• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 9 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 8 °C
  • İzmir 17 °C
  • Rize 14 °C

“O, hem sıkar ve hem de genişletir.”

Abdullah Büyük

Bu haftaki mesajımı okurlarımıza takdim etmenin mutluluğunu yaşıyor ve sizlere selam ve saygılarımı sunuyorum.
1960 ihtilali ve daha sonra 12 Eylül askeri darbesi, 12 Mart muhtıraları ve 28 Şubat dediğimiz halkın tamamı için başlatılan “topyekûn savaş”lardan bugünlere geldik. Dünyaya gözümüzü açıp, etrafımızdaki olup bitenleri anlama seviyesine geldikten sonra, hayatı, gidişatı, yaşanan olayları okumaya başladık. Zihnimizde, gönlümüzde oluşan onlarca nedenler, niçinler, nasıllar hep birbirini kovaladı. Anlama seviyemiz geliştikçe, olayların arka bahçelerini de görmeye başladık. Sonra şu karara vardık: Yaşadığımız bu ülkedeki gördüğümüz ve kabul etmediğimiz bu hayat ve olayları biz hazırlamadık, hazır bulduk. Öyle ise bizlerin imtihanı da bunlardır, dedik. O günden bugünlere kadar ülkesini ve milletini sevenlerin verdiği mücadelenin asıl sebebi, hazır bulduğumuz imtihanlardan yüz akı ile çıkmak olmasıdır.
Elimizden geldiği kadar mazeret üretmemeye çalıştık. Yapmakla sorumlu olduğumuz vazifeleri ötelemek istemedik. Ne Hz. İsa"nın inmesi, ne de Hz. Mehdi"nin gelmesini bekledik. Çünkü ecel, bedenimizin gölgesi gibi sürekli bizi takip ediyordu. Ömür sermayemizi kullanırken, Muhammed İkbal"in söylediği bir söz, insanı israftan uzak tutuyordu: “Kader, Allah ile insan arasında yaşanan ortak bir süreçtir.” Rabbimizle birlikteliğimizi, beraberliğimizi gerçekleştirmenin birçok imkânları vardı. Namaz kılmak, dua etmek, Kur"an okumak v.s. Bunlara ilaveten bir imkân daha vardı ki, o da Rabbimize ait olan güzel isimlerin frekansına girerek ömür tüketmek.
Bir zamanlar söylenen çeşitli mazeretler vardı. Takip ediliyor, 163. madde ensemizde bekliyordu. Hizmetlerde manevra alanımız oldukça dardı. Fişlenmek, gözetimde tutulmak, tutuklanmak ve mahkûm olmak vs. Bunların hepsi müslüman bir insan için yine imtihandı. Çünkü Rabbimiz, el-Kâbıd ismiyle kullarını sıkardı. Yeri gelir maddeten ve manen daraltır, yeri gelir bollaştırır. Bunların ikisi de imtihandı insanlar için.
Yeryüzü coğrafyasının neresini bereketli kılacağını, hangi yöredeki kullarına kıtlık vereceğini, hangi yöredeki kullarına bolluk vereceğini bilen sadece O"dur.
Gün gelir, imtihan için açar, genişletir, bollaştırır. el-Bâsıt ismi bunu gerekli kılar. Zaman zaman kulunu imtihan etmek ya da sıkıntıdan kurtarmak, rahmet etmek için hazinelerinin kapılarını açmak, kulunu darlıktan, zorluktan çıkarıp, huzura erdirmek, kulunun yaptığına bire bir değil, fazlasıyla, artırarak karşılık vermek, O"nun şanındandır.
Şimdi yeryüzü coğrafyası Rabbimizin el-Kâbıd isminin tecellisine değil, öyle hüsn-ü zan ediyoruz ki el-Bâsıt isminin tecellisine mazhar olmuştur. Rabbimiz kapıları açmış. Kullarını dünyanın her tarafı ile iletişim içine sokmakta, yardımlaşma, paylaşma ahlakı ile adeta kullarını ödüllendirmektedir. Dünya haritasında göremeyeceğimiz, bulmakta zorluk çekeceğimiz nice ülkelere, elimizi kolumuzu sallaya sallaya gitmekteyiz. Var mı şimdi üreteceğimiz mazeret?
Koltuklarımızda rahat rahat oturup ahkâm kesme dönemi bitti. Sözün bittiği yerde olduğumuzu, Rabbimiz kullarına tattırdı. Falanın cübbesi, falanın kıyafeti, falanın okuduğu gazete, falan caminin imamı, falan öğretmenin maaşı, falanın şeyhi, falanın vakfı, falanlar, filanlar hep tarihe karıştı. Nerde ise hizmet ehli, başını kaşıyacak zaman bulamıyor, desek yeri vardır. Ama ne yazık ki azınlık bile olsalar, hâlâ sloganik sözler söyleyerek, boşlukları kapatmak isteyenler de vardır. Darlık döneminden şikâyetçi olup, kurtuluş formülünde toplumu yargılayanlar, şimdi bolluk döneminde hangi mazereti, hangi şikâyeti gündeme getirecekler, merak ediyorum.
Mesela, yüz adet vakıf, dernek bir araya gelse, her birimiz onar bin lira vererek bir havuz oluştursak ve bir milyon lira ile Batman"da 300 öğrenci kapasiteli bir öğrenci yurdu yapsak, bizi kim engeller? Tek tek bu imkâna kavuşamayacağımıza göre, kollektif gücümüzü bir araya getiremez miyiz? Veya doğu vilayetlerimizde okuyan doğulu muhtaç öğrencilerimiz için vakıf ve dernek olarak burs-kredi kampanyası başlatamaz mıyız? El-Bâsıt isminin tecellisinde nerede olduğumuzu bir daha gözden geçirmek gerekmiyor mu? Rabbimize hamdolsun, Moğolistan"dan Nijer"e, Pakistan"dan Gazze"ye kadar hizmet kervanı yol kat ediyor. Van, Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Muş v.s beldelerimiz, el-Bâsıt nimetinden de fazlasıyla istifade edemez mi?
Samimiyetle tekrarlıyoruz ki el-Kâbıd ve el-Bâsıt isimlerinin, üzerimizdeki haklarını bir daha gözden geçirelim. Darlık, zorluk döneminin imtihanı ile bolluk ve genişlik döneminin imtihanı farklıdır. İmtihanın en ağırı ise bolluk dönemine ait olanıdır. Selâm ve sevgiler…


 


vakit

Bu yazı toplam 1917 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim