• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Konya 0 °C
  • Antalya 11 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Erzurum -7 °C
  • İzmir 1 °C
  • Rize 4 °C

Mutlak yaratıcı Allah'tır sözü suç sayıldı

Mutlak yaratıcı Allah'tır sözü suç sayıldı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'nin kapatılmasına yönelik açtığı davada büyük bir skandala imza attı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'nin kapatılmasına yönelik açtığı davada büyük bir skandala imza attı. Abdurrahman Yalçınkaya, 162 sayfalık iddianamesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 'Mutlak yaratıcı Allah’tır' sözünü suç saydı ve bu söz AK Parti’nin kapatılması için gerekçe yapıldı. Başbakan Erdoğan’ın, İslâmiyet’in Türkiye Cumhuriyeti’nin birleştirici unsuru olduğunu söylemesi de kapatma gerekçeleri arasında yer aldı. Erdoğan’ın, 'Başı açık kız ile örtülü kız yan yana okusun, kol kola gezsin... ' demesi bile suç sayıldı. Erdoğan’ın, Deniz Baykal’a cevap vermesi de iddianamede suç unsuru olarak yer aldı.

KENAN KIRAN / KEMAL GÜMÜŞ
Başbakan Erdoğan’ın, ödül töreninde başörtülü olduğu için Kozan Kaymakamı ve Garnizon Komutanı tarafından kürsüden indirilen Kozan İmam Hatip Lisesi öğrencisi ve ailesini arayarak üzüntülerini iletmesi de kapatma gerekçeleri arasında yer aldı. Erdoğan’ın, Alevi olduğu için öğretmeninden dayak yediği iddia edilen öğrenciyi araması ise suç sayılmadı. İddianamede, AK Partili Hüsrev Kutlu’nun ödül töreninde başörtülü öğrenci ile birlikte fotoğraf çektirmesi de partinin kapatılmasına gerekçe sayıldı.
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet eski Bakanı Güldal Akşit’in, 'Türkiye’de başörtüsü sorunu vardır. Genç kızlarımızın eğitim alması önünde engel teşkil etmektedir', AK Parti Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İrfan Gündüz’ün de, 'İmam Hatiplilerin önünü kesmek için çıkarılan kanun, mesleki eğitimin hatta Türkiye’nin önünü kesti' sözleri kapatma gerekçeleri arasında yer almış.
GÖREVE GELIRKEN DE ANTIDEMOKRATIK BIÇIMDE GELMIŞ
Yüksek yargı erkinden 146 üye Ersan Ülker’e güvenoyu verirken, Abdurrahman Yalçınkaya ancak 95 oy alabilmişti. Buna rağmen uzatmalı Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından Yargıtay Başsavcılığına antidemokratik bir biçimde atanmıştı.
Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, iddianamesinde kendisini atayan uzatmalı Cumhurbaşkanı Sezer’in konuşma dilini kullandığı görülüyor. İddianamenin 2. sayfasında, “ulusal istenç” kelimesi kullanılmış. İddianamede, kartel gazetelerinde yer alan yalanlanmış haberler de kapatılma gerekçesi yapılmış. Yalçınkaya’nın iddianamesinde, suç sayılan açıklamalar şöyle:
“ETNİK UNSURLARI BİRBİRİNE BAĞLAYANIN DİN OLDUĞUNU SÖYLEMEK SUÇ”
Sayfa 28: Christchurch kentinde, “Ulusal Avrupa Etütleri Merkezi” tarafından düzenlenen konferansa katılan Başbakan Erdoğan’ın, “Türkiye’de Türkü vardır, Kürdü vardır, Lazı vardır, Çerkezi vardır, Gürcüsü vardır, Abhazı vardır, aklınıza ne gelirse. Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan önemli bir din bağı vardır. Çünkü Türkiye’nin yüzde 99’u Müslümandır. Bizdeki etnik unsurları birbirinden ayıran ya da bağlayan bağ Yugoslavya’daki gibi Hırvat, Boşnak, Sırp gibi değildir. Yugoslavya’da savaşlar başladığı zaman birbirlerinden boşanmışlardır, ayrılmışlardır. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunu, Türk vatandaşın sorunu kadardır, Laz kökenli vatandaşımın sorunu ne kadarsa, Kürt kökenli vatandaşımın sorunu da o kadardır” şeklindeki beyanlarının 6.12.2005 tarihli basın yayın organlarında yer aldığı…
Sayfa 28-29: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Avustralya’nın Sydney kentini gezerken, “… Hepimizi yaratan mutlak Yaratıcı Allah’tır. Ayırıma ne gerek var? O üst ortak paydada birleşip el ele vereceğiz” dediği…
15 YAŞINDAN ÖNCE KUR’AN ÖĞRENİMİNİN SERBEST OLMASINI İSTEMEK DE KAPATMA GEREKÇESİ
Sayfa 31: Başbakan Erdoğan’ın, “Birçoğunun Kur'an'ı öğrenmesinin ona getireceği olumsuzluk ne olabilir? Burada bir yaş sınırı getirildiği zaman öğrenme kolay olsun diye değil, tam tersine ‘bunun önünü nasıl keseriz’; bu anlayışla getirildi. Şu anda Diyanet konu üzerinde çalışıyor. Milli Eğitim de çalışıyor. Birisinde 12 yaş, diğerinde 15 yaş. Diyor ki, bu yaşlardan önce öğretemezsin. Bırakalım kitabını, Kur'an'ı öğrensin. Bu durumdan niye rahatsız olalım? Bırakalım rahat rahat öğrensin. Tommiks-Teksas okumaya hiç kimse mani olmuyor ama kendi kitabını öğrenmesine niye mani oluyoruz"... "Benim tezgahımdan geçmiş olanların, ülkeme ne zararı var ki? Bunu öğrenenlerin ülkelerine ne zararı var? Varsa üzerinde duralım. Ben, ülkeme zarar verecek bir şeyi niye yapayım? Deli miyim?.." Din kültürü, ahlak bilgisi dersinde Kur'an öğrenmiyorlar ki. Ben biliyorum, sûre ezberleme problemi olan çocuklar aradı. Şimdi bakın, burada namazla ilgili bahislerde, namazla ilgili bazı sûreleri öğretmenler öğretebilir. Ama, bu Kur'an öğretmek değil. Orada birkaç tane sûreyi öğretmişsin; başka bir şey değil. Kur'an dersi dediğimiz zaman bunda tecvid var, tilavet var, tefsir var; bunlar aynı şeylerdir" dediği…
‘BU ÜLKEDE GERGİNLİK ÇIKSIN İSTEMİYORUZ’ DEMEK DE SUÇ
Sayfa 35: Başbakan Erdoğan’ın, 2004 yılı Nisan ayında Ukrayna ziyareti sırasında kaldığı otelde bu ülkede okuyan ikisi türbanlı Türk öğrencilerinin denklik sorununu gündeme getirmesi üzerine; "Bu soruyu her yerde soruyorlar, ama artık sormayın. Ben bu konuyu iyi biliyorum. Benim çocuğum Boğaziçi'ni kazandığı halde imam hatip lisesi mezunu olduğu için puanı düşürüldü, buraya gidemedi. Kızlarım başlarını örttükleri için Türkiye'de okuyamadı. Biz ailece bu konunun mağduruyuz. Bu tip ayrımlara karşıyız. Ama sizin bu sorunlarınızın çözümü sadece bizim isteğimizle değil, tüm siyasi partilerin katılımı ve uzlaşmasıyla çözülmeli. Bunu tek başımıza getirmek istemiyorum, çünkü o durumda gerginlik çıkıyor. Ben ülkede gerginlik yaratmak istemiyorum... Kızlarım başını örttükleri için Türkiye'de okuyamadı" dediği…
YARGITAY BAŞSAVCISI, ‘CAMİLERDE İMAM EKSİĞİ VAR. BUNLARA KADRO VERECEĞİZ’ DEMEYİ SUÇ SAYDI
Sayfa 40: Başbakan Erdoğan’ın, “Camilere kadro verilmesine bile karşı çıkıyorlar. Anadolu'ya gidin, birçok caminin kadrolu imamı yok. Peki insanlara kim namaz kıldıracak? İşte o zaman cahil insanlar imamlık yapmaya başlıyor. Benim idealim hep şu oldu: Başı açık kız ile örtülü kız yan yana okusun, kol kola gezsin... Üniversite kapıları açık olsaydı kızlarım Türkiye'de okurdu. Oğlum da burada katsayı engeline takıldı. Aldığı puan Boğaziçi Üniversitesi'ne girmesine müsaitti. Ama imam hatipte okuduğu için giremedi. İmam hatipin tarihi Atatürk'e dayanıyor. İmam bu toplumda dini ihtiyaçları karşılayan insan. Hatip iyi konuşmacı. Bu okullara niye itiraz ediliyor, anlamıyorum” dediği…
TOPLUMSAL MUTABAKAT İSTEMEK DE SUÇ OLDU
Sayfa 43: 2005 yılı Aralık ayında Avustralya'da yaşayan Türklerin temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Erdoğan, "Türban sorunu ne zaman bitecek" sorusuna, "Burada böyle bir sorun yaşamıyorsunuz değil mi" sorusuyla karşılık vermiş, kalabalıktan, "hayır" yanıtını alan Erdoğan, Türkiye'de kabul edilse de edilmese de bunun bir sorun olduğunu söyleyerek, Avustralya'da ilkokulda bile türban yasağı olmadığı söylenince; "Gerginlik olmasın diye toplumsal mutabakat ifadesini kullandık. Toplumun yüzde 80'inde bu mutabakat var. Ama kurumlar arası mutabakat ve parlamentoda mutabakat olması gerekiyor. Parlamentoda ve diğer kurumlarla mutabakat sağlandığı anda bu işi çözeriz. Yasama organı içerisindeki mutabakat önemli. Yoksa toplumsal gerginlik olur. Hassasiyet içerisindeyiz. Böyle davranmaya mecburuz" dediği…
ABDURRAHMAN EFENDİ, ‘DİNİ KONULARDA FETVA VERMEK, DİN ADAMININ İŞİDİR’ DEMEYİ DE SUÇ SAYDI
Sayfa 44: 2005 yılı Kasım ayında Danimarka Avrupa Hareketi tarafından Kopenhag'da düzenlenen "Medeniyetler arası ittifak: Türkiye'nin rolü" konulu toplantıya katılan Başbakan Erdoğan'ın "Bu (başörtüsü yasağı) 8 yıllık bir süreçtir. Bu süreç içerisinde üniversiteye giden kızlarımız, başları örtülü olarak devlet üniversitelerinde ve vakıf üniversitelerinde başörtülü olarak derslere girememektedir. Bu, bana göre din ve vicdan özgürlüğünün, eğitim özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. AİHM'in son kararı var. Ben bu kararlara şaşıyorum. Bazı hukuki yorumlara, bazı köşe yazarlarına baktığımız zaman, bizim yaklaşım tarzımızı 'Bunların hukuka saygısı yok' diye değerlendiriyorlar. Bu bir dosya kararıdır. Ben cezaevine girdiğim zaman gazeteler 'Artık muhtar bile olamaz' diyorlardı. Recep Tayyip Erdoğan TC'ye Başbakan oldu. Neyle oldu? Gene yargıyla, değişen, gelişen yasalarla oldu. AİHM'in verdiği bu karara ben yargı kararı olarak uyarım, ama haklar, özgürlükler noktasında doğru bakmam. Niye? Çünkü ‘Nasıl olur da bir insan yasanın önüne geçemez' diyor. Benim bu kızımın böyle bir iddiası yok ki... İnancı böyle olduğu için başını örtüyor, o halde saygı duymak lazım. Mahkemenin de bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. Açarsın o dinin mensubuna, Musevi ise o dinin mensubuna, Hıristiyan ise o dinin mensubuna sorarsın, bunun dinde gerçekten emredici bir hükmü var mı? Varsa saygı duymak zorundasınız. Yoksa, ayrı bir konudur, o zaman siyasi, ideolojik olur. O farklı bir olay. Dinde bunun yeri varsa saygı duymak zorundasın. Ben diyorum ki, dinde bunun yeri var. Biraz bu alanda mürekkep yaladık. Bu alanda hiç alakası olmayanların, İslâm dininin aydınlarına sormadan böyle bir kararı farklı bir yere çekmek suretiyle vermek yanlıştır. Bu bir sorundur ve er veya geç çözülmelidir. Okula gidemeyen yüz binlerce kızımız var. Bu aşıldığı anda gidebileceklerdir. İmkanı olanlar Avrupa'ya, Amerika'ya gidiyor, okuma fırsatını buluyor, olmayan kaderiyle baş başa kalıyor. Kurumlar arası mutabakat sağlandığı anda bu sorun aşılacaktır" diye konuştuğu…
İDDİANAMEDE, YARGIDAN ADİL DAVRANILMASINI İSTEMEK DE SUÇ SAYILDI
Sayfa 45-46: Başbakan Erdoğan'ın, 2006 yılı Şubat ayında partisinin Mersin Merkez İlçe İkinci Olağan Kongresi'nde, Danıştay 2. Dairesi'nin Aytaç Kılınç'a ilişkin 26.10.2005 gün ve 2004/4051-2005/3366 sayılı kararı ile ilgili olarak; “Bu kararı hukuk ilkeleri içerisinde tanımlayamıyorum. Tarif edemiyorum. Kalkıp da bir anaokul öğretmenine, ‘Öğretmenlik yaparken başını açtın, dışarda da başın açık olarak gezeceksin’ deme hakkına kimse sahip değildir. Hangi makamda olursa olsun. Bu anlayış, hiçbir hukuk anlayışı içerisinde tanımlanamaz. Türkiye'de kendilerine göre alanlar belirlemek suretiyle vatandaşımızın din ve vicdan özgürlüğünü kimsenin kısıtlamaya hakkı yoktur. Bu böyle biline. Özgürlüklerin egemen olduğu bir ülkede alınan bu kararı ben bu ülkenin bir başbakanı olarak, evladı olarak, -bu karar alındığı için bu yorumu yapıyorum, yapmak zorundayım- doğrusu kınıyorum. Bunu hiçbir yere sığdıramıyorum. İnsanın bir özel alanı vardır, kamusal alanı vardır, bir de kamu alanı vardır. Bu alanlara hükmetmeye kimsenin hakkı yoktur. Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar. ‘Şöyle şöyle davranacaksınız’ diyecekler. Kusura bakmayın. Türkiye yolgeçen hanı değil. Herkes yerini belirlemek zorunda. Biz gerilim olmasını istemiyoruz. Birileri nemalanmasın diye sabrediyoruz. Ancak hukuk adına yargı makamını işgal edenler, bu ülkede böyle bir zemini hazırlama gayreti içine girmesinler. Ben milletin vekili olarak konuşuyorum, konuşmak zorundayım. Ben yargı makamı değil, yürütme makamıyım. Sorumluluğum ne ise onu yapıyorum. Yargıdan da adil yaklaşmalarını bekliyorum..." "Meslek liseleriyle ilgili biz üzerimize düşeni yaptık. Meslek liselilere bizim dönemimizde olduğu gibi fark derslerini vererek düz liseden mezun olma hakkı verdik. Ancak YÖK bu konuyla ilgili Danıştay'a gitti. Danıştay da maalesef bunu reddetti. Bunu anlamak mümkün değil. Düz lise mezunu, meslek lisesine başvurarak, fark dersleri vererek mezun olma hakkına sahip. Meslek liselilerin düz liseyi bitirme hakkının önünü niye kesiyorsunuz? Danıştay'ın kararını anlamakta zorlanıyorum. Bu, eğitimde nasıl bir eşitliktir? İster meslek, ister düz liseli olsun ÖYS imtihanına hepsi eşit gitsin. Kazanan devam eder, kazanamayan da mesleğine devam eder. Dünyanın gelişmiş ülkelerine bakıyorsunuz; yüzde 70'i meslek lisesi, yüzde 30'u düz lise. Bizimkiler de ama inadına düz lise diyorlar. Bunlar ne yapıyorlar? İmam Hatipten çekindikleri için diğer meslek liselerini de mahrum ediyorlar. Ama ne kadar imam hatipli var, yüzde 3. Ne kadar meslek liseli var, yüzde 27. İnsaf edin ya. Bunu niye bu kadar engelliyorsunuz? İHL'nin önünü kesmek için. Diğer meslek liselilere de yazık ediyorlar. Ama bu noktada söylüyorum. Ama bizi üstte birbirimize bağlayan üst kimlik TC vatandaşlığıdır. Bu ortak paydadır"... "Hepimizi yaratan mutlak yaratıcı Allah'tır. Ayrıma ne gerek var. O üst ortak paydada birleşip el ele vereceğiz" dediği…
İDDİANAMEDE, ‘EN BÜYÜK HEDEFİM AÇIK KAPALI KIZLARIN EL ELE YÜRÜMESİDİR’ DEMEK SUÇ SAYILDI
Sayfa 48: 2007 yılı Ekim ayında Ankara Mehmet Akif Kız Öğrenci Yurdu'nda öğrencilerle birlikte iftar yemeği yiyen Başbakan Erdoğan'ın, bir öğrencinin türbana ilişkin sorusuna, "...En büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversite, bir ülkedir. Bunun için uğraşıyoruz. Bunu çözmek en büyük aşkımdır (...) Bunun için çalışıyoruz. Bunlar aşama aşama yapılacak şeyler, birden olmuyor. Bazı mutabakatlar aranıyor. Bu konuyu her getirdiğimizde önümüze engel çıkarılıyor. Şu an tek sorunumuz başörtüsü değil. Anayasa meselesi de var. (...) Bu durumun da sonu gelecek. Üniversitelere özgür, istediğiniz gibi girebileceksiniz. (...) İki oğlumun ikisi de istedikleri üniversiteleri katsayı nedeniyle kaybetti. Bu bana hak mı? Çocuklarım da katsayı kurbanı. Bizim imkanımız var da yurtdışında okutuyoruz.(...)" şeklinde yanıtladığı, (Ek.44)
ALEVİ ÖĞRENCİYİ ARAMAK SUÇ SAYILMADI SÜNNİ ÖĞRENCİYİ ARAMAK İSE SUÇ
Sayfa 48: 2007 yılı Aralık ayı, başlarında Adana/Kozan ilçesinde bir kompozisyon yarışmasında ödül alan Tevhide Kütük isimli lise öğrencisinin, resmi ödül töreninde türbanı ile yer almak isteyince kürsüden indirilmesine tepki gösterdiği, aynı tarihlerde benzer bir olayın Rize'de meydana geldiği, Emine Elif Azder isimli bir ilköğretim öğrencisinin birincisi olduğu bir kompozisyon yarışmasının resmi ödül törenine başı açık katıldığında, öğrencinin babasının kızının başının zorla açıldığı iddiasında bulunduğu, Başbakan Erdoğan'ın her iki öğrencinin ailelerine telefon ederek üzüntülerini bildirdiği, bu haksızlıkların bir gün mutlaka biteceğini, başörtüsü ile resmi toplantılara katılmalarına izin vermeyen kamu görevlileri hakkında inceleme talimatı verdiğini belirttiği, Aynı törende bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi Adıyaman Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu'nun ödül alan türbanlı öğrenci ile birlikte basın fotoğrafçılarına poz verdiği…
SİMGELERE VE SEMBOLLERE YASAK GETİRİLEBİLİR Mİ?
Sayfa 49: Başbakan Erdoğan'ın 2008 yılı Ocak ayında "Medeniyetler İttifakı Forumu" için gittiği İspanya'da Europa Press'in konuğu olarak katıldığı kahvaltılı toplantıda, "Türban sorununu yeni Anayasa ile çözecek misiniz?" sorusunu; "semboller dediniz.. Benim partim içinde nasıl başörtülü varsa, diğer partiler içinde de var. Hepsinin siyasi tercihidir bu. Bu onların siyasi tercihine, dinin bir gereği olarak başını örttüğüne inanan ve bunu bu şekilde uygulayana zorla şu söyleniyor; 'sen bunu siyasi simge olarak takıyorsun'.. Hayır ben bunu siyasi simge olarak takmıyorum diyor. Velev ki; (türbanı) bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı da suç kabul edebilir misiniz? Simgelere, sembollere bir yasak getirebilir misiniz? Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?" şeklinde cevapladığı…
GÜNDÜZLERİ ÇALIŞANLARA, AKŞAM AÇILACAK KURSLARDA KUR’AN-I KERİM ÖĞRETİLMESİ YÖNETMELİĞİ LAİKLİĞE AYKIRI SAYILDI
Sayfa 50: 24.11.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Kursları ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile ilköğretimi bitirmiş veya ilköğretim çağını geçmiş, gündüz çalışmak zorunda olan ve kursa devam edemeyenlerden 10 kişinin müracaatı üzerine, müftülüğün teklifi ve mülki amirin onayı ile kurs binaları ve müftülükçe uygun görülen yerlerde "akşam Kur'an Kursları", okulların yaz tatiline girmesinden bir hafta sonra, ilköğretimin 5. sınıfını tamamlayan öğrenciler için kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olarak Kur'an-ı Kerim'i ve mealini öğrenebilmeleri ve dini bilgilerini geliştirebilmeleri amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetiminde "Yaz Kur'an Kursları" açılabileceği, kadrolu öğretici bulunmadığı takdirde İmam Hatip Lisesi mezunlarının öğretici olabilecekleri, okulların tatil olduğu zamanlarda iki ayrı ve haftada 5 günü geçmeyecek şekilde sınırlanan yaz Kur'an Kursları için bu sınırlamanın kaldırılması, önceden eğitim öğretim yılı devamınca açık olan yurt ve pansiyonların, kurslarda eğitim-öğretim yapıldığı sürece açık olan olması hükmünün getirildiği..
BAŞSAVCI, DENİZ BAYKAL’IN ELEŞTİRİLMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİ
Sayfa 53: Başbakan Erdoğan’ın, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yönelik olarak da "İdam sehpasının yolunu gösteriyor. Biz bu yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz. Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız. Bu konuda rahatız" diye söylediği...
DİNDAR CUMHURBAŞKANI İSTEMEK DE SUÇ
Sayfa 57: Bülent Arınç’ın, TBMM Başkanlığı’nı yaptığı, TBMM'nin mescidinde Kur'an Kursu açıldığının yazılı basında yer aldığı...
Sayfa 62: TBMM Başkanı Arınç'ın 2007 yılı Nisan ayında Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği tarafından TBMM'ye verilen "Demokrasi Ödül Töreni"nde yaptığı konuşmada; "8. Cumhurbaşkanımız Edirnekapı'da defnedildi. O cenazede küçük kartona elle yazılmış pankart taşınmıştı. Halkın arasından biriydi kuşkusuz. Tekbirler eşliğinde taşınan cenazenin, arkasından tutuluyordu. Şöyle yazıyordu o kartonda: ‘Sivil dindar, demokrat Cumhurbaşkanı’ Bu, Özal'ın kendisiydi. Bu, milletin özlediği Cumhurbaşkanı’nın tanımıydı. Baylar, bayanlar son 50 yılda yaşanan tartışmaların nedeni işte bu kartona yazılmış bu tanımdır. Sivil, dindar ve demokrat Cumhurbaşkanı taraftarları ile onun tam tersi tanımlanan tartışması, son 50 yıldır hiç bitmedi. Bugün de tartışmanın adı budur. Meclisimizin sivil, dindar, demokrat bir Cumhurbaşkanı seçecek olmasına yine itiraz ediliyor" dediği…
ATATÜRK’ÜN ÇARŞAFLI EŞİNİ ÖRNEK GÖSTERMEK DE SUÇ SAYILDI
Sayfa 89: Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Başbakanlık ve bağlı kuruluşların 2006 yılı bütçeleri görüşülürken, CHP milletvekillerinin TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın türban konusunda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e yönelik sözlerini ve Ömer Dinçer'in görevde tutulmasını sert biçimde eleştirmeleri üzerine AK Partili Musa Uzunkaya'nın; "Atatürk'ün eşi Latife Hanım, köşkteki toplantılara başörtüsüyle katılıyordu. İsmet İnönü'ye yurtdışı gezilerinde eşi kara çarşafla eşlik ediyordu. Bu da mı çağdışılık" dediği…
ZAPSU İSTİFA ETMİŞ OLDUĞU HALDE HALEN GÖREVDE GİBİ GÖSTERİLMESİ CİDDİYETSİZLİĞİNİ ORTAYA KOYUYOR
Sayfa 97: AKP'nin kurucu ve halen Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi olup Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığı görevini yürüten Hasan Cüneyt Zapsu (…)
BAŞSAVCININ KILAVUZU KARTEL
Sayfa 102: Ankara'da Cebeci Eğitim ve Araştıma Hastanesi’nin başhekimlik binasındaki mutemetlik ve matbu evrak deposu odalarında türbanlı personelin görev yaptığı, Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürü Eyüp Atasoy'un izinli olan sekreterinin yerine türbanlı bir kamu personeli çalıştırdığı, İstanbul'da Haseki Ulviye Aygüler Çocuk Polikliniği’nde İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, Vakıf Gureba Hastanesi'nde çok sayıda sağlık persoleninin türbanlarıyla görev yaptıkları, Edirne Ayşe Kadın Sağlık Ocağı'nda Zeynep Mahmut isimli bir doktorun türbanıyla görev yaptığı, İstanbul Güngören'de İzzet Ünver Lisesi'nde çok sayıda türbanlı öğrencinin okula ve derslere girdiği ve öğretmenlerin müdahale etmedikleri, Bolu'da Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi ile İzzet Baysal Sağlık Meslek Lisesi'nde çok sayıda kız öğrencinin okula ve derse türbanlarıyla girdikleri görülmüştür.
‘MİLLETİN YÜZDE 99’U MÜSLÜMAN’DIR DİNİNİN KİTABI KUR’AN-I KERİM’İ ÖĞRENEBİLMELİDİR’ DEMEK DE SUÇ
Sayfa 138: "Bu milletin yüzde 99'u Müslümandır, kendi kitabını, Kur’an'ını rahatça öğrenmelidir. Kaçak Kur'an Kursu ifadesi çok çirkindir. Kur'an'ı öğrenmeye kimse suç ifadesini kullanamaz.
---------
Kimlere yasak istendi!
Davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ile ilgili olarak fiil ve beyanları bulunan:
Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Abdullah Gül, Hüseyin Çelik, Ömer Dinçer, Fahri Keskin, Burhan Kuzu, Eyüp Fatsa, Nihat Eri, Eyüp Sanay, Tayyar Altıkulaç, Ömer Özyılmaz, Sadullah Ergin, Cavit Torun, Asım Aykan, İrfan Gündüz, Mehmet Çiçek, İdris Naim Şahin, Binali Yıldırım, Akif Gülle, Hasan Kara, Fahri Hüsrev Kutlu, Musa Uzunkaya, Mehmet Aydın, Güldal Akşit, Ersönmez Yarbay, Ahmet Faruk Ünsal, Mehmet Elkatmış, Abdullah Çalışkan, Nihat Ergün, Bülent Gedikli, Egemen Bağış, Resul Tosun, Hayati Yazıcı, Sadık Yakut, Abdurrahman Kurt, Muzaffer Külcü, Selami Uzun, Fatma Seniha Nükhet Hotar Göksel, Dengir Mir Mehmet Fırat, Mehmet Zafer Üskül, Hüseyin Tuğcu, Mehmet Cemal Öztaylan, Hüsnü Tuna, Fatma Şahin, Muzaffer Gülyurt, Muhyettin Aksak, Bekir Bozdağ, Nurettin Canikli, Mustafa Elitaş, Recep Akdağ, Cevdet Erdöl, Hüseyin Tanrıverdi, Ayşe Böhürler, Hasan Cüneyt Zapsu, Hasan Balaman, Ali Uğurlu, Kamil Ünal, Mustafa Burna, Ali Tekin, Süleyman Kaldırım, Mustafa Tarlacı, Ayşe Yüreklitürk, Ahmet Genç, Mehmet Demirci, Ahmet Misbah Demircan, Hüseyin Turan, İbrahim Karaosmanoğlu, Alaaddin Yılmaz, İbrahim Halıcı, Ahmet Şükrü Kılıç.

vakit
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim