

Ukrayna NATO’ya girmeye hazırlanıyordu, AB üyeliğine de..

O sırada, Putin, bir manevra yaptı ve Ukrayna’nın ekonomik sıkıntılarına yardımcı olmak üzere, milyarlarca dolarlık kredi imkanlarını açtı ve ayrıca, Ukrayna’ya verdikleri doğal gazın fiyatında büyük bir indirim yaparak, metreküpünü 405 dolar yerine, 265 dolardan vereceğini açıkladı..

Yani, üçte birlik bir ucuzluk.. Geniş kitleler için sevindirici bir indirim..

Ama, Putin’in oynadığı bu satrançtaki bazı hamleleri, Yanukoviç’in felaketini de hazırladı.

Çünkü, Putin’in bu manevraları üzerine, Yanukoviç, AB ile yapacağı anlaşmayı imzalamaktan kaçındı. Bu da, AB ile bütünleşmek isteyen muhalefet güçlerini harekete geçirdi.

İmdi... Ukrayna’da, Putin’in adamı olan kişi, yani Yakunoviç  kazansaydı, muhakkak , AB ve Amerika çok bozulacaktı. Çünkü bu dev ülke, Karadeniz’in kuzeyinde, son derece stratejik bir konumdadır. Ama, bugün görülmekte olan şu ki, daha çok AB yandaşı olanlar daha bir seviniyorlar..

*

Yakalanırsa, Yanukoviç’in âkıbetinin, Nikolay Çavuşesku’ya benzeyeceği de ileri sürülüyor. Bilindiği üzere, çeyrek yüzyıl öncelerde, 1989’un son günlerinde, Romanya’nın 27 yıllık komünist diktatörü Nikolay Çavuşesku,  Romanya’nın Macaristan sınırındaki Temeşvar yöresinde meydana gelen gösterileri kanlı bir şekilde bastırmasından sonra, başkent Bükreş’de kendisini destekleyen ve yüzbinlerin katıldığı bir miting tertib etmişti. Ama, o mitingin bir anda, kendi aleyhine bir isyana dönüşmesi üzerine, sarayın çatısında hazır bekleyen helikoptere binip doğduğu kasabaya doğru kaçmak isterken, yüzbinler de yaya veya arabalarıyla o yöreye doğru harekete geçmişler ve pilot da, teknik arıza gerekçesiyle, helikopteri bir otoyola indirince yakalanan Çavuşesku ve hanımı Elena hemen Bükreş’e getirilip, derme-çatma bir odada birkaç dakikalık bir sorgulama- yargılamayı takiben, idâma  mahkum edilmiş ve her ikisi de henüz ne olduğunu bile anlamadan, kurşuna dizilmek üzere, bir avludaki duvarın dibine götürülmek üzere odadan çıkarılırken, sırtlarından taranarak, çok trajik bir şekilde, karlar üzerine serilmişlerdi.

O kadar acele hareket edilmesini ise, devrimciler, ’Bir anlık bir zaman kaybı, her şeyi tam ters yönde geliştirebilirdi.’  diye izah etmişlerdi.

Şimdi, iktidarı ele geçiren  muhalif güçlerin de, Yanukoviç’i ele geçirmeleri halinde, benzer şekilde davranacakları tahmin edilebilir.

*

Siyasetin, koşu atlarının binicileri için kullanılan seyis kelimesinden geldiğini, insan toplumunu yönetmek işi  için de kullanıldığını söyleyenler olmuştur. Ama, siyaset’in bir diğer mânâsı da, terim olarak, kelle koparmaktır. Bu yüzden, çok kellelerin kesildiği savaşlar için, eski tarihlerde, ’Yaman siyaset oldu..’ deyiminin geçtiği görülür.

Bu, ’çok kelle koparıldı..’ demektir.

*

Siyaset içine soyunanların, bu gibi ağıır neticeleri taa baştan göze almamaları halinde, bazen böyle bir-kaç protesto ile bile, hiç tasavvur ve tahayyül etmedikleri trajik şekillerde gidebileceklerinin son bir örneğidir, Ukrayna..

haksöz

Bu yazı toplam 426 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim