• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Konya 4 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 7 °C

Nerede kalmıştık?

Abdullah Büyük
Evet, nerede kalmıştık? Devam eden Ergenekon davaları, küresel kriz ve birtakım sıkıntılar, demokratik açılımlar, iktidar ve muhalefet arasındaki söz dalaşı...

 

v.s derken ayların sultanı olarak kabul edilen Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı ile tanıştık. İnsanımızın yüzü güldü, keder ve sıkıntıları geçici de olsa azaldı. Bir ay Ramazan ve üç gün de bayram ile tam 33 gün, İslami atmosfer kuşattı ülkeyi. Namaz kılan ve kılmayan, açık bayanlar ve tesettürlü bayanlar arasında en küçük bir kırgınlık, gerginlik olmadı. Oruçlunun adeta yüzüne sigara üfleyenler oldu, oruçlu insan ne elini kaldırdı ve ne dilini silah olarak kullandı. Sadece “Ben oruçluyum” deyip geçti. Niçin? Çünkü Peygamberimiz öyle olmasını emretmişti.
Her türlü krize rağmen, imanlı kullar zekâtını, hayır ve hasenatını, infak ve yardımını verdi. Tüm TV kanalları iftar ve sahur programları ile halkımıza hizmet etmek için yarıştı. 33 günlük geçmiş zaman diliminin her yanı İslami güzelliklerle, İslami kural ve prensiplerle haşir neşir oldu. Buna, ülkenin aile ocağı haline gelmesi olarak bakmak daha güzel. Veya vicdanların kabul ettiği bir açılım demek daha güzel. Sessiz sedasız, patırtı kütürtü olmadan gönüllere doğru ilerleyen bir açılım demek, açılım kelimesinin hakkını vermek kadar önemli bir hal oldu.
Allah"ın ve kullarının yaşam tarzı, hayat biçimi olan İslam dininin, birilerinin anladığı gibi, toplumu geren, toplumsal barışı dinamitleyen, toplumu çağın gerilerine götüren bir din olmadığını yetmiş milyon insan gördü. 33 günlük geçmişimizle gurur duyduk, iftihar ettik. Gecesini ve gündüzlerini kirletmeden, Rabbimizden geldiği gibi içlerini doldurarak tekrar Rabbimize gönderdik.
ABD başta olmak üzere batı ülkelerinin çoğu Müslümanların oruç ayını, bayramını takdirle karşıladılar, tebrik ettiler ve hatta iftar programlarına katıldılar.
Peki, ne oldu? Laiklik devre dışı edildi mi? Devletin kurumları teokratik bir yapıya teslim oldu mu? Ki, teokratik düzen bir Müslüman için komünizim kadar itici bir kavramdır.
Şablon ve şekilci kafalar, şarj makinesine bağlı kalarak konuşan kafalar, bu güzellikleri anlayamaz, bu açılımları tartamazlar.
Ülkesini ve milletini seven, kalkınması için her türlü fedakârlığı ortaya koyan, Türk-Kürt, Çerkez, Arap vs. insanların yaşayacağı ülkeyi “Aile Ocağı” haline çevirecek kapasiteye ve fedakârlığa sahip olan insanlardan bir zarar gelmeyeceğini bütün dünya anladı.
Bu ülke halkı, sloganik sözlerin arasına sıkışmış parti başkanlarının çok ama çok önünde. Şu acı gerçeği herkes anladı ki sadece muhalefet edip, proje olarak ortaya bir şey koymayanlara rağbet yok, ilgi yok, ihtiyaç da yok.
Bu ülke halkı anladı ki, laikliği, cumhuriyeti, Atatürk"ü arkalarına alarak cebini ve midesini dolduranlar, bu ülkenin yüz karasıdırlar. İş bu zavallı yaratıklar için, 1971 yılında MEB Devlet Yayınları arasında çıkan Osmanlı Tarih ve Deyimleri Sözlüğü isimli eserin birinci cildinin 836. sahifesinde şu gerçek ithaf edilir:
“İslamiyet"te dini ve dünyevi işlerin tefriki (ayırımı) yoktur. Allah"ın emirleri her şeyden evvel insanların bu yeryüzündeki ef"al (fiiller) ve harekâtını tanzim için konmuştur. Bu hareketlerse hukuki, ahlaki, dini ve iktisadi münasebetler şeklinde tasnife tabi tutulup, bunlardan yalnız bir kısmına dini akidelerin müessir olacağı kabul edilmiş değildir. Mümin insan, şu ve bu mahiyetteki bilcümle harekâtında, Allah"ın emirlerinden ayrılmamakla mükelleftir. Bu emirlerse Allah"ın kitabı olan Kur"an"da yazılıdır. Bugünkü modern ve laik hukuk zihniyetinin ölçüleriyle, İslami müesseseleri kıymetlendirmeye kalkmak, garip yanlışlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.”
Toplumun kabullendiği bir söz var: Durmak yok, yola devam... Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı, Müslüman halka yeni bir enerji verdi. Evdeki hanımdan dağdaki çobanına kadar sağduyu sahibi olan herkes ve her kesim, bu ülkede olup bitenleri öğreniyor ve ona göre tedbirini ve hazırlığını yapıyor. Bu hazırlık kalbî, fikrî hazırlıktır. İnsanların gönüllerine girme hazırlığıdır. Eroine kurban olacak gençliğin elinden tutma hazırlığıdır. “Gölge olma başka ihsan istemem” sözüne uygun düşecek ve halkın önündeki arızalı, defolu düşünce sahiplerini hukuka havale etme hazırlığıdır. Hayırlı olsun.

Bu yazı toplam 5356 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim