• BIST 82.796
  • Altın 147,560
  • Dolar 3,7818
  • Euro 4,0344
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya -1 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Erzurum -6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 11 °C

Ne yapmalı?

Abdullah Dai

"Ya Rasûlallah, öyle bir durumda ne yapalım?" diye soruyorlardı en hayırlı neslin(1) hayırlı şahsiyetleri… Yegâne önderimizi ve hayat örneğimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle'nin kendisine gaybdan bildirdiği ve gelecekte "merhamet olunmuş ümmeti"nin(2) başına gelecek olayları haber verince, "Ashab-ı Kiram" böyle sormuştu!..
"Ya Rasûlallah, öyle bir durumda ne yapalım?"
Ne idi bu vasat(3) ve insanlar için şahid olarak çıkarılan hayırlı ümmetin(4) başına gelecekler?..
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Benden sonra öyle imamlar (önderler/yöneticiler) gelecek ki, onlara itaat ederseniz sizi dinden çıkarırlar, onlara isyan ederseniz sizi öldürürler. İşte onlar, küfrün önderleri ve sapıklığın başlarıdır." (5)
Rasulullah (s.a.s.)'in vefatından sonraki dönemlerde aziz İslâm Milleti'nin başına böyle bir felâket gelecektir… Onlara egemen olan güçler, küfrün önderleri ve sapıklığın başları olacaklar… Onlara ve hükümlerine itaat, kişiyi, yegâne hayat nizamı İslâm Dini'nden çıkarıp uzaklaştıracaktır… Onların düzenleri şirk ve küfür olacak, onlar şirk ve küfürle hükmedeceklerdir… Devletlere İslâm olmayacak hükümetlerinin İslâm ile herhangi bir ilişkisi bulunmayacaktır…
Böyle bir durum, İslâm Milleti'nin yenildiği, topraklarının işgal edildiği, küfür ve şirk ile hükmedenlerin hakim oldukları, mü'min Müslümanların mahkum hâle geldiği bir anda gerçekleşir… İslâm'ın devlet ve hükümetten uzaklaştırıldığı, devlet ve hükümetsiz kaldığı bir zamandır, Rasulullah (s.a.s.)'in haber verdiği zaman!..
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ tarafından insanlar için çıkarılmış, önder, örnek ve hayırlı Ümmet, egemen zalim tağutların esareti altında bulunduğu bir çağın geleceğini haber veren önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e:
"Ya Rasûlallah, öyle bir durumda ne yapalım?" diye sormuşlardı… Bu soruyu soran en hayırlı neslin hayırlı ferdleri, böyle bir felâketle karşı karşıya gelmediler, amma Onlardan asırlar sonra yaşayan, onların izinde giden, onların kardeşleri ve bir vücûdun organları olan mü'min Müslümanlar, bu durumu yaşadılar… Bugün de yaşamaya devam etmektedirler!..
İslâm topraklarını işgal eden egemen zalim tağutlar, İslâm'ı sosyal hayatın dışına çıkarmış, geçersiz kılmış, hükümlerini yasaklamış ve hayat nizamı İslâm Dini'nin yerine küfür ve şirk hükümlerini egemen kılmışlardır…
Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaattan yüz çeviren, yani egemenlik konusunda Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim'i ve Kur'ân' ın hayata uygulanışı olan Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ni tamamen devre dışı bırakan yerli tağutlar,(6) Allah'ın indirdikleriyle hükmetmedikleri gibi, Allah'ın hükümleriyle hükmetme teklifini bile yasaklamışlardır…
Tağut, kim olursa olsun, nereli olursa olsun, hangi çağda yaşarsa yaşasın farketmez… Tağut, tağuttur… Tağutun yerli olması veya yabancı olması arasında fark yoktur… Kim Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmekten yüz çevirir ve ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan hükümlerle egemenliği altındakilere hükmeder de Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, o tağuttur!.. Bu tağut, ister Allah'ın indirdiği hükümlere inanarak, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmesin, sonuç itibariyle hiçbir şey değişmez… Her iki hâlde de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmedilmemiş olur… Allah'ın indirdiği hükümleriyle hükmetmeyip, küfür ve şirk hükümleriyle hükmeden tağuttur… Tağutun düzeni, İslâm'ı yerine herhangi bir batıl ideolojiyi hakim kılmaktadır… Yerli veya yabancı tağutun hükümlerine isteyerek tabi olup itaat edenler, onu benimseyip yücelterek yaşamasına yardımcı olanlar, İslâm Dini'nden çıkarlar… "İkrâh-i Mülcî" olmadıkça asla tağutların arzularına uyulmaz, onlara itaat edilmez ve hükümlerine boyun eğilmez…
Yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'den yüz çevirip itaat etmeyen ve indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler hakkında söyle buyurur:
"De ki: "Allah'a ve Rasulüne itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez." (7)
"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir." (8)
Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat etmekten yüz çeviren ve Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfir olanlardır… Bu kâfirler, egemen oldukları bölgelerde küfür ve şirk hükümleriyle hükmedip, yönettikleri kitleleri bu hükümlerle sevk ve idare etmektedirler… Bunlar, küfrün önderleri ve sapıklığın başlarıdır!.. Bunlar, yüce İslâm Dini'ni hayata hakim olmaktan uzaklaştırmış ve tekrar hayata hakim olmasın diye bütün güçleriyle gayret etmektedirler… Egemen oldukları ve işgal ettikleri İslâm topraklarında kendi şirk hükümlerini yürürlüğe sokmuşlardır… Onlar, ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan hükümleri egemen kılmış ve İslâm'ı reddetmişlerdir… Birileri de, ne niyetle olursa olsun onların bu düzenlerinin devamını sağlamak için onlar gibi davranıp onların yerine bu hükümlerle hükmetmeye çaba göstererek iktidarda bulunmaktadırlar!... Selefin koyduğu şirk hükümlerini halefler devam ettirmektedirler… Selef ve halef, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeme konusunda bir noktada birleşmektedirler… İnkâr ederek hükmetmemek sonucunu değiştirmemektedir… Biri, şirk ve küfür hükümlerini ortaya koyar, diğeri, herhangi bir "ikrâh-ı mülcî" olmadan Onun hükümlerini uygular!.. İki tağut da aynı şeyi yapmaktadır… Biri, İslâm'ı reddederek yasaklar, diğeri İslâm'ı kabul ederek yasaklar!.. İkisi de İslâm'ı yasaklamışlardır… Bu yasaklamayı gündeme getirirken birisinin zulmünde çok sert olması, diğerinin zulmünde ılımlı veya yumuşak olması arasında hiçbir fark yoktur… İkisi de, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemekte, ikisi de Allah'ın hükümlerini yasaklamakta ve ikisi de aynı zulmü işlemektedirler… Birisinin küfür ve şirk hükümlerini uygulamada çok sert oluşu, diğerinin küfür ve şirk hükümlerini uygulamada yumuşak davranması, mü' min Müslümanları aldatmamalıdır!.. Bizim tağut, sizin tağut ayrımı olmamalı… Tağut, tağuttur!.. Bizim zalim, sizin zalim farkı gündeme getirilmemelidir, zalim zalimdir!..
Şirk ve küfür hükümleriyle hükmeden yerli olsun, yabancı olsun zalim tağutların egemen olduğu işgal altındaki İslâm topraklarında esaret altındaki mazlum ve mustaz'af mü'min Müslümanlar, bu tağutlara itaat ettikleri takdirde, dünyada da, ahirette de kaybedenlerden olurlar… Tağutlara itaat edecek olurlarsa, itaat edilen hakim güçler onları, gerisin geriye küfre ve şirke döndürürler…
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Ey iman edenler, eğer inkâr eden (kâfir) lere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisingeri çevirirler. Böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz." (9)
Kâfir ve müşrik tağutların küfür ve şirk hükümlerine itaat, küfür ve şirke düşmenin sebebi olduğu gibi, "Ehl-i Kitab"a da yapılacak herhangi bir itaat, tekrar küfre dönmeye sebeb olur…
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Ey iman edenler, eğer kendilerine kitab verilenlerden herhangi bir gruba itaat edecek olursanız sizi, imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler." (10)
Bu itaat, onların inançlarının ve hükümlerinin doğruluğuna inanıp itaat etmek demektir… Akîde de, ehl-i küfrü ve ehl-i Kitabı benimsemek, onların küfür ve şirk düzenlerine inanarak kabul etmek, şirklerine ve küfürlerine iştiraktır… Böylece kişi veya kişiler, iman ehli iken küfre ve şirke düşmüş olur… Elbette ki, onların batıl, şirk ve küfür itikâdlarını red ile birlikte amelen onlara itaat, bir fısk, bir fucûr, bir zulüm ve bir günahtır…(11)
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in kendisinden sonra Ümmetin başına geçecek küfrün önderleri ve sapıklığın başları döneminden bahsederken, bu konuda beyan buyurduğu bir başka hadislerindeki dördüncü merhaleyi beyan buyurmaktadır ki,(12) İslâm, devlet olmaktan uzaklaştırılmış, hakim iken mahkum edilmiş ve zalim tağutlar egemen olmuşlardır… Aziz İslâm Milleti esarete mahkum edilerek Ümmetin paramparça olması sağlanmış ve bu felâketin devam etmesi için yerli uşaklardan çokça faydalanılmıştır… Öyle bir tağutî düzen kurulmuştur ki, eğer onların şirk hükümlerine ikrâh-ı mülcî olmadan itaat edilecek olunursa, iman dairesinin dışına çıkılmış olur… Onların şirk düzenlerini red ile kendilerine karşı çıkılacak olunursa, bu kıyam nedeniyle kıyam edenleri öldürürler…
"Ashab-ı Kehf" in hâli gibi!..
Rabbimiz Allah Teâlâ, "Ashab-ı Kehf" in kıssasını beyan buyururken, onların hâlini şöyle açıklar:
"Böylece aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin. Ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.
Çünkü onlar, üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler, bu durumda ebedî olarak kurtuluş bulamazsınız."(13)
"Ashab-ı Kehf"in içinde bulunduğu düzen küfür ve şirk düzeni, egemen olan ise tağuttu!.. Şirk düzeninin egemen tağutları ve onlara itaat edenler, katıksız iman eden muvahhid mü'minlere karşı ki kinleri, düşmanlıkları ve kesin tavırları asla değişmez: Mü'min Müslümanları, kendilerine itaat ettirerek İslâm'dan uzaklaştırmak, ya da itaat etmedikleri takdirde onları çeşitli yollarla öldürüp yok etmek!..
Egemen zalim tağutların teklifleri: Ya onların şirk ve küfür olan hükümlerine boyun eğip itaat etmek, ya da karşı çıkılıp kıyam ettikleri takdirde onları öldürmek!..
Şirk cephesinde yeni bir şey yok!..
Dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak!..
Sarsılmaz imanı ve Tevhidî tavrıyla vasat Ümmet soruyor:
"Ya Rasûlallah, öyle bir durumda ne yapalım?"
Cevab, yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den
Muaz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Bağışı, bağış olduğu sürece alınız. Fakat bağış, dininiz için rüşvet olarak hesablanınca onu almayınız! Amma siz bunu, bırakamazsınız. Çünkü korku ve fakirlik sizi almaktan alıkoyar.
Şunu iyi biliniz ki, imanın çarkı daire şeklindedir. Sizler, Kitab (Kur'ân)'ın döndüğü yere dönünüz.
Şunu iyi biliniz ki, saltanat (yönetim) ile Allah'ın Kitabı (Kur'ân) birbirinden ayrılacaktır.
Dikkat din! Sizler, Kitab (Kur'ân) dan ayrılmayınız!
Şunu iyi biliniz ki, başınıza öyle emirler (yöneticiler) gelecek ki, onlara itaat ettiğinizde sizi saptırırlar, onlara isyan ederseniz sizi öldürürler."
Oradakiler:
-Ya Rasûlallah, öyle bir durumda ne yapalım diye sordular.
Rasulullah (s.a.s):
"İsa b. Meryem (a.s.)'ın Ashabı'nın yaptığı gibi yapın! Onlar, darağaçlarına asılıp çarmıha gerildiler, testerelerle kesildiler…
Allah Azze ve Celle'ye itaat üzere ölüm (Allah'a) isyan içindeki bir hayattan hayırlıdır." Buyurdular.(14)
Yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a. s.), hem emir buyurdular, hem de net cevab buyurdular!
Yapılan bağış, mal olur, mülk olur, makam olur, mevki olur, helâl ve temiz olduğu müddetçe alınır… Fakat bu bağış, mü'min Müslüman şahısa yapılırken, Onun dininden bir taviz koparmak karşılığından yapıldığı takdirde asla almamak gerek… Muvahhid mü'minler, karşılığında ne verilirse verilsin, dininden asla taviz veremez… Çünkü O, satılık değildir… Çünkü O, malını ve canını cennet karşılığı, yegâne Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ'ya satmıştır…(15) Bundan dolayı ona aid bir şey kalmamıştır ki, bir başkalarına devretsin, taviz olarak versin veya satsın!.. Onun namazı, bütün ibadetleri, hayatı ve ölümü, Âlemlerin Rabbi Allah içindir!.. (16) Hayatının bütününü Allah için kılmış bir muvahhid mü'minin başkasına verecek, başkasının ondan taviz olarak koparacağı hiçbir şeyi kalmamıştır… Elbette ki, bu imandan kaynaklanan Tevhidî tavrı, ancak imanı kâmil ve sapasağlam olan mü'min Müslüman gerçekleştirebilir… İman konusunda zayıf olanlar, fakirlik korkusuyla ve hayat korkusuyla dininden tavizler verebilir…
Yine Rasulullah (s.a.s.)'in beyanıyla, iman çarkı dönmekte, mü'min Müslümanlar, yegâne düstûrları Kur'ân-ı Kerim'in döndüğü yere dönmelidirler… Muvahhid mü'minin varlığı Kur'ân iledir… Kur'ân, onun hayatıdır… Kur'ân' sız hayat olmaz!..
Ve öyle bir çağ gelecek ki, yönetim ile Kur'ân birbirinden ayrılacaktır!... Yönetimdeki egemen güçler, Kur'ân-ı Kerim'i yönetimden ayıracak ve uzaklaştıracaktır… Kur'ân'sız bir devlet ve hükümetsiz kalacaktır!.. O günün egemen tağutları, Kurân'ı ve Kur'ân'ın hayata uygulanış şekli olan Rasullullah (s.a.s.)'in Sünneti'ni, yani İslâm'ı, hayata hakim olmaktan uzaklaştırıp mahkum edecek, onun hükümlerini geçersiz kılıp yasaklayacaklardır…
"Dikkat edin! Sizler, Kitab (Kur'ân) dan ayrılmayınız!"
Kur'ân'ı hükümleriyle geçersiz kılıp mahkum eden, İslâm'ı reddeden tağutî yönetime talib olmayın, onların aralarında bulunmayın, onlarla beraber olmayı ve onlar gibi davranmayı asla tercih etmeyin!.. Siz, eğer gerçekten mü'min Müslümanlar iseniz, Kur'ân'dan ayrılmayın!.. Kur'ân'a sarılın ve Kur'ân'ı dışlayan tağutları dışladığınız gibi, onların tağutî ideolojilerini de dışlayarak, küfür ve şirk düzenlerini reddedin!..
Tağutî düzenlerin yöneticileri, şirk ve küfür hükümleriyle yönetirler… Onlara itaat edildiği takdirde, İslâm'dan sapma gündeme gelir… İslâm'dan sapma, Kur'ân ve Sünnet'ten ayrılıp uzaklaşmayı ortaya çıkarır… Bu zalim egemen tağutlara itaat etmemek, onları gazablandırır… Onların mü'min Müslümanlara karşı öfke ve düşmanlıkları arttıkça artar… Bu kinleri, bu düşmanlıkları, egemen oldukları bölgelerde yaşayan mü'min Müslümanları mahkum etmekte, hapishanelere ve zindanlara attırmakta, işkence ve zulümler yaptırmakta ve öldürüp şehid etmektedir…
Böyle azgın, zalim tağutların zulmü karşısında, Allah'ın kulu ve Rasulu İsa (a.s.)'ın Ashabı gibi sabredip direnmek gerek… Her türlü işkenceye, zulme ve ölüme karşı Âlemlerin Rabbi Allah'a dayanıp sebat etmeli, gevşememeli, çözülmemeli, direnmeli ve direnmeli…
Çünkü, "Allah Azze ve Celle'ye itaat üzere ölüm, (Allah'a) isyan içindeki bir hayattan hayırlıdır!"
Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle, katıksız iman eden mü'min Müslüman kullarını müjdelemektedir:
"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın." (17)
"Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz." (18)
İslâm toprakları işgal edilmiş ve paramparça edilerek her parçasına bir zalim tağut egemen kılınmış bir hâlde iken bile, muvahhid mü'min kulların vazifesi, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat etmek, gerekli kulluğunu imkânları nisbetinde yerine getirmektir… Hangi çağda ve hangi şartlarda olursa olsun bu vazifesini ihmal etmemelidir!..
"Allah'a ve Rasulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız." (19)
1) Adullah ibn Mes'ud (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İnsanların hayırlısı, benim asrım (daki Sahabîlerim) dir. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra onlara yakın olanlardır."
Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş- Şehadet, B. 9, Hds.17
Kitabu'r- Rikak, B7, Hds.16-17
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's- Sahabe, B. 52, Hds. 211-216
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's- Sünnet, B. 9, Hds. 4657
2) Ebu Musa (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Benim şu Ümmetim, merhamet edilmiş bir Ümmettir."
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l- Fiten, B.7, Hds. 4278
Sünen-i ibn Mace, Kitabü'z- Zühd, B.34, Hds. 4292
3) Bkz. Bakara, 2/143
4) Bkz. Âl-i İmrân, 3/110
5) el-Hafız ibn Hacer el- Askalânî, Metalibu'l- Âliye, çev. Hüseyin Kaya, ist. 2006, C. 5, sh. 259, Hds. 4409.
Ebu Bekr ibn Şeybe, Müsned'den.
6) İmam Taberî (rh.a.)'in tağut kavramının açıklaması, İslâm âlimlerince kabul edilmiş ve İslâm tarihi boyunca bu şekilde anlaşılmıştır…
İmam Taberî (rh.a.), meşhur tefsirinde tağutu şöyle tarif etmektedir:
"Allah'ın indirdiği hükümlerin karşısına dikilen, ayaklanan, Allah'ın emirlerine mukabil yeni hükümler icad eden her varlık, Allah'dan başka itaat edilmesi istenen herhangi bir şey ister bilerek, isteyerek itaat etsinler, uysunlar, isterse zorla, tehditle boyun eğsinler, her iki hâlde de bu uyulan ve itaat edilen şey tağuttur. Bu nesnenin insan olmasının, şeytan olmasının, put olmasının yahud da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının ehemmiyeti yoktur."
İbn Cerîr et- Taberî, Câmiu'l- Beyan Fî-Tefsiri'l-Kur'ân, Mısır, 1324, C.3, sh.13.
Türkçe tercemesi: Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, ist. 1996, C.2, sh.115.
7) Âl-i İmrân, 3/32
8) Mâide, 5/44
9) Âl-i İmrân, 3/149
10) Âl-i İmrân, 3/100
11) İmam Kurtubî (rh.a.), meşhur tefsirinde şunları kaydetmektedir:
"İbnü'l-Arabî der ki:
Mü'min bir kimse, itikadı ilgilendiren hususlarda müşrik bir kimseye itaat edecek olursa, bu itaati sebebiyle O da müşrik olur. Fakat fiilen ona itaat etmekle birlikte onun inancı Tevhid üzere sağlıklı bir şekilde devam ediyor ve tasdikini sürdürüyorsa, âsî olur. Bunu, böyle belleyiniz."
İmam Kurtubî, el-Câmiu"li-Ahkâmi'l-Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 1998, C. 7, sh. 147.
12) Huzeyfe (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah'ın dilediği zamana kadar Nübüvvet aranızda yaşamaya devam eder. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra Nübüvvet devrine (yoluna) uygun bir hilafet meydana gelir ve Allah'ın dilediği zamana kadar aranızda kalır. Sonra Allah, dilediğinde onu ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı (zalim) krallık ortaya çıkar ve Allah, ne kadar dilerse, o kadar sürer. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra diktatör (zorba) bir yönetim oluşur ve Allah'ın dilediği süreye kadar devam eder. Sonra Allah, dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra Nübüvvet devrine (yoluna) uygun bir hilafet meydana gelir."
13) Kehf, 18/19-20
14) el-Hafız ibn Hacer el-Askalânî, A.g.e. C.5, sh. 258, Hds. 4408. İshak b. Râhaveyh, Müsned ve Ahmed b. Menî, Müsned'den.
Not: Bûsîrî der ki:
-Ahmed b. Menî'nin ravileri güvenilir kimselerdir.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, ist. 1997, C. 2, sh. 198-199, Hds. 516.
İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî, Cemu'l-Fevaid-Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, ist. 2003, C. 3, sh.184, Hds. 6054 Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'den.
15) Bkz. Tevbe, 9/111
16) Bkz. En'âm, 6/162
17) Âl-i İmran, 3/103
18) Âl-i İmrân, 3/139
19) Âl-i İmrân, 3/132

Vuslat Dergisi

Bu yazı toplam 19256 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim