YenidenFetih'in Muhammed Cihad'la söyleşisi

Yeniden Fetih Gençliğinin web sitesi olan yenidenfetih.org, Kudüsyolu yöneticisi Muhammed Cihad Saatçıoğlu'yla bir röportaj gerçekleştirdi.

24 Haziran 2008 / 19:56
Kudüsyolu, faaliyetleri, İslam dünyası, İslam kardeşliği ve gençlik üzerine aydınlatıcı açıklamaların bulunduğu söyleşiyi iktibas ediyoruz.

Tanınmış bir ailenin üyesisiniz ve çalışmalarınız yakından takip ediliyor. Bu sebeple 'kendinizi tanıtır mısınız?' yerine bir cümleyle, 'Muhammed Cihad kendini nasıl tanımlıyor?' diyerek röportajımıza başlamak istiyor ve amacımıza ulaşmamız temennisiyle, Rabbimizden hayırlara vesile etmesini diliyoruz.

Rahman ve Kahhar olan, tek hüküm koyucunun adıyla... Temenni ve dileklerinize 'âmin' diyor, sizleri ve okuyucuları selamlayarak başlıyorum. Kur'an'ın işaret ettiği ıslah, ittihad ve direniş yolunun ve müjdelenen ebrar topluluğunun neferi olma çabasındaki bir kardeşinizim.

Röportajımız önceden de belirttiğimiz üzere KudüsYolu, faaliyetleri, İslam dünyası, İslam kardeşliği ve gençlik üzerinde seyredecek.

Ekip arkadaşlarınızla beraber dört yılını arkada bıraktığınız bir çalışma KudüsYolu... Sürekli çoğalan takipçisiyle on binlerin beğenisini kazanan bir web çalışmasını başarıyla yürütüyorsunuz. Ama salt bir web çalışması da değil KudüsYolu. Neler söylemek istersiniz bu noktada?

Hatalarımızla, doğrularımızla bugüne kadar geldik hamdolsun. Doğrularımızı, hatalarımızdan daha çok gördüğümüz için de bu yolda yürümeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz inşaallah. KudüsYolu hiç bir zaman salt bir sanal çalışma olmadı zaten. Reel bir birlikteliğin sanala yansıması olarak doğdu. Kudüs Yolu.com asla bir haber sitesi de olmak istemedi. Bir duruş sergilemek istedi KudüsYolu ve Rabbimizin yardımıyla başardı. Doğruların ve gerçeklerin okunduğu istisnai kaynaklardan biri oldu. Zihinleri etkiledi, tehlikeli ve sinsice planlanan ifsad edici planları kardeşlerimizin desteği ile bozdu.

Sanal âlem dışında, sitemizden duyurduğumuz ve duyurmadığımız, ulusal ve uluslararası sosyal aktivitelerimiz devam ediyor. Sosyal aktiviteler içinde seminerler, sohbet halkaları, kermesler ve yardım kampanyaları, kardeşlik buluşmaları, yurtiçi, yurtdışı gezileri, kitlesel eylemler gibi çalışmaları içeriyor. Birlikteliğimiz, özellikle sizler gibi gençlerimizden aldığımız doping ile daha da güçleniyor.  'Peki, KudüsYolu kendini nasıl tanımlıyor?' diye soracak olursanız da, okuyucularımızdan, sitemizde yayımlanan 'Dört Yıldır Aynı Yoldayız: Kudüs Yolu' başlıklı yazımızı okumalarını istiyorum.

Bu arada yazılarınızı uzun aralıklarla görebiliyoruz...

Haklısınız. Yazmayı çok sevmeme rağmen ben bir yazar değilim. Henüz ihtisas ettiğim konular üzerinde yazarlık yapacak kadar bilgi ve birikime sahip olduğumu düşünmüyorum. Ama KudüsYolu' ndaki sorumluluğum gereği icbari olarak uzun aralıklarla da olsa yazılarımız yayınlanmaya devam ediyor.

Sizin ve okuyucularımızın daha fazla vaktini almak istemiyoruz. Hemen coğrafyamızın sıcak gelişmelere sahne olan topraklarına dönecek olursak, kısaca Çeçenistan-Kafkasya'dan, Irak'tan ve Lübnan'dan zihinleri bulandıran bilgilendirmelerle ilgili ve son gelişmeler çerçevesinde değinmek istediğiniz konular var mı?

Malesef İslam ümmeti olarak içimizdeki ve dışımızdaki kanallardan o kadar yoğun bir enformasyon kirliliğine boğulmuşuz ki zihinlerimiz bunların kısaca bir röportajla temizlenmesi imkânsız. Öncelikle şunu belirteyim, kısa tutacağım için gelişmelerden ziyade, sonuçları işleyeceğiz bu röportajda, bu saikten ötürü daha derinlemesine kavramak isteyen veya kafasındaki soru işaretlerini cevaplamak isteyen kardeşlerimizle birebir diyalog kurabiliriz.

Yani ÇİC yeniden dirilmeli, bu mücadelenin sadece sıcak savaştan ibaret olmadığı, İslami mücadelenin tüm safhaları ve boyutlarını kapsadığı tümüyle algılanmalı, ön ve arka cephedeki tekfirci kardeşlerimiz tekfir pisliğinden arınmalı ve direnişin bildirilerinde vahdetin öncülenmeli, bölgenin yerel dinamikleriyle barışılmalı, ma'ruf örfle çatışılmamalı ve hatta sahiplenmeli, kuklaya değil, kuklacıya odaklanmalı, direnişçilerin tevhid sancağımızı dalgalandırdıkları gibi izzetli Çeçenistan bayrağını da dalgalandırmaları. Daha sonra ise müslümanlar olarak hepimizin bu davaya sahip çıkması.

Direniş eskisi kadar güçlü mü? İlgili enformasyon kaynaklarından sürekli güçlendiği, halkın teveccühünün arttığı haberleri okunuyor...

Evet. Konu buraya gelmişken sitemize de bazı eleştiriler geliyor, Çeçenistan'dan haberler vermiyorsunuz diye. Verilecek haberler yok ki verelim. Olanı veriyoruz. Olmayan operasyonları oldu, ölmeyenleri öldü göstermek bizim işimiz değil. Özellikle Sadullayev'in şahadetinden beri direniş hızla güç kaybetti, özellikle bu son çıkıştan sonra silah bırakan direnişçiler oldu, Çeçenistan' ın bağımsızlığı için hayatını ortaya koyan liderlere asılsız ve gayri ahlaki ithamlara şahid olundu, direnişe halkın teveccühü ise yok denecek kadar az. Bu duruma gelmesinin sebebi de biraz önce anlattıklarımdan bağımsız değil. Bunlar acı ama gerçeklerimiz. Böyle olmamalıydı. Peki suç kimin? Suç hepimizin. Lugatlarından direnişi, silahı, mücadeleyi, zulmü, mazlumu çıkartanlar, cephelerimizi, topraklarımızı sahipsiz bırakan âlimler, önderler, kanaat önderleri, aydınlar, yazarlar v.s. hepimizin payı var. Yönlendiricisi bilgin olmayan eylem, silginliğe mahkûmdur.

Peki tüm bu sorunlarımıza karşı yapılması gereken ne?

Evet bunlar bizim sorunlarımız. Ve bu sorunlar sadece Kafkasya cephemizin sorunları değil. Ancak Çeçenistan özelinde yapılması gerekenler genel olarak şöyle: Öncelikle direnişe önceki istikametini kazandırmak, binlerce şehidin hattına sövmek yerine vefa göstermektir. Yani ÇİC yeniden dirilmeli, bu mücadelenin sadece sıcak savaştan ibaret olmadığı, İslami mücadelenin tüm safhaları ve boyutlarını kapsadığını tümüyle algılanmalı, tekfircilik pisliğinden arınıp vahdet öncülenmeli, bölgenin yerel dinamikleriyle barışılmalı, ma'ruf örfle çatışılmamalı ve hatta sahiplenmeli, kuklaya değil, kuklacıya odaklanmalı, direnişçilerin tevhid sancağımızı dalgalandırdıkları gibi izzetli Çeçenistan bayrağını da dalgalandırmaları. Daha sonra ise Müslümanlar olarak hepimizin bu davaya sahip çıkması.

Irak direnişi ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Sitemizdeki köşemizden Irak direnişi ile ilgili söyleyeceklerimizi eleştirel formatta paylaştık. Zaten toptan kabul ya da toptan red edilebilecek bir direniş yok Irak'ta. 'Fitne öldürmekten daha feci bir şeydir' der Kur'an. Biz bunu tefrika, mezhepçilik ve tekfir, işgal, katliam ve tecavüzden çok daha tehlikelidir diye yorumlayabiliriz. Ve hiç şüphesiz fitneye karşı mücadele vermek, işgale karşı mücadele vermekten daha efdal ve daha çetindir. Ki fitne de işgalden bağımsız değildir.

Irak'tan küçük şeytan Saddam gitti, yerine büyük şeytan Amerika geldi. Irak, işgale karşı savaşan direnişçiden çok, fitneye karşı mücadele eden fitne savarlara muhtaç. Amerika ve uşaklarının Irak'ta korktuğu kaleşnikof kurşunlarından ziyade 'vahde vahde islamiyye' sloganları.

El Kaide Irak'ta Ne Yapmak İstedi?

Emin olun El Kaide ne yapmak istediğini bilmiyor Irak'ta. Ama ne yaptı derseniz bir şeyler söyleyebiliriz. Bir kere şunu belirtmek gerekiyor ki 11 Eylül'ü yapan el Kaide ile şuan ki el Kaide arasında farklar var. Selefi ve ne yaptığını bilen El Kaide örgütü, şuan tekfirci ve ne yaptığını bilmeyen bir el Kaide örgütü oldu. Ki önceki halinin de masaya yatırılması gereken birçok sorunu var. Ama günümüzdeki el Kaide gerçeği çok daha vahim. El Kaide, Irak'ta faaliyet gösteren el Kaide'yi kontrol edeceğine, Irak El Kaidesi, el Kaide'yi yönlendirdi.

El Kaide Irak'ta en büyük hatayı işgalden hemen sonra Baas rejimiyle yaptığı işbirliğiyle yaptı. Salt askeri bir işbirliği sanılan bu ittifakın kısa bir süre sonra hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. Daha önce -belki de hala- ABD'nin uşaklığını yapmış Saddam'ın profesyonel katilleri ve ajanları el Kaide'nin içindeydi artık. Ve Amerika, El Kaide'yi silahlarla değil istihbari enformasyon ağıyla yendi. Birçok terör eylemine imza atıldı, katliamlar, camilerde intihar bombacıları,Şiilerin kanını helal, kadınını cariye sayan fetvalar, 'Irak İslam Devleti' ilanı, zorla biat toplamalar, kendilerine itaat etmeyen diğer direniş örgütleriyle kanlı çatışmalar, halktan zorla zekât (haraç) toplamalar v.s.... Sonunda Baas'çılarla olan ittifakı da bozuldu. Bu süreç el Kaide'nin kapsama alanındaki bazı gençleri tefekkür etmeye, 'ne oluyoruz' demeye yönlendirerek aralarına set çekmelerine sebep oluyor olsa da, birçoğunu toptan kabule, onlar yapıyorsa doğru yapıyorlardır' a sevk etti. Malumunuz, gençler, eli kalem tutandan çok, eli silah tutana, sözden çok sese kulak veriyor, ilimden, bilgi ve birikimden çok hamasi nutuklara,  akletmekten çok nakletmeye ve taklide hevesleniyorlar. Ama iyi bilmeliler ki, kontrolsüz güç, güç değildir ve kişinin eylemi asla bilgisini aşamaz.


Gençlik konumuza da böylelikle girmiş olduk. Gençlik ne yapmalı? Daha doğrusu gençlik için ne yapılmalı?


Gençlik hemen hemen camiamızın her platformunda konuşulur, tartışılır oldu. Ama nedense hep, gençliğin elden gittiği, 'ah! vah!'ların edildiği, nasıl ve neden gençlerimizi kaybettiğimiz masalara yatırıldı. 'Karanlığa küfredeceğine bir mum yak' diyor ya... 'Bu gençlik ne yapmalı ve gençlik için ne yapılmalı', doğru bir soruydu. Genç kardeşlerimiz öncelikle 'imanın en büyük imkân olduğuna' inanmalı ve büyük şeyler yapmaktan çok, gerekeni yapmanın erdem olduğu bilincinde olmalılar. Gençlik için ne yapılmalı? Gençliğimiz için yapılacak gerçekten çok şey var ama bizim gençliğimiz özelinde tüm halklar için kilit noktası olarak gördüğümüz iki şey var ki bunlar olmadan gençliğe bir şey vermemizin anlamı olmayacağına inanıyoruz. Bir, akletme melekelerini kullanmayı öğretmek, ikincisi ise her yol ve yöntemle vahiyle gençlerimizi doğrudan buluşturarak, davalarına fer'i değil asli kapısından girmelerini sağlamak. Çünkü o kapıdan girmeyip de diğer kapılardan girenler, hiç girmeyenler kadar uğraştırıyorlar bazen. Vahiyle inşa olmamış adamlardan çektiğini, düşmanlarından çekmedi bu ümmet.


Lübnan'da yaşanan son olaylar... Tamam bizler için her şey netti, saflar belliydi ama içimizden diyebileceğimiz bazı yazar ve haber kaynakları olayın bir mezhep çatışması olduğu yönünde bir çıkış yaptılar her ne kadar sesleri kısık kalsa ve başarısız olsalar dahi, bizim sormak istediğimiz; nedir bu oyunun iç yüzü?

Evet malesef bazen fitnenin tetikleyicileri 'içimizdeki beyinsizler' oluyor. Bu oyunun iç yüzüne, Lübnanlı bir âlim olan, Sünni bir âlim olan Fethi Yeken sitemize alıntıladığımız röportajında gayet net ifadelerle açıklık getirdi. İşin aslı şu ki; içlerindeki mezhepçiliği, taassubu kusacak uygun yer ve zaman kollayan zavallıların bir çıkışıydı. Irak'ta kısmen başardıklarını Lübnan'da da yapmaya kalktılar, ama tutmadı, üstelik kendi foyaları ortaya çıktı. Onurlu İslam savaşçılarını 'Şii', Amerika işbirlikçilerini de 'Sünni' şeklinde lanse ederek aslında Sünniliğe en büyük hakareti yaptı bu zavallılar. Lübnan'daki son yaşanan olayların, Gazze' de bir sene önce yaşanan olaylardan hiçbir farkı yoktur.


Son olarak, en önem verdiğiniz konumuza gelecek olursak... İttihad-ı İslam diyoruz, vahdet, insicam diyoruz, kardeşlik bilinci, ümmet birliği diyoruz. Nasıl gerçekleşecek, ya da gerçekleşecek mi? O 'bir gün' gelecek mi?

Müslümanların birliği bir gün mutlaka gerçekleşecek ve o 'bir gün' gelecek, başka yolu yok... Biz İslami vahdetin tesis edilmesini, tüm olumsuzluklara, yerleşmiş tabulara ve 'içimizdeki beyinsizlere' rağmen çok da zor olmadığına inanıyoruz. Zira Kur'an çağımıza damgasını vurmak için gün sayıyor ve vahyin mesajı bir kez daha ışıldıyor.

"Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Fırkalara bölünüp dağılmayın, birbirinizden kopmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Siz birbirinize düşmanlar idiniz de, kalplerinizi birleştirdi (kaynaştırdı) ve O'nun nimeti ile kardeşler kılındınız. Oysa ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı. Allah size mesajlarını işte böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasanız." (Al-i İmran / 103)

İslam ümmetini yeniden diriltme, vahiyle inşa fikri ve vahdet ideali, İslami aidiyet açısından en önemli bir sorumluluk ve duyarlılıktır. Biz, Kur'an'da yer almayan bir konunun asla imani bir esas olamayacağına inanıyoruz. İman esaslarını yani itikadi, akidevi konuları Kur'an belirler. Dolayısıyla Kur'an'a iman eden her insan din kardeşimizdir, iman kardeşimizdir, akîde de kardeşimizdir. Dinin bir asli, birçok fer'i kaynağı var. Dinin tek asli kaynağı olan Kur'an'da birlik, otomatikman itikadi birliğe ulaştıracaktır. İtikadımızı Kur'an'ın muhkem ayetleriyle sorgulamayı öğrendiğimiz zaman vahdete kavuştuğumuz andır.

Kalkıp 12 imamın masumiyetini iman esasları arasına soktuğumuz müddetçe, 'aşere-i mübeşşere'ye imanı, recm tartışmalarını, kadere imanı, kabir hayatını v.s. itikadi düzlemde tartışmalara açtığımız müddetçe, elbette ki İslami vahdet bir ütopya kalmaktan ileri gidemeyecektir. Bunlar teferruattaki farklılıklarımızdır, asli farklılıklarımız değil.

Kısacası İttihad-ı İslam'ın yolu, itikadı Kur'an'a has kılmaktan, Kur'an ümmeti olmaktan geçer. Zira vahdet ideali asla, ümmetin ıslahı, yeniden inşası ve ihyası projesinden bağımsız düşünülemez. Kur'an üzerinde birleşilmesini emreden vahiy, ümmetin, hatta tüm insanlığın üzerinde birleşeceği tek kaynak, tek manifestodur. O'nun birleştiremediğini, hiçbir şey birleştiremez.


Bizlere, gençlere, YenidenFetih gençliğine, vahdet konusunda neler düşmektedir, ne yapmalıyız?

Tabi ki formülü bu kadar kolay olan vahdet sorununu çözümlemek, formülü gibi kolay olamıyor. Asırlardır birbirine küsmüş gönülleri barıştırmak, ailemizin dağınık, ayrışmış, parçalanmış yetimlerine sahip çıkarak, kol kanat gererek, yeniden ihya etmek sebat ve tedriç isteyen aşamalar bütünüdür. Islah, ihya ve tecdid yolu her şeyden önce ilim, bilgi ve birikim yoludur. İlim için diz çökecek ve saç ağartacak kadar sabırlı gençlere ihtiyacımız var.

Röportajın başlarında gençlik ile ilgili bazı değinilerde bulunmuştuk zaten. Bunlar gerçekten önemli. Gençlik içinde delikanlılığı, heyecanı, değişimi, ataklığı barındırıyor. Bunların yanlış yerde açığa çıkması gençliğimiz için bir felakete dönüşüyor. Tüm bunlara karşı, kapitalizmin hedef tahtasındaki gençlerimizi vahiy ve hikmet ile tanıştırın, sabrı ve sebatı aşılayın. Bilsinler ki, sabır direniştir.

İşe vahiyden başlamak doğru yerden başlamaktır. Önce vahyin talebesi olsunlar, sonra ne olurlarsa olsunlar.

YenidenFetih Gençliği adına bize vakit ayırdığınız için teşekkür ediyor ve bu çağrıya kulak veren gençlerden olmamızı temenni ediyoruz…


Hasan Yağış / YenidenFetih.org


 
http://www.tevhidhaber.com/ sitesinden 05.04.2020 tarihinde yazdırılmıştır.