• BIST 95.839
  • Altın 275,717
  • Dolar 5,7114
  • Euro 6,3396
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Konya 25 °C
  • Antalya 32 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Erzurum 32 °C
  • İzmir 32 °C
  • Rize 28 °C

Muhafazakâr Camia'nın Büyük Sınavı

Ahmet Taşgetiren

Türkiye’de siyaseti etkileme açısından bakıldığında “Muhafazakâr Camia” diye bir toplumsal vakıa var.

Saadet Partisini, Ak Parti’yi bu camia ile doğrudan ilişkili görebiliriz. Şu an doğum sancıları hissedilen Babacan ve Davutoğlu merkezli siyasal oluşumların da evvel emirde bu camia ile bağlantılı olacağı ve her siyasi oluşumun bu camiadan pay almak isteyeceği muhakkak. Bu camia içinde yer alıp da muhazakâr diye bilinen siyasi partilere mesafeli duran, hatta muhafazakâr bilinmeyen siyasi yapılara destek veren gruplar da bulunuyor.

Bu camianın, bu siyasal oluşumlar karşısında alacağı tavır önemli, bu tavrın taraftarlık haline gelmesi durumunda tarafların birbirine karşı tavrı önemli.

Aslında muhafazakâr camia, sadece siyaset nokta-i nazarından değil, başka bakımlardan da tek parça değil, hatta çok parçalı. Bu çok parçalılığın ilişki ortamında da üzerinde hassasiyetle durulması gereken problemli alanlar var.

Ama siyaset alanı, çok parçalılığı daha problemli hale getirebiliyor.

Aslında yukarda adını zikrettiğimiz var olan ve oluşum sürecinde bulunan siyasi yapıların baş aktörlerine baktığımızda tamamı, bir dönem yan yana, misyon diliyle söylersek  “omuz omuza” bulunan insanlar.

 

Ama süreç içinde bir arada bulunamaz hale gelmişler, daha ötede çözüm odağı olma iddiasında “O değil ben” demeye başlamışlar.

“Taban” mı demek lazım bilmem, herkesin ulaşmaya çalıştığı muhafazakâr toplum alanlarına bakıyorum, şu an yoğun bir tedirginlik görüyorum. “Birlik olmak” öteden beri arzulanan şey, ama farklılaşmak da hayatın vakıası.

Saadet vardı, Ak Parti yola çıktı.

Sonra Saadet’in içinden has Parti çıktı.

Şimdi Saadet var, Ak Parti var, ama Babacan yola çıkıyor, Davutoğlu yola çıkmaya hazırlanıyor.

Saadet Ak Parti ve Has Parti oluşumuna tepki gösterdi.

Şimdi Ak Parti yeni oluşumlara tepki gösteriyor.

Bir şey var ki o hassas: Her parti, yeni oluşuma tepki verirken, tepkisini kitlelere intikal ettirmeye çalışıyor. Çünkü iş “Halkın desteği”nde bitiyor. Halk desteklerse yeni oluşum Cemil Çiçek’in sözüne rağmen “81’inci, 82’inci parti” demeden alıp başını gidiyor, desteklemezse Tayyip Erdoğan’ın “Boş çuval” benzetmesinde olduğu gibi siyasi mezarlığa gömülüyor.

Halk desteği işin bam teli.

Muhafazakâr camia içinde halk desteğinin şu, şu, şu partilere bölünmesi demek, o camianın birbiriyle ilişkileri problemli şu, şu, şu parçalara ayrılması demek oluyor.

FETÖ olayının nasıl bir toplumsal fesat zemini oluşturduğuna bakmak lazım. Aynı aile içinde ilişkiler yaralı hale geldi.

Son süreçte Ak Parti milletvekilinin “Çocuğum benim partime oy vermiyor” diye yakındığına tanık olundu. Bir muhafazakâr aile bünyesinden çok farklı partilere oy çıktı ve iletişim problemleri yaşandı.

Henüz bu problemlerin rüşeym -tohum halinde bulunduğu söylenebilir.

Ortaya sandık konulduğunda ilişkiler keskinleşecektir. Bir süredir yüzde 50 artı 1 sendromunun siyaset dilini nasıl ihanet suçlamaları zeminine taşıdığını hep birlikte gördük.

Hep, “Tarihte neden parçalanmalar oldu?” sorusu üzerinde konuşulur. Yıldız simalar etrafında kümelenmeler olmuş, sonra kümeler birbiriyle vuruşmuş… Tarihteki farklılaşmalar bugünlere derin fay hatları halinde gelmiş.

Muhafazakâr camia içinde olan bitenler, bu camiaya bakarak bir değer yargısına ulaşma durumunda olan toplum katmanlarını nasıl etkileyecek?

“Siyaset dili” deyip normalleştirdiğimiz biçmeler, doğramalar, nasıl bir ahlak standardı ortaya çıkaracak ve bu ahlak standardı, bizim okullarda vermeyi ümid ettiğimiz değerlerin üzerinden nasıl buldozer gibi geçecek?

Siyaset, ülkeyi yönetmeye talip olmak demektir. Ülkeye ufuk sunmaktır. Muhazafakâr camianın da ülke adına siyasetten beklediği vardır. İçine girilen süreçte ortaya çıkacak parçalanmış bir siyasi temsil ortamında Muhafazakâr Camianın dünyasında “Kaygılar” hakim duyguyu oluşturacaktır.

Benim bu yazdıklarım, temsiliyetin tepe noktaları için bir anlam ifade eder mi, bilmiyorum. Herkesin “Çaresizlik - Mecburiyet” sendromu içinde kendi mecrasını oluşturmaktan başka çıkar yol olmadığı inancı ile hareket edeceğini sanıyorum.

Ben gene de yüz yüze bakamayacak hale gelinmemesini temenni ediyorum.

Bu yazı toplam 479 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim