• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 3 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Erzurum -8 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 2 °C

Mesele nedir?!

Merve Kavakçı

Güvenlik karşısında hürriyet tartışması insanlığı uzun müddettir meşgul eden bir konudur. Özellikle ulus-devletlerin inşasından sonra gündemden düşmeyen konu, devlet aparatının kendisini üreten ulustan ayrıştırıp bir çeşit, nev’i şahsına münhasır bir varlık iddiasına bürünmesiyle devletin kendini koruması refleksini de beraberinde getirmiştir. Devletin halkına karşı kendini güvence altına alma arzusu, kendini öncelemesi bu köşede birçok vesile ile eleştirdiğimiz bir konu olmuştur. Zira Türkiye’nin devlet yapısı adı üstünde devletçi bir siyaset takip etmiş ve çok zaman kendini koruma adı altında vatandaşlarını ezmiştir. Hal böyleyken yine bu köşede farklı zamanlarda, son on iki senelik iktidarla beraber milletiyle barışık devlet anlayışına geçişin önemli aşamalarına işaret etmiş, bunların kutlanması gerektiğine dikkat çekmişimdir...

Geçen hafta trajik bir şekilde Hakk’ın rahmetine kavuşan merhum Savcı’nın katlinden sonra güvenlik-özgürlük ikilemli tartışmalar yine gündeme taşındı. Konuyu kısaca özetleyelim: Savcı beyin yanına avukat kimliğinin ardına saklanmış iki kişi giriyorlar. Üstlerinde değilse de kollarında cüppeleri asılı. İlginçtir, onlar savcı beyin odasına girmeden önce yanına giren bir kişi daha var, o da kadın bir avukat. Bu kadın avukat da zamanında hapiste bir başka kadınla aynı koğuşu paylaşmış, bu bilgi daha sonra ortaya çıkıyor. O ikinci kadın, yani savcının odasına giren kadınla aynı koğuşta yatan kadın, savcının katlinin ertesi günü İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yapılan saldırının faili aynı zamanda. Polise açtığı ateş sonucunda, üzerindeki bombalarla beraber ölüyor. Dönelim bir gün önceye: Kollarında avukat cüppesi olan iki kişi savcının odasına girip onu rehin alıyorlar. Sonra da hepimizin bildiği sekiz saatlik bekleyiş ve elem verici son geliyor. Avukat kimliğinde içeri giren katillerin güvenlik kamerasında tesbitinden sonra önce cumhurbaşkanı sonra hükümet düğmeye bastı ve avukatların üstlerinin aranması konusunda talimat verildi.

Bazı avukatlar da ortalığı ayağa kaldırdılar. “Sen misin üst arayacak” tonunda etrafa saldırıyorlar. Bunu anlamak mümkün değil. Teşekkür edip memnun olacaklarına olay çıkarmayı tercih ediyorlar. Ülkenin gündemini de meşgul ediyorlar. Bu seferki tartışma şimdiye kadar yaptığımız güvenlik-özgürlük diskurları çerçevesinde değerlendirilemez. Zira burada devletin kendini güvence altına alma diye bir meselesi yok, bilakis kendisine saldırılmasına rağmen halktan yana bir tavır almasıdır yaptığı. Eğer avukatlar, savcılar, hakimler, kim olursa olsun o binaya giren bütün insanlar aranıyor olsaydı, bugün merhum savcı da hâlâ aramızda olabilirdi.

Avukatların ne özelliği var, nasıl bir dokunulmazlık ardında saklanmayı düşünüyorlar, her insan kim olursa olsun aranabilir, nitekim aranıyor da. Bu avukatlar Amerika’ya gitseler, aranmadan mı gireceklerini zannediyorlar ülkeye… Ya ABD kongre binasına….veya bakanlıklara…veya ülkenin milli kütüphanesine…sonuncusunda yani Library of Congress’de değil üstünüzün aranmasına, üzerinizdeki cepli, uzun ceket, manto, pardösü gibi kıyafetlerin çıkartılmasına bile gocunmuyorsunuz da mesele Türkiye’deki insanların can ve mal güvenliği olunca mı rahatsız ediyor…

Bu kadar büyütülenin ne olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum.

yeniakit

Bu yazı toplam 480 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim