• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Erzurum 0 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 11 °C

Obama’nın Körfez çıkartması

Ahmet Varol

Bundan önceki yazımızda ABD’nin terörle irtibatlandırma suçlamasını bir tehdit aracı olarak kullanması karşısında Suudi Arabistan’ın da elindeki kozları ve avantajları kullanmasının ABD yönetimini ciddi şekilde endişelendirdiğini ve Başkan Obama’nın hemen harekete geçerek soluğu Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da aldığını dile getirmiştik. 

21 Nisan Perşembe günü Riyad’da Obama’nın da katıldığı ABD - Körfez İşbirliği Zirvesi düzenlendi. İsminden de anlaşılacağı üzere zirvenin konusu sadece Suudi Arabistan’la değil tüm Körfez ülkeleriyle ABD işbirliğiydi. Bu toplantı ilk kez değil rutin olarak ve karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesine dair konuların, ortak meselelerin ele alınması amacıyla her yıl düzenleniyor. Fakat bu yıl hassas bir döneme denk getirilmişti ve ABD başkanı bu toplantıya ilk kez bu kadar büyük önem veriyor, duyarlılıkla üzerinde duruyordu. 

Ayrıca Obama, Körfez - ABD İşbirliği Zirvesi öncesinde Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz’le özel olarak bir araya gelip gerek ikili meselelerin, gerekse Körfez ülkeleriyle işbirliği zirvesinde ele alınacak konuların bir ön değerlendirmesini yaptı. 

Bu durum biraz da yakın zamana kadar ABD’nin birer arka bahçe ve üs olarak kullandığı Körfez ülkelerinin artık öncelikle Suud kontrolüne geçmelerinden ve yularları Vaşington’dan ziyade Riyad’a teslim etmiş olmalarından kaynaklanıyordu. Böyle yapmaları biraz da şartların zorlamasından ileri geliyordu ve arpayı veren yuları da tutabiliyordu. 

Gerek başkanla kralın ikili görüşmesinde ve gerekse Körfez ülkeleriyle işbirliği zirvesinde ele alınan konuların başta geleni teröre karşı işbirliğiydi. Ne kadar ilginç bir durum! Hem bir ülkeyi teröre destek vermekle, terör sponsorluğuyla suçlayacaksın hem de onunla teröre karşı işbirliği içine girecek, lideriyle masaya oturup “seninle teröre karşı ne yapabiliriz?” diye görüş alış verişinde bulunacaksın. 

Aslında “terörü” bu iki ülkenin birbirleriyle gayri meşru ilişkilerinden doğmuş çocukları olarak tanımlasak pek de yanlış olmaz. Ama bu gayri meşru çocukları yerine göre kendilerine karşı da huysuzluk ediyor ve bu huysuzluğunun önüne geçmek için aralarında işbirliği yapmaları gerekiyor. Masaya oturup görüştükleri de bu işbirliği. Gerçekte ne teröre destek konusunda yaptıkları suçlamalarında bir aşırılıkları var ne de işbirliğine ihtiyaç duymaları konusunda yapmacılık ve yalancılık içindeler. 

Zirvenin konularından biri de İran’a karşı işbirliğiydi. Bu konudaki tavırları da son derece ilginç. Hem İran’la işbirliği yapacaksın, hem de İran’a karşı. Ama burada da birbirine zıt duruşlar sergileseler de hem İran’la hem de İran’a karşı işbirliği içinde oldukları da yalan değil. Çünkü İran ikisini de korkutuyor ve birbirlerini İran’la korkutuyorlar. O yüzden birbirlerine karşı da birbirleriyle de İran’a karşı bir işbirliği içine girme ihtiyacı duyuyorlar. 

Bu konudaki politikaları Yemen’de de kendini gösterdi ve Yemen üzerindeki stratejik hesaplarını oturtmak amacıyla yerine göre İran güdümlü Husi fitnesiyle yerine göre de bu fitne hareketine karşı işbirliği içine girdiler. Şimdi de bu fitneden kaynaklanan sorunu çözmek için bir işbirliği içine girme ihtiyacı duyuyorlar. 

Bu oyunun aslında İran da farkında ve bütün bu güçlerin birbirlerine karşı kendisine ihtiyaç duymalarını değerlendirmeye çalışıyor. Bu ihtiyaçlarını onları birbirlerinin kazdığı kuyulara düşürmek için değerlendirmeye çabalarken kendisi de bir kuyudan çıkarken diğerine saplanmanın sıkıntılarını yaşıyor. 

Zirvede ele alınan konulardan biri de Suriye’ydi. Vurguladıkları hususlar artık Suriye’yi kesin çözüme kavuşturma niyeti taşıdıklarını gösterme yönündeydi. Ama hiçbiri bu ülkeyi tümüyle İslâmî hareketlere teslim etmek istemediği gibi tümüyle de İran’a teslim etmeye de olumlu bakmıyor. Kendileri için işin kötü yanı ise sahada bu ikisinden başka sadece IŞİD’in bulunması. Onu da zaten gidişatı kontrol etmek ve iktidara yürüyen tarafı törpülemek amacıyla kendileri piyasaya çıkarmışlardı ama niyetleri iktidarı ona teslim etmek değildi. Çünkü ona iktidarı teslim edecek kadar güvenemiyorlar. Tercihi gerçekten halka bırakmaları durumunda ise halkın tercihinin kesinlikle İslâmî hareket olacağından da şüphe etmiyorlar.

yeniakit

Bu yazı toplam 192 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim