• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 3 °C
  • Antalya 9 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Erzurum -9 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 2 °C

Mısır devriminin yıl dönümü

Ahmet Varol

Yemen’de ihanetçi cumhurbaşkanı ve onun kurmuş olduğu hükümet istifa ederek ipleri tamamen Husi isyancılara teslim etmiş görünüyor. Fakat olayların burada bitmediği ve Yemen’in Suriye’dekine benzer tehlikeli bir ateşin içine doğru çekildiği gelişmelerin seyrinden anlaşılıyor. Biz de inşallah gelişmelerin tahlilini yapmaya devam edeceğiz. 

Müslüman Kardeşler’in Yemen kanadı olan Islah hareketinin siyasi iktidara ortak olmasını engellemek amacıyla “şerre karşı şer” anlayışıyla Husilere destek veren ve bu amaçla perde arkasında İran’la işbirliği yapan Suudi Arabistan’ın ihanetçi kralı da son nefeslerini sayıyordu. Sonunda tükendi. Dünya hayatı böyle. Kral da olsan, altın süslü saraylarda da yaşasan sonunda iki metre boyunda bir çukura girmek zorundasın. Önemli olan ondan sonrası. 

Suud kralının son nefeslerini saydığına ve ardından kimin tahta oturacağı konusunda tartışmalar olduğuna dair “Kral gidici” başlıklı yazımızda bu ülkedeki siyasi durumun kısa bir kritiğini yapmaya çalışmıştık. Tahtın şimdilik Selman ibnu Abdülaziz’e kaldığı anlaşılıyor. Onun krallığının ne anlama geldiği ve neler olabileceği hakkında ayrıca değerlendirme yapmaya çalışacağız inşallah.

Fakat bugünkü yazımızda Mısır’da halkın zulüm rejimine karşı 25 Ocak 2011’de kazandığı zaferin yıl dönümünü dile getirmek ve bu vesileyle bir kez daha Mısır’ı gündeme taşımak istiyoruz. 

Yarın Mısır halkının Firavun rejimine karşı kazandığı zaferin dördüncü yıl dönümü. Bu vesileyle çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Türkiye’de de Rabia Platformu tarafından düzenlenecek bir basın toplantısıyla Mısır halkının Firavun rejimine karşı kazandığı zafer hatırlanacak. 

Arap dünyasında halkların özgürlük mücadelelerinin kazandığı zaferler gerek bölgedeki zulüm rejimlerini gerekse uluslararası emperyalizmi ciddi şekilde telaşlandırmıştı. Ama ne yazık ki bu mücadelelerin önünün Suriye’de tıkanması zalimleri rahatlattı ve halkların kazanımlarını geri almak amacıyla fitne savaşları başlattılar. 

Bu savaşlarda hedefe yerleştirdikleri ilk ülke de Mısır oldu. Bunda Mısır’ın hem Arap dünyası hem de siyonist işgalin güvenliği açısından önem taşımasının büyük rolü vardı. Bu ülkede önce Baltacı hareketinden yararlanıldı. Bu hareketten bekledikleri aynen halkın Firavun rejimine karşı 25 Ocak 2011’de gerçekleştirdiğine benzer bir devrim gerçekleştirmesiydi. Böylece halkın kendi seçtiği Müslüman Kardeşler hareketinden memnun kalmadığı ve bir karşı devrim gerçekleştirdiği mesajı vermek istiyorlardı. Ama bunu başaramadılar. Çünkü Baltacı fitnesiyle sokağa döktükleri, Suudi Arabistan’ın finanse ettiği ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde kurulan fitne merkezinin organize ettiği bir çapulcu takımıydı. Her ne kadar sürekli ortalığı karıştırmak suretiyle istikrarın sağlanmasını engelledilerse de bir karşı devrim gerçekleştirmeye yetecek güce de ulaşamadılar. Kendilerine aylık olarak dağıtılan paranın hatırına meydanlara çıkıp gelene geçene saldırıyorlardı. 

Çapulcu takımıyla devam etmenin hem maliyetinin yüksek olacağını hem de uzatılması halinde dağılabileceklerini düşünen Firavun rejimi kalıntısı komutanlar ve onların başını çeken Abdülfettah Sisi sivil yönetime kendince bir ültimatom verdi. Firavun rejimi kalıntıları bu ültimatomdan sonra 30 Haziran 2013’te büyük bir kalabalığın katılmasını hedefledikleri bir gösteri planlamışlardı. Amaçları ise bu kalabalığın cumhurbaşkanlığı sarayını ele geçirmesi suretiyle planlanan darbeye halk devrimi süsü vermekti. Ama bu da gerçekleşmeyince bölgedeki dikta rejimlerinin ve uluslararası emperyalizmin öne çıkardığı Abdülfettah Sisi doğrudan askerî darbe gerçekleştirerek yönetime el koydu ve böylece Firavun rejimi yeniden geri döndü. 

Geri dönen zulüm rejimi iki buçuk yıldan beri halkı kendi sultasını kabule zorlamak için her türlü baskıya, zulüm uygulamalarına, toplu idamlara, yargısız infazlara, vahşi işkence uygulamalarına ve bu arada demokratik faaliyet süsü verdiği seçim oyunlarına, referandumlara başvuruyor. 

Fakat halk gerçekleştirdiği zaferden de vazgeçmiş ve cuntanın gayri meşru iktidarını tanımış değil. Ancak bölgesel gelişmeler Mısır’daki şartları da etkiliyor. Her şeye rağmen halkların özgürlük mücadelesi son bulmuş değildir.

yeniakit

Bu yazı toplam 463 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim