• BIST 102.270
  • Altın 149,533
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Konya 18 °C
  • Antalya 24 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Erzurum 11 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 20 °C

NATO Füze Kalkanı Alnımıza Sürülen Kara Bir Leke...

Nureddin Şirin

NATO Füze Kalkanı Alnımıza Sürülen Kara Bir Leke, Ümmete Saplanan Bir Hançerdir

Özellikle “One Minute” çıkışı ile birlikte başka Filistin olmak üzere İslam dünyasının büyük takdirini kazanan Sayın Başbakan Recep Tayyib Erdoğan, kahrolası "Reel-Politik" ile bu kez Türkiyeli müslümanların alnına kara bir leke çaldı.

Ortadoğu"daki “direniş ekseni”nin emperyalist ve siyonist duvarları ardı sıra yıkmaya başlamasının ardından Büyük Şeytan Amerika başarısızlık ve hüsranla sonuçlanan girişimlerini bu kez Türkiye üzerinden “NATO Füze Kalkanı Projesi” ile telafi etme yoluna gitti. Yani Amerika NATO"yu arkasına alarak ve Türkiye"nin omuzlarına basarak bir hamle daha gerçekleştirdi.

Bu Füze Kalkanı"nın ne anlama geldiğini anlamak zor olmasa gerek. Deniliyor ki; NATO ülkelerinin her hangi birine yönelik “balistik füze tehdidi”ne karşılık, bu füzeler, tehdidin kaynağına yönelecek ve tehdidi etkisizleştirecek.

İyi de nedir bu “balistik füze tehdidi”?

Bu tehdit Rusya"dan mı kaynaklanıyor, bu tehdit Çin"den mi kaynaklanıyor? Eğer Rusya"dan kaynaklanıyorsa, daha önce Polonya"ya yerleştirilmesi planlanan ve Rusya"nın “vururum” tehdidi karşısında vaz geçilen bu proje şimdi niçin Türkiye"ye yerleştiriliyor? Eğer Rusya"dan herhangi bir NATO ülkesine yönelik bir saldırı olursa, Türkiye"deki Füze Kalkanı harekete mi geçecek? Bunun böyle olmadığını herkes çok iyi biliyor. Yani, bu füze kalkanı, Rus Füze tehdidine karşı değil. Çin"den de kaynaklanacak değil herhalde. Öyle olacak olsaydı, füzelerin Türkiye"ye yerleştirilmesinin anlamı olmazdı, “tehdidin kaynağı” olan bölgeye yakın olmalıydı.

Geriye tek bir seçenek kalıyor; zaten bunu Amerika, Siyonist rejim ve Batı başından beri söylüyordu: Bu tehdit; “İran Füze tehdidi”dir; Fransa Cumhurbaşkanı, anlaşmanın mürekkebi kurumadan açıklamayı yaptı zaten: “NATO tarafından kamuoyuna açıklanan belgelerde herhangi bir isim verilmiyor, fakat gelin bunu dobra dobra konuşalım: bugünün füze tehdidi İran"dır.”

Peki ne oldu da İran"ın balistik Füzeleri BATI ve NATO ülkeleri için "tehdit" haline geldi?

Öncelikle İran İslam Cumhuriyeti"nin savunma kapasitesinin en etkili silahı olan (Şahab, Kadir, Zilzal, Fecr, Rad vs) füzelerinin hedefi doğrudan Siyonist İsrail rejimi. İslam Cumhuriyeti"nin askeri-siyasi makamlarının açıkladığı üzere; İslam Cumhuriyeti"ne yönelik Amerika veya İsrail tarafından herhangi bir saldırı olması durumunda, başta Siyonist rejim olmak üzere Amerika"nın bölgedeki askeri üsleri, körfezdeki donanmaları İran füzeleri tarafından hedef alınacak.

Peki İran bunu yapmasın mı? Kendini savunmasın mı?

Nükleer enerji alanındaki faaliyetlerini durdurabilmek için her yola başvuran, BM Güvenlik Konseyi"ni arkasına alarak İran İslam Cumhuriyeti"ne yaptırım üzerine yaptırım kararı aldırtan Amerika, bu yaptırımlardan bir sonuç alamayacağını, yani İran"ı geri adım attıramayacağını, diz çöktüremeyeceğini açıkça görmüş durumda. Öte yandan Siyonist rejim de sık sık İran"a askeri saldırıdan başka bir seçenek kalmadığını yüksek sesle dile getiriyor.

Bunun içindir ki hem İslam Cumhuriyeti, hem de Siyonist rejim yoğun askeri tatbikatlar yapıyorlar. Yani çift taraflı olarak savaş hazırlıkları da tüm hızıyla sürüyor. Geçenlerde bir CIA uzmanının açıkladığı üzere, “İran ile bir savaş tahmin edilenden de yakın” ifadelerini kullanmıştı. ABD Genel Kurmay Başkanı Mullen de, açıkça İran"a karşı askeri seçeneği dile getirerek İran"a saldırı tehdidini en yüksek seviyede dile getirmişti.

Görünen o ki bölge "büyük çaplı ve çetin bir savaş"a doğru gidiyor. Peki bu savaşın tarafları kim? İran İslam Cumhuriyeti"ne karşı Amerika, İsrail ve NATO devletleri. Yine sormak lazım, acaba ateşi bütün dünyayı saracak olan böyle bir savaşa niçin gidiliyor?

İran komşu ülkelere bir saldırı hazırlığı içinde de, onu önlemek, ya da saldırı durumunda cezalandırmak için mi?

Genel olarak yakın tarihimize bir göz attığımızda Amerika ve İsrail"in peşi sıra aldığı ağır yenilgileri sıralayabiliriz:

1- 2001 yılında Afganistan"ı işgal eden ABD önderlikli NATO güçleri, kendilerinin de itiraf ettiği üzere, Taliban direnişi karşısında uğradıkları bozgun ve aldıkları ağır yenilgiler dolayısıyla kendi kamuoylarında da büyük bir sıkıntı ile karşılaştılar.

2- 2003 Yılında Irak"ı işgal eden ABD önderlikli koalisyon güçleri, Irak"ta hiçbir hedeflerine ulaşamadıkları gibi, gönderdikleri işgal askerlerinin tabutlarını taşımaktan başka bir iş yapamadılar.

3- Lübnan"da Hizbullah"ı bütünüyle ortadan kaldırmak için başlatılan Temmuz 2006 (siyonistlerin deyimiyle İkinci Lübnan savaşı) siyonist rejimin ağır yenilgisi ile sonuçlandıktan sonra, Amerika"nın “Yeni Ortadoğu” projesi de çökmüş ve siyonist rejimin geleceği açıkça tartışılır hale gelmişti.

4- Siyonist rejimin Gazze"ye yönelik Aralık 2008 tarihinde başlattığı saldırıda Filistin İslami direnişi karşısında yenilgiye uğrayıp geri çekilmek zorunda kalmasıyla, bölgedeki İslami direniş emperyalist ve siyonist yapı karşısında büyük bir zafer kazanmıştı.

5- İran İslam Cumhuriyeti"nin nükleer faaliyetlerini başarıyla sürdürmesi, nükleer enerji için santrallerini çalıştırmaya başlaması, siyonistlerde “İran atom bombası üretmek üzere” sendromunu zirveye çıkarmıştı.

Genel hatlarıyla bu stratejik gelişmelerin manası, Seyyid Nasrullah"ın ifadesiyle, İslam Ümmeti için yenilgiler döneminin kapanması, emperyalist ve siyonist dünya için ölüm çanlarının çalması anlamına geliyordu. Yani başta siyonist rejimin varlığı büyük tehlike ile yüzleşmiş durumda ve emperyalistlerin bölgedeki çıkarları ise ölümcül bir tehdit ile karşı karşıya.

Tüm bu süreçte, yenilgilerin baş sorumlusu olarak gösterilen "İran İslam Cumhuriyeti"ne ağır bir bedel ödettirme planlarına yönelen Amerika ve müttefikleri, İran"a yapılacak bir askeri saldırıya İran"ın vereceği karşılığı etkisizleştirmenin hesaplarını yapıyor. İran"a bir saldırı olması durumunda, İran kendisini savunamasın, en büyük caydırıcılık kozu olan füzeleri bir işe yaramasın; böylelikle İran"a askeri açıdan yıkıcı bir darbe vurulabilsin.

Bizim deyimimizle buna “köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar” denir. Bir taraftan saldıracaksın, diğer taraftan da saldırdığın tarafın savunma gücünü kıracaksın, ona kendisini savunmasına fırsat vermeyeceksin…

NATO"nun aynı zamanda siyonist İsrail rejimi ile yakın ilişkilerde olduğu, ve Siyonist rejimin savunulmasının NATO"nun uhdesine bırakılacağı uzun süreden beri dillendiriliyordu. Yani Siyonist rejim İran İslam Cumhuriyeti"ne saldıracak olursa bu NATO"nun şemsiyesi altında olacak; kendisini de yine "NATO Füze kalkanı"yla savunacak.

İşte bu “kalkan” Türkiye"ye yerleştiriliyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Füze Kalkanı"nın Türkiye"ye yerleştirilmesi noktasında resmi belgelerde "hedef ülke" olarak “İran” isminin kayıtlara geçirilmesine Türkiye"nin tepki verdiğini ve bunun da kabul edildiğini belirterek, Türkiye"nin bu konuda rahat olduğunu söylüyor.

Türkiye hükümetinin, Füze Kalkanı"nın doğrudan İran"a karşı kurulduğunun telaffuz edilmesine karşı çıkması, İslam dünyası, özelde de İran İslam Cumhuriyeti ile dostluk-kardeşlik ilişkileri açısından elbette bir iyi niyet gösterisi. Ancak sormak lazım; acaba bu rezerv, Amerika"nın ve siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti"ne yönelik planlarını etkisiz kılmaya yetecek mi? Bu kalkan İran"a, Suriye"ye karşı kullanıldığında, Türkiye araya girip bunu engelleyebilecek mi? Böyle bir yetkisi ve inisiyatifi var mı?

Türkiye NATO"nun hizmetinde olduğu sürece hep İslam dünyasını arkasından vurdu. Bunun küçük bir örneği Bosna-Hersek.

Avrupa"nın desteğini arkasına alan Sırplar Bosna"da büyük katliamlar gerçekleştirirken, Bosnalı Müslümanların kendilerini ve vatanlarını savunmaları için ihtiyaç duydukları silahı ulaşmasının da önü alınıyordu.

Deniz kuvvetlerinde görev yapmış bir askerimizin anlattığı şu örnek buna yeter sanırım:

Askerimiz diyor ki,

“Türk deniz kuvvetlerine bağlı Piri Reis ve Turgut Reis firkateynleriyle Bosna"ya silah götüren İran gemilerini Adriyatik"te durdurduk! Bosna"nın silahlanmasına karşı NATO olarak biz de görev üslendik”

Şimdi de yeni bir görev!

Ne diyelim şimdi?

Siyonist İsrail rejimi ile ilişkilerin kesilmesini beklerken, bu siyonist rejime “kalkan” oluverdik!

Amerika ve Siyonistler İran"a saldıracak, Türkiye de NATO Kalkanı ile İran"ın elini tutacak!

Sayın Başbakan, Gazze savaşı sırasında Siyonist rejim karşısında takındığı o güzel tavrı “biz milletimizin isteklerine kulak verdik; milletimiz böyle istiyordu” şeklinde anlamlandırmıştı.

Peki aynı başbakan, bu NATO Füze Kalkanı meselesinde milletin isteklerine, diğer bir ifadeyle itirazlarına kulak verdi mi?

Bunun iki yolu var; birincisi meydanlarda yükselen feryadları, atılan sloganlara, taşınılan döviz ve pankartlara bakalım:

“Türkiye İsrail"e Kalkan Oluyor” “İsrail"e Kalkan İran"a Düşman olmayacağız” “Ameri-ka"ya Karakol, İsrail"e Kalkan Olmayacağız “NATO Füze Kalkanı İslam Ümmeti"ne Açılmış Bir Savaştır”

Bunlar sadece, anlaşmanın imzalanmasın ardından Türkiye"nin değişik bölgelerinde düzenlenen protesto eylemlerinde taşınan pankart ve dövizlerde yazıyor.

Eğer bu itirazlar milletin iradesini yansıtmakta kifayet etmiyorsa, o zaman bu konuyu referanduma götürün. Bazı anayasal değişiklikleri referanduma götüren hükümet, acaba bu konuyu referanduma götürmekten niye kaçındı, bunun bahsini bile yapmadı?

Özellikle "Gazze savaşı" sırasında ve son olarak da "Mavi Marmara Özgürlük Filosu" konusunda İslam dünyasının her bir yanında Türkiyeli Müslümanlara karşı çok büyük bir sevgi ve takdir duyguları oluşmuştu.

Türkiyeli Müslümanların dirilişi, özüne dönüşü ve Ümmet bilinciyle şahlanışı olarak Ümmetimizin parıldayan çehresine, şimdi "NATO Füze Kalkanı lekesi" sürüldü. Bu durum Türkiyeli Müslümanların onur ve şereflerinin bir şeyler karşılığında satılmasından başka ne anlama gelebilir?

Hükümetin ve Sayın Cumhurbaşkanı"nın tüm iyi niyetli açıklamaları, koyduğu rezerv ve bazı noktalardaki olumlu kararlılığı, bu lekenin sürülmüş olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Biz tüm bunlara karşın hüsn-ü zan ederek hükümeti ve cumhurbaşkanını bu onaydan dolayı bir noktada anlayışla karşılasak da, acaba Sayın Abdullah Gül, Sayın Tayyib Erdoğan ve Sayın Ahmet Davudoğlu altından kalkamayacakları bir riske girdiklerini acaba görebiliyorlar mı?

Artık bu mesele, Türkiyeli Müslümanlar için bir "namus meselesi"dir;

İnşallah bu leke tez zamanda anlımızdan silinecektir.

velfecr

Bu yazı toplam 1984 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim