• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 28 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Konya 29 °C
  • Antalya 32 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Erzurum 32 °C
  • İzmir 31 °C
  • Rize 24 °C

Musul’un IŞİD’e teslimi taktik miydi?

Ahmet Varol

IŞİD, Musul ve çevresine yönelik operasyon başlatmasından önce Suriye’de bir güç kaybı sürecine girmişti. Bunun birinci ve en önemli sebebi iç ihtilaflar, bazı elemanlarının ayrılması, bazılarının da ayrılmanın eşiğine gelmesi; ikincisi el-Kaide’den gelen talimatları reddederek onu tanımadığını ilan etmesi, üçüncüsü de Suriye içinde daha önce ilişkili olduğu Nusra dâhil tüm direniş gruplarıyla ihtilaflı duruma düşmesiydi. O yüzden bir yandan ayrılmalar sürerken diğer yandan ayrılanların yerlerini dolduracak kadar katılım olmaması sebebiyle güç kaybediyordu. 

O zaman çözümü Suriye’deki eylemleri azaltarak ve atakları kısmen dondurarak gücü Irak’a kaydırmakta buldu. Musul ve çevresindeki aşiretlerin sürekli, ABD ile İran’ın ortak adamı Nuri el-Maliki’ye bağlı askerî güçlerin saldırısına maruz kalmaları ve bu saldırılar karşısında uluslararası alanda  yalnız bırakılmaları bu operasyonda IŞİD’in önünü açan etken oldu. Aşiretler kesintisiz süren ve kendilerini artık iyice zorlayan saldırılar karşısında kimden gelirse gelsin yardım ve desteğe sinelerini açmaya hazırdılar. Fakat IŞİD’in amacı onlara yardım değil bölgede bir hâkimiyet alanı oluşturmaktı. Bu, Suriye’deki tutumundan kaynaklanan tartışmaların sebep olduğu ayrılmaların önünü keserken yeni katılımların hızlanmasına da imkân sağlayacaktı. En önemlisi de artık bir örgüt değil “devlet” olduğu iddiasında yeterli dayanağının bulunduğunu söyleme imkânı elde etmesi olacaktı. 

Aşiretler, içinde bulundukları şartlarda geniş çerçeveyi göremediklerinden sadece kendi durumlarını göz önünde bulundurarak karar verdikleri için tehlikeli bir ilişki içine ve önlerine çıkacakları tahmin etmelerinin mümkün olmadığı bir yola girdiklerinin farkında değillerdi. 

Bu operasyonda en ilginç gelişme ise normalde, milislere kapıları açan aşiretlere karşı çok geniş çaplı saldırılar düzenleyen Maliki güçlerinin IŞİD milisleri karşısında en ufak bir direniş dahi göstermemeleri, sadece silahlarını değil üstlerindeki askerî elbiselerini bile çıkarıp bırakarak kaçmaları oldu. “Asker” kimliği taşıyan bu güçlerin en azından ellerindeki imkânları biraz değerlendirmeleri, üzerlerine gelen milisleri etkisiz hale getiremeseler bile yıpratmak için araçlarından yararlanmaları yani şartları zorlamaları gerekmez miydi? Bunu yapmamaları zaten o zamandan ciddi tereddütlere ve Suriye’de tükenişe giden IŞİD’in Irak’ta yıldızının parlamasına neden olan bir stratejik plan ve senaryoya işaret eden soru işaretlerine neden olmuştu. 

Bu atak IŞİD’in uluslararası alanda daha fazla ciddiye alınmasının, uluslararası ve bölgesel güçlerin ortak koalisyon birliği oluşturup saldırıya geçmelerinin gerekçesi oldu. Üç yıldan fazla süredir devam eden ve iki yüz bine yakın insanı öldüren vahşi katliam kimsenin kılını kıpırdatmazken, üzerinde önemli soru işaretleri bulunan IŞİD operasyonu bölgesel ve uluslararası güçlerin birleşip harekete geçmesinin gerekçesi olabilmişti. 

Koalisyon birliğinin hava saldırılarında IŞİD sadece bahaneydi. Bir yandan onun duygusal ve kapsamlı düşünceyi devreden çıkaran harici mantığına dayalı söylemlerle saflarına çektiği heyecanlı gençlerin üzerine ateş yağdırarak onları tasfiye ediyor bir yandan da Baas zulmünü zorlayan direnişçileri hedef alıyordu. 

Son günlerde İran’ın sözde Şii gönüllüleri toplayarak, uluslararası koalisyonun hava desteğiyle yürüttüğü kara operasyonu ise niyetleri daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmaya başladı.

Bölgenin IŞİD’e teslimi hem uluslararası güçlerin hem de İran’ın organize ettiği silahlı milislerin bölgeye doğrudan müdahalesinin gerekçesi oldu. Daha önce çatışmaların Bağdat’taki zulüm rejimiyle ona karşı haklarını savunan aşiretler arasında cereyan ettiğine inanılıyordu. Şimdi görünüşte tehlikeli bir örgüte karşı gerçekte hakimiyet alanını genişletme amaçlı savaş veriliyor. 

İran’ın organize ettiği milislerin, Maliki’nin teslim ettiği bölgeleri geri alma amaçlı kara operasyonunun tam da koalisyonun bölgeye yönelik bir kara operasyon planı yaptığının ve İran’ın buna katılmayacağının söylenmesinin ardından başlatılması dikkat çekici. Bütün bu olaylarla birlikte başkenti Bağdat olan bir İran imparatorluğundan söz edilmesi ise oldukça düşündürücü.

yeniakit

Bu yazı toplam 327 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim