• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 6 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum -3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Rize 9 °C

Merkel’e onaylatılan idam hükümleri

Ahmet Varol

İslâm âlemi hayır ve bereket, dayanışma ve günâhlardan arınma ayı olan Ramazan’a yeniden girdi. Biz de bütün Müslümanların ve bu arada tüm okuyucularımızın Ramazan aylarını tebrik ediyor, Yüce Allah’tan bu mübarek ayı en güzel şekilde değerlendirmeye bizleri muvaffak etmesini diliyoruz. 

Ramazan Müslümanlarda ümmet bilincini güçlendirmek için önemli bir fırsattır. Çünkü bu mübarek ayda Müslümanlardan istenen vazifelerden biri de birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleridir. Bu aya özel olarak fıtır sadakasının (fitrenin) konması işte bu “ilgilenme” talebinin sembolik bir uygulamasıdır. Verenler açısından sembolik olsa da ihtiyaç sahiplerinde basite alınamayacak rahatlamaya vesile oluyor. Ama tabii Ramazan’da yardımlaşma ve dayanışmanın tek uygulaması da fitre değildir. 

Ramazan’da şeytanların bağlandığı hadislerde bildiriliyor olsa da beşer içinden onların vekilliğini yapanlar iyice azgınlaşıyor. Dolayısıyla onların yerlerini doldurmaktan geri kalmıyorlar. Irak’ta küresel emperyalizmle işbirliği içinde yine IŞİD numarasıyla yeni oyunlar çevrilirken, insanlar yurtlarından kovularak kirli planlar uygulamaya geçirilirken Mısır’daki gayri meşru cunta İslâmî hareketin ileri gelenleri hakkındaki idamlarda nihaî kararlarını açıklayarak Ramazan’ı karşıladı. Mısır cuntasının havayı bulandırmasından yararlanan Bangladeş diktasının sözde yüksek mahkemesi de Cemaati İslâmî’nin Genel Sekreteri Ali İhsan Mücahid hakkındaki idam kararını onadı. Irak ve Bangladeş’teki gelişmelerle ilgili tespitlerimizi inşallah ayrıca dile getireceğiz. Bugünkü yazımızda cunta vahşetinin göstermelik yargı mekanizmasının son kararları hakkındaki değerlendirmelerimizi dile getirmek istiyoruz. 

Daha önce de değişik vesilelerle dile getirdiğimiz üzere Mısır’daki cunta tamamen hukuk dışı yani gayri meşrudur. Dolayısıyla bu ülkede eğer ki gerçekten işleyen bir hukuk mekanizması olsaydı en önce cuntayı yargılaması ve silahın gücünü kullanarak halkın özgür iradesiyle seçilmiş yöneticilerin görevlerini yürütmelerine engel olmaktan mahkûm etmesi gerekirdi. Ama ortada hukuk değil silahın gücüyle bir ülkeyi tasallut altına almış çetelerin zulüm uygulamalarına hukuk kılıfı geçirmek için görevlendirilmiş haramilerin çevirdiği dümenler var. Bu haramilere “yargıç” cübbesi giydirilmesi verdikleri kararların gerçekte mahkeme ve yargı kararı olduğunu göstermez. Aslında böyle çetelerin ve haramilerin zulüm uygulamalarına “hukuk” kılıfı geçirmelerine en başta hukuku temsil konumunda olanların ve hukuka saygı gösterenlerin karşı çıkmaları gerekir. Çünkü o çeteler ve haramiler söz konusu idam kararlarını verirken gayri meşru yollarla saltanat altına aldıkları topraklarda en başta adaleti ve hukuku idam etmiş durumdadırlar. 

Cunta haramileri aslında kararlarını Haziran başlarında vereceklerdi. Ancak aynı günlerde liderlerinin Almanya’ya ziyareti olduğundan görünüşte o ülkeyi ve onunla aynı paraleldeki küresel güçleri zor durumda bırakmamak için 16 Haziran’a ertelendi. Gerçekte o güçler, kendilerinin savunduklarını söyledikleri prensiplere göre kesinlikle meşruiyet kazanmamış bir cuntanın liderini muhatap almakla en başta bu prensiplerini ayaklar altına almışlardı. Diğer yandan böyle bir ziyaretin gerçekleştirilmesinin ardından kesinleştirilen zulüm kararları perde arkasında küresel güçlerden de onay alındığına delalet eder. 

Zalim Firavun’un da zaten, kitap yüklü eşeklerin fetvasına değil küresel güçlerin izin ve ruhsatlarına ihtiyacı var. Gelişmeler ve hain Firavun’un yargıç cübbesi giydirilmiş haramilerinin nihaî kararlarını verirken bu derece rahat hareket edebilmeleri, Mursi’ye önce müebbet hapis sonra idam cezası verebilmeleri küresel emperyalizm canavarlarından tam yetkiyi ve ruhsatı aldıklarını, bu kararlardan dolayı başlarındaki cuntanın ciddi bir zorlukla karşı karşıya kalmayacağı bilgisinin kendilerine iletildiğini gösterir. 

Müftünün fetvasına başvurmaları ise zulüm kararlarına aynı zamanda şeriat boyası çekme amacı taşıyor. Allah’ın şeriatının esas amacı zulmü ortadan kaldırmaktır. Böyle bir hayat nizamına zulmü tasdik ettirme şerefsizliği, bunu yapanları bizzat zulmü uygulayanlardan daha aşağılık bir düzeye düşürür ve daha büyük bir sorumluluk altına sokar. 

yeniakit

Bu yazı toplam 346 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim