• BIST 89.879
  • Altın 145,062
  • Dolar 3,6242
  • Euro 3,9031
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 19 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 10 °C

Mültecilikten mülteciliğe

Ahmet Varol

 

11 Kasım Pazartesi günü İstanbul’da, Filistinliler İçin Çalışma Grubu, Londra’daki Yurda Dönüş Merkezi ve Türkiye’deki Filistin Dayanışma Derneği (FİDDER) tarafından, Suriye’deki veya buradan çıkmak zorunda kalmış Filistinli mülteciler hakkında bir çalışma programı düzenlendi. Ben de bir gün süren ve hâlen Suriye’de yaşayan yahut buradan çıkıp farklı ülkelere dağılmış Filistin mültecilerin durumlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler içeren raporların sunulduğu ve çözüm önerilerinin tartışıldığı programın tamamına katıldım.

“Suriye Filistinlileri” olarak tanımlanan bu mültecilerin mevcut şartlardaki durumu hakkında bilgi vermeden önce konu hakkında önemli bir noktaya değinmek istiyorum.

Bugün Filistin topraklarında yaşayan Filistinlilerin iki katı kadar bir Filistinli nüfûs vatanı dışında yaşıyor. Bu vakıa en başta, siyonistlerin yönlendirdiği veya yanılttığı medyanın yıllarca yürüttüğü antipropaganda faaliyetlerinde kullanılan “Filistinliler topraklarını sattı” iddiasının asılsızlığını gösteriyor. Asıl önemli olan ise siyonist işgalcilerin, uluslararası hukuka tamamen aykırı bir şekilde çıkardığı “Sahipleri Kayıp Olan Arazilerle İlgili Kanun” adlı yasayla kamulaştırdığı mülklerin işte bu mültecilere ait olduğu ve işgalcilerin hakimiyetindeki özel mülklerin yüzde doksanının da bu nitelikte olduğu gerçeğinin hiç konuşulmaması, gündeme getirilmemesidir. Oysa o arazilerin sahipleri kayıp değil bellidir. Mülklerini terk etmiş veya satmış değiller. Sadece can güvenlikleri için savaş alanı dışına çıkmalarından sonra yeniden yurtlarına dönmeleri işgalciler tarafından engellenmiştir.

Filistinli mülteciler ne yazık ki gittikleri yerlerde de güven ve huzura kavuşamadı, aksine sığındıkları ülkelerin yönetimlerinin siyasi ve stratejik oyunlarına alet edilmek istendiler. Dayatmaları kabul etmedikleri zaman da çok çirkin muamelelere maruz kalarak sığındıkları yerleri terke ve hayatlarını çok daha kötü şartlarda sürdürecekleri ortamlara ilticaya zorlandılar.

1967 Haziran Savaşı’nda yaptığı ihanetle, ciddi bir askeri direniş göstermeden Doğu Kudüs ve Batı Yaka’yı işgalcilere teslim eden Ürdün Kralı Hüseyin, ülkesine sığınan Filistinlilerin oluşturduğu direniş gruplarının işgalcileri rahatsız etmelerine izin vermedi. Bunu engellemek için siyonistlerle perde arkasından işbirliği yaparak 1970’te Kara Eylül oyunuyla tüm direniş gruplarını Ürdün’den Lübnan’a sığınmaya zorladı.

Saddam’ın Kuveyt işgalinde FKÖ lideri Yasir Arafat’ın Irak’a destek verdiğini söyleyen Kuveyt Emiri ABD himayesinde ülkesine döndüğünde, Arafat’ın tavrını yüz binlerce Filistinli mülteciyi çok çirkin ve aşağılayıcı muamelelere başvurarak sürgün etmek için gerekçe olarak kullandı. O zaman, polis merkezleri yetmeyince devlet okulları Filistinli mültecilere işkence için kullanıldı. Oysa Kuveyt’teki Filistinlilerin Saddam’a yakın duran resmî tavırları destek niteliğinde bir çıkışları olmamıştı.

ABD işgal güçleriyle işbirliği yaparak Irak’ta siyasi mekanizmayı gasp eden gruplar, bu ülkedeki Filistinli mültecilerin geçmişte Saddam’dan yardım aldıkları gerekçesiyle onları ülkeyi terke zorladılar. Evlerini bastı, aile fertlerini rehin aldı, rehin aldıklarının bazılarını sonra öldürdü bazılarını da ailenin diğer fertlerinin ülkeyi terk etmesi şartıyla iade ettiler.

Lübnan ordusu, el-Kaide bağlantılı olduğu söylenen ama arkasında gizli eller olduğu sanılan Fethu’l-İslam adlı örgüte mensup altı kişinin, Trablusşam’da bir banka soygunundan sonra bu şehirde bulunan ve otuz beş bin Filistinli mültecinin kaldığı Nehru’l-Barid mülteci kampına kaçmasını kampı yerle bir etmeye gerekçe yaptı.

Suriye’deki Baas lideri ise halkın başkaldırısı ile karşı karşıya kalınca Filistinli mültecilerin temsilcilerini toplayıp kendilerine yaptığı iyiliklerin karşılığını istedi. Katliamlarına sessiz kalmakla yetinmeyip Şebbiha çeteleriyle birlikte onun için savaşmaları gerekiyordu. Oysa siyonist vahşetin açtığı yaraların acılarını hisseden Filistinlilerin böyle bir vahşete ve katliama destek vermek bir yana sessiz kalmaları dahi mümkün değildi.

Sessiz kalmamalarının ve Baas zulmünün yanında savaşmayı reddetmelerinin kendileri için nelere mal olduğu hakkında inşallah müteakip yazımızda bilgi vereceğiz.

yeniakit

 

Bu yazı toplam 558 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim