• BIST 98.090
  • Altın 143,479
  • Dolar 3,5672
  • Euro 3,9865
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 23 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 9 °C
  • İzmir 21 °C
  • Rize 16 °C

Mısır’da Cezayir taktiği

Ahmet Varol

 

Müslüman halkın özgür iradesinin siyasi mekanizmaya yansıması daha önce Cezayir’de de engellenmişti ve orada da silahın gücünden yararlanılarak askeri cuntanın iktidarı gasp etmesi sağlanmıştı. Orada da asıl gerekçe halkın tercihinde İslâmi duyarlılığın belirleyici olmasıydı. Kendi siyasi sistemlerinin meşruiyetini demokrasiye dayandıran Batılı güçler Mısır’da olduğu gibi Cezayir’de de iktidarlarını silahın gücüne dayandıran ve hukuku tamamen ayaklar altına alarak şiddette sınır tanımayan cuntanın arkasında durma konusunda son derece arsız davranmışlardı. Bugün aynı arsızlıklarının Mısır’da da karşımıza çıkması dünden bugüne değişmediklerini, İslâm coğrafyası üzerindeki sömürgeci politikalarının geleceği hakkında endişeye düştüklerinde kendi kutsallarını en önce kendilerinin ayaklar altına aldığını gösterdi.

Cezayir’de cuntanın silahın gücüyle iktidarı ele geçirmesinden sonra onu reddedenleri mahkûm etmek için izlediği politika hakkında yazdığımız ve 9 Ocak 2001’de yayınlanan “Cezayir Cuntası: İki Tarafıyla İnsan Doğrayan Kılıç” başlıklı yazımızda şu ifadelere yer vermiştik:
“Cezayir’de halkın iradesine ipotek koyup zorbalıkla yönetimi ele geçirerek iş başına gelen askeri cunta devletin başına geçtiği günden bu yana sürekli insan katlediyor. İlginçtir ki bu katliamlarda kılıcın iki ucunu birden kullanıyor. Bir ucuyla kendi adına, diğer ucuyla ise “İslamcılar” adına kesip doğrama işlemi yapıyor. “İslamcılar” adına yaptığı katliamları ise diğer katliamları için gerekçe olarak kullanıyor.
Cezayir’in özellikle kırsal kesimlerinde savunmasız insanlara yönelik olarak gerçekleştirilen ve tam anlamıyla bir “vahşet” sergileyen katliamların faturası geçmişte genellikle bu ülkedeki İslami harekete çıkarılıyordu. İslami hareket, kendilerinin bu katliamlarla hiçbir ilgilerinin olmadığını çünkü kırsal alanda yaşayan ve cuntayla bir bağları olmayan insanlarla kendilerinin herhangi bir kavgalarının olamayacağını dile getiriyordu. Ancak bütün bu açıklamalara rağmen Türkiye’deki laik basın dâhil olmak üzere, İslami hareketi kamuoyu nazarında yıpratmak isteyen basın yayın organlarının tümü bu katliamlardan hep Cezayir’deki İslami muhalefetin fiilleri olarak söz ediyordu. Ancak birtakım Batılı gazetecilerin olayın arka planının üzerine gitmeleriyle birlikte gerçekler biraz daha netleşmeye başladı. Sonuçta katliamların asıl sorumlusunun cunta olduğu ortaya çıktı.”
Bugün aynı politika Mısır cuntası tarafından uygulanıyor. Yönetimi gasp ettiği tarihten beri İslâmi kesimi bir silahlı çatışmanın içine çekmeye çalışan ve bunun için değişik taktiklere başvuran cunta bunu başaramamanın sıkıntısı içinde. Çünkü uzun soluklu kitlesel halk hareketlerinin dikta rejimlerine karşı mücadelelerinde daha etkili ve büyük ölçüde de başarılı olduğunu biliyor. Ama hem silah hem de yetişmiş savaşçı eleman yönünden cuntanın büyük güce sahip olmasına rağmen bu yönden şimdilik sıfır noktasında duran bir hareketi silahlı çatışmaya çekmenin onu ucu görünmeyen bir tünelin içine çekme ve aynı zamanda iktidarı gasp edenlerin saldırı ve katliamlarına gerekçe oluşturma anlamına geleceğini düşünüyor.
Bu amaçla tahrik politikasını her yönden kullanmaya çalışmasına rağmen cuntaya karşı meydanlara çıkan kitleleri söz konusu tünelin içine çekmede başarılı olamayan cuntanın son dönemde özellikle Cezayir cuntasının uyguladığı taktiğe ağırlık vermeye çalıştığı bunun için de siyonist işgalcilerle işbirliği yapabileceği ve suçlamalara Filistin direnişini de katabileceği Sina bölgesini seçtiği anlaşılıyor. Bu bölgede aynı taktiğe dayalı oyunlara daha önce de başvurmuş ve muhtelif senaryolardan yararlanmaya çalışmıştı.
Halkın kazanımlarının verilmesi için kitlesel mücadelede ısrarlı olan İslâmî hareket, Sina’da cuntanın planlarından ve taktiklerinden kaynaklandığı tahmin edilen silahlı saldırıları ve bombalama eylemlerini onaylamadığını ve kesinlikle karşı olduğunu değişik vesilelerle dile getirdi. Filistin’deki İslami direnişin bu konudaki tavrı da aynı. Ancak cuntanın bu eylemlere ihtiyacı var ve ihtiyacı doğrultusunda yararlanabilmek için hizmetindeki medyayı seferber etmiş durumda. Bu kirli oyunu iyi teşhis edebilmemiz için Cezayir cuntasının izlediği politikayı iyi okumamız gerekir.

 

yeniakit

 

Bu yazı toplam 634 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim