• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Konya 15 °C
  • Antalya 19 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Erzurum 7 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 18 °C

Malın Korunması ve Şehadet

Abdullah Dai

“Merhamet olunmuş vasat Ümmet”in kurduğu, “İslâm” adına altı yüz küsur yıllık ömre sahib“Osmanlı Devleti” yıkılıp, üç kıtalık toprakları işgal edilmesi üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçip gitti…

İslâm ve müslümanların düşmanı olan dış güçler, yerli hainler olan işbirlikçi uşakları vasıtasıyla İslâm topraklarını işgal edip müslümanları esaret altına aldılar… Yerli işbirlikçi uşakların işgal ettikleri İslâm topraklarında devlet başkanları ve hükümet yaparak, her bir kadroya böldükleri vatan parçasının bir kısmını ülke yaparak, yapay sınırlar ile bir birinden ayırdılar… İşgal edilmiş İslâm toprakları üzerinde oluşturdukları yapay sınırlı ülkelerde iktidar sahibi yaptıkları işbirlikçi uşaklarına kurdurdukları devletlerin her biri müslümanları ezmek ve sömürmek konusunda birer terör devleti hâline geldi…Varlık sebepleri ihanetleri, ömür sürmelerinin sebebleri ise terör ve katliâmlardır…

Altıyüz küsur sene üç kıtada iktidar ve dünya devleti olan Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve topraklarının parçalanıp işgal edilmesinden sonra mü’min müslümanların günleri kara, kalbleri yara, elleri dara düşmüş, esaret ve zillet içinde bir hayata mahkûm edilirler…

“Üzerimizdeİslâm Devlet Başkanı olan İmam’ı görmeden bir gün geçmesi câiz değildir. İmam, Devlet başkanı olan Halifedir.”1 inancına sahib olan Ümmet, yaniİslâm Milleti, 3 Mart 1924 tarihinden bu yana “Hilâfetin İlgası”yla başsız, imansız, Halifesiz kalmışlardır…

Topraklarıişgal edilip paramparça edilmiş, devletleri yıkılmış, yer altı ve yer üstü servetlerine el konulduğu gibi, alın teri olan kazançları da sömürülmeye başlanmıştır… Ülkeler hâline getirdikleri İslâm toraklarında iktidar olan tağutlar, İslâm’ın hükümlerini yani Allah’ın indirdiği hükümleri yasaklayıp, onların yerine ilâhlaştırdıkları hevâlarının hükümleriyle hükmetmeye devam edegeldiler…Allah’ın indirdiği hükümleri yasaklayarak, devre dışı bırakan terör devletleri, esaret altında tutukları müslümanlara yapmadıkları eziyet ve işkence kalmamıştır… Egemen oldukları beldelerde İslâm’ın değerlerini toplumsal hayattan uzaklaştıran, onların yerine hevâların gereği olan değersizlikleri yerleştiren tağutlar, iktidarlarına yardımcı olup destek veren, adları müslüman olan ve adlarından başka İslâm ile hiçbir ilişkileri kalmayan yeni nesiller yetiştirdiler… Adlarını İslâm’dan alan, fakat mahiyetleri değiştirilmişkurumları kendi terör ve sömürü devletlerinin hizmetine sundular… Gayr-ı İslâmî bir hayata mahkûm ettikleri vatandaşların adı müslüman, kurumlarını ünvânı İslâmî(!)

Yasaklayıp sınır dışı ettikleri fıtrat dini, hayat nizamı İslâm, kendi topraklarına geri dönmesin diye işgal kuvvetleri havada, karada ve denizde gece ve gündüz nöbet tutmaya devam ederken, esaret altında müslüman kitlelerde bir İslâmî uyanış,bir kıbırdayış sezip gördüğünde, tankları, topları, silahları, hava saldırıları, füzeleri ile saldırıya geçip korkunç katliâmlar gerçekleştirmektedirler… Bu vatanın gerçek sahibleri uyanmasın, şuurlanmasın ve gasb edilen miraslarına yeniden sahib çıkmasın diye ne kadar şeytanî tuzaklar var ise kurulmakta, ne kadar şeytanî oyunlar var ise oynanmaktadır… Zulüm üstüne zulüm, sömürü üstüne sömürü gündeme gelmekte, müslümanlar en zor duruma düşürülmekte, en ağır şartlarda ezilmektedirler…

Allah Teâlâ’nın kendisine vermiş olduğu nimetler ve imkânlar, terör ve işgalci egemenler tarafından gasp edilip sömürülmektedirler… İşgal güçlerinin yedikleri müslümanların emekleri, içtikleri ise onların alın terleridir…

Kendisinden başka hak ilâh olmayan yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Allah’ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) Kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara (süfehâya) vermeyin.”2

Ayet-i Kerimede geçen “süfehâ” kelimesi, sefîh kelimesinin çoğuludur, yani sefîhler demektir…

“Sefîh: Zevk ve eğlenceye düşkün, parasını-pulunu israf eden akılsız.”3 anlamındadır.

SeyyidŞerif Cürcânî (rh.a.):

“Sefeh: Ferah e gadab’dan insana ârız olan (işinde, zihninde ve davranışındaki) hafiflikten ibarettir ki, onu, aklın tavrı ve şeriatın mûcibi hilafına amel etmeye sevk eder.”4 demekte…

Rağıb el-İsfehânî (rh.a.) ise, “sefeh” kelimesi için:

“Bu kelime, akıl eksikliğinden dolayı kişinin hafifliği ve din-dünya işleri hususunda kullanılır.”5 beyanında bulunmaktadır…

ElmalılıM. Hamdi Yazır (rh.a.), meşhur tefsirinde bu kelimeyi açıklarken şu bilgileri vermektedir:

“Lûgat itibariyle “sefeh”, görüş ve gidişatta hafiflik ve yufkalıktır ki, akıl noksanlığından doğar. Yani, ucu budalalığa varan hafiflik, fikirsizlik ve temkinsizliktir ki, zıddı ağır başlılık, tam akıllılıktır. Dinen de akıl ve dinin gereği zıddına harekettir ki, karşıtıerginlik ve hatâsızlıktır. Dilimizde sefâhet (aşağılık)da bu mânada bilinmektedir. Özetle “sefeh” ve “sefâhet,” görüş ve fikirde zevk ve şehvetlere tabi olmak akıl ile değil, zevk ile hareket etmektir. Bu da, ya esasen budalalıktan veya aklın hükümsüz kalması itibariyle budala hâlinde olmaktan doğar.”6

Rabbimiz Allah, münafıkların özelliklerini beyan buyururken, onların “süfehâ” olduklarını açıklar:

“Ve (yine) onlara: ‘İnsanların iman ettiği gibi sizde iman edin’ denildiğinde:‘Düşük akıllıların (süfehânın) iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler. Bilin ki, gerçekten asıl kendileri düşük akıllılar (süfehâ)dır, amma bilmezler.”7

“Münâfık:İtikâd olarak küfrü içinde gizleyen ve iman ettiğini söyleyen (yani, içindenİslâm’ı inkâr edip, dışından iman etmiş görünen) kimsedir.”8 diye açıklar Seyyid Şerif Cürcânî…

İçte kâfir olan, fakat dıştan müslüman görünen “gerçekten asıl süfehâ” olursa, ya hem içte kâfir, hem dıştan kâfir olan ne olur?.. Bu hakikate göre kâfirler, müşrikler, tağutlar, gerçek süfehâdırlar…

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah buyuruyor:

“Mallarınızısüfehâya vermeyin!”

Gerek size aid olan ve tağutlar tarafından işgal edilen topraklarınızdaki yer altı ve yer üstü servetlerinizi, gerekse alın teri, el emeği olan kazancınızı, zalim egemenler olan tağutî işgal güçlerine vermeyin, onlardan koruyun ve mallarınızısömürtmeyin!.. Sizler, nasıl ki, dininiz, canınız ve ırzınız uğrunda savaşıyor, dövüşüyor, onları koruyorsanız, malınız uğrunda da, mallarınızı gasbetmeye ve çalıp çırpmaya çalışanlara karşı da böyle davranmanız lazımdır… Allah’ın sizlere lütfettiği bu nimetleri korurken, bu uğurda dövüşüp savaşırken öldürülecek olsanız, şehid olursunuz!..

Abdullah ibn Amr (r.a.) diyor ki:

- Ben, Rasulullah (s.a.s.)’den işittim şöyle buyurdu:

“Malı(nı koruma) uğrunda öldürülen kimse şehiddir.”9

İmam Müslim (rh.a.) bu konuda bir olayı nakleder:

Ömer b. Abdurrahman’ın âzâdlısı Sabit anlatıyor:

Abdullahİbn Amr ile Anbese ibn Ebi Süfyan arasında (olumsuz bir olay) olmuştu. Bundan dolayı savaşa hazırlanmışlar. Bunun üzerine Halid ibnu’l-Âs (bineğine) binip, Abdullah ibn Amr’a giderek O’na nasihatta bulundu.

Abdullah ibn Amr, O’na:

- Sen, Rasulullah (s.a.s.)’in: “Kim malı uğrunda öldürülürse, o kimse şehittir.” buyurduğunu bilmez misin? dedi.10

İmam Nevevî (rh.a.), “el-Minhâc” adlı“Sahih-i Müslim Şerhi”nde bu hadisin açıklamasında şunları söyler:

“Haksız yere mal almayı kasteden kişiyi öldürmek câizdir. Hadis genel olduğu için malın az ya da çok olması arasında fark yoktur. Bu da ilim adamlarının büyük çoğunluğunun görüşüdür. Malikî mezhebine mensub bazı kimseler ise elbise ve yemek gibi değeri az bir şey (gasb etmek) isterse öldürülmesi câiz değildir, demişlerdir. Ancak, bu görüşün bir kıymeti yoktur. Doğrusu çoğunluğun dediğidir.”11

“İbnu’l-Munzîr, (İmam) Şâfiî’nin şöyle dediğini nakleder:

“Kişinin malı veya canı alınmak ya da namusuna leke sürülmek istendiğinde saldıran kişiyle konuşmakla yardım çağırmak arasında serbesttir. Adamı engelleyebilir veya adam kendi vazgeçerse, onunla ölümüne dövüşemez. Engellemesi durumunda adamı öldürmekle sonuçlansa bile kendini savunabilir. Öldürülmesi durumunda diyet ve keffâret ödemesi gerekmez. Fakat onu kasden öldürme hakkı yoktur.”

İbn Battâl şöyle der:

- Buhârî,şunu açıklamak için bu konuya bu bölümde yer vermiştir:

Kişinin, canını ve malını savunma hakkı vardır. Bu savunması karşılığında da hiçbir sorumluluğu yoktur. Çünkü bu savunma sırasında öldürülürse şehid olur, öldürürse kıssas cezası ve diyet ödemesi gerekmez.”12

Malına saldırıp almak veya çalmak isteyen gasbedici hırsızlarla kavga etmeyi ya da savaşmayı emreden, buna izin veren Rasulullah (s.a.s.)’in bizzat kendisidir…

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)’e bir adam geldi ve:

- Ya Rasulallah, bir kimse gelip benim malımı almak isterse ne buyurursun? diye sordu.

Rasulullah:

“Ona malını verme!” buyurdu.

- Şayet benimle savaşacak olursa?

“Sende onunla savaş!”

­- Ya beni öldürürse?

“O hâlde sen şehid olursun.”

- Ya ben, onu öldürürsem?

-“O cehennemde olur!” buyurdular.13

Muvahhid mü’min bir ferd, Rabbi ve İlâhı Allah’ın helal yollarla kendisine nimet olarak verdiği alın teri kazancından elde ettiği helal malını korurken, hırsızı,çapulcuya ve gasbeden sömürücüye kaptırmamak için korurken, saldırganlarla çarpışırken ölebilir veya öldürebilir!.. Her şeye rağmen helal malınıkorumalıdır… Şahıs ile ümmet arasında bu konuda herhangi bir fark yoktur… Şahıs malına saldıranlara karşı tavır ne ise ümmetin malına saldıranlara karşı da tavır odur… Şahsın malı nasıl korunuyorsa, ümmetin vatanı, toprakları, serveti ve malının aynı korunması gerekir…

Süfyan es-Sevrî (rh.a.) anlatıyor:

Bir adam Rasulullah (s.a.s.)’e gelerek:

- Bir adam, bana gelip zorla malımı almak istiyor? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Ona, Allah’ı hatırlat!” buyurdu.

- Hatırlamak istemezse? diye sordu.

Rasulullah:

“Yakınınızdaki Müslümanlardan yardım iste!” buyurdu.

Adam:

- Etrafımda Müslümanlardan kimse yoksa? diye sordu.

Rasulullah:

“Devletten yardım iste!” buyurdu.

- Eğer devlet benden uzaksa?

Rasulullah:

“Malın uğrunda onurla dövüş. Ya ahiret şehidlerinden olursun ya da malınıkurtarırsın!” buyurdu.14

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)’e gelerek:

­- Ya Rasulullah, malıma saldırılırsa (ne yapmalıyım)? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah’ıhatırlat!” buyurdu.

Adam:

- Kabul etmezlerse? Dedi.

Rasulullah:

“Allah’ıhatırlat!” buyurdu.

Adam:

­- Kabul etmezlerse? dedi.

Rasulullah:

“Allah’ıhatırlat!” buyurdu.

Adam:

- Kabul etmezlerse? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“(Onlarla) dövüş. Öldürülürsen cennete gidersin, sen onları öldürürsen cehenneme giderler”buyurdu.15

Rasulullah (s.a.s.) böyle buyurdu!

“O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”16 diye buyuruyor Rabbimiz Allah!...

Hayat önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), hevâdan bir şey söylemez… Ne ki konuşuyor ve söylüyorsa, Allah, ona bildirmiş, vahyedip O’na hükmünü beyan buyurmuştur… Rasulullah (s.a.s.), soru sahibine verdiği cevap, Allah’ın kendisine beyanıyla ve Allah’ın hükmüne uygun olandır…

Mü’min müslümanlar, ferd olarak saldırıya uğrayan malını korurken ve bu uğurda saldırganlarla çarpışırken öldürülebilinir ve öldürebilir… Kendisi öldürüldüğünde şehid olacağını Rasulullah (s.a.s.) beyan buyurmuştur… Bu kavgada öldürdüğü kişinin cehenneme gideceğini beyan eden yine Rasulullah (s.a.s.)’dir…

Abdullah ibn Amr (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.):

“Malınıkorurken öldürülen kimse -zulme uğradığı için- cennetliktir.”17

Ebu Kılâbe anlatıyor:

Muaviye, bir valisine haber göndererek Abdullah ibn Amr’ın (Taif’te) olan düz bir arazisine el koymasını istedi. Abdullah ibn Amr bunu öğrenince, köleleri ve çocuklarıyla beraber silahlanıp:

- Rasulullah (s.a.s.)’in: “Malını savunurken mazlum olarak ölen kişi şehiddir.” buyurduğunu duydum, dedi.

Vali, Muaviye’ye mektup yazarak, Abdullah’ın savaşa hazırlandığını ve Rasulullah (s.a.s.)’in: “Malını savunurken ölen kişi şehiddir.” buyurduğunu duydum, dediğini söyleyince, Muaviye cevap yazarak:

- MalınıO’na bırak! dedi.18

Malın-mülkün korunması ve savunulması konusundan ferd ile ferdlerden oluşan ümmet aynıdır, aralarında hiçbir fark yoktur… Aziz İslâm Milleti’nin üç kıtadaki topraklarıişgal edilip, paramparça edilerek, her bir parçasında gayr-ı İslâmî tağutî bir devlet, bir düzen, bir hükümet kurdurulmuş, ümmete aid olan bütün servetlere, mallara ve mülklere el konulmuş, esaret altında bulunan müslümanların emekleri, ürettikleri sömürülmüştür… Bu egemen emperyalist tağutlara Allah hatırlatıldığında azgınlıkları daha da şiddetlenmektedir… Büyük şeytan Amerika ve yandaşları olan Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere… Birleşmiş Milletler’in en büyük ve temelini oluşturan bu maskeli beşler çetesi ile yandaşları, İslâm topraklarını kendi aralarında pay edip, paylarına düşen yerlere işbirlikçi olan uşaklarını iktidar ederek, o bölgeleri sömürmeye son hızla devam etmektedirler…

Bir tarafta yerli işbirlikçi uşakları, diğer tarafta ağababaları olan süperler, en vahşi bir yaratığa taş çıkartırcasına vahşileşmiş, mazlum ve mustaz’af müslümanların kanlarını emmekte, alın terlerini içmekte ve sömürmektedirler…

İslâm topraklarının gerçek sahipleri olan muvahhid müslümanlar, gasp edilip, işgal edilen topraklarını, sömürülen yer altı ve yer üstü servetlerini işgalci güçlerden geri alma mücadelesini başlatmalıdırlar!.. Bu mücadele ve mücahede,“Mallarınızı sefihlere vermeyin” diye buyuran Rabbimiz Allah’ın ve “Malınıkorurken öldürülen kişi şehiddir” buyuran önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in emridir…

Abdullahİbn Amr (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kimin haksız yere malına kasdedilir (elinden alınmak istenir) de vuruşur ve öldürülürse, bundan dolayı o kimse şehiddir.”19

Malın korunması, dinin ve canın korunması gibi kabul edilmiş, Allah yolunda cihad etmeye gayret eden muvahhid mücahidler de bu hakikati iyi düşünmeli, plan ve programlarını ona göre yapmalıdırlar!..

Said b. Zeyd (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“Malı uğrunda öldürülen şehiddir. Ailesi uğrunda öldürülen şehiddir. Canı uğrunda öldürülen şehiddir. Dini uğrunda öldürülen şehiddir.”20

Dipnot

 

<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->İmam Ebu’l-Mu’în en- Nesefî, İslâm İnançları ve Mezhebler Arasındaki GörüşFarklılıkları – Bahru’l-Kelâm Fî Akaidi Ehli’l-İslâm, çev. Cemil Akpınar, Konya, T.Y. Sh. 179.

<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Nisa, 4/5.

<!--[if !supportLists]-->3- <!--[endif]-->Ferit Develioğlu, Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ank. 2002, Sh. 929. 19. baskı.

<!--[if !supportLists]-->4- <!--[endif]-->SeyyidŞerif Cürcânî, Arabça – Türkçe terimler sözlüğü – Kitabu’t-Ta’rifât, çev. Arif Erkan, 1997, Sh. 122.

<!--[if !supportLists]-->5- <!--[endif]-->Rağıb el-İsfehânî, Müfredât, çev. Prof. Dr. Abdülbaki Güneş – Dr. Mehmet Yolcu, İst. 2010, Sh. 500.

<!--[if !supportLists]-->6- <!--[endif]-->ElmalılıM. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst. T.Y. C. 1, Sh. 209. (Yenda Yayınları)

Sadeleşmişnüsha, C. 1, Sh. 211 (Azim Yayınları).

<!--[if !supportLists]-->7- <!--[endif]-->Bakara, 2/13.

<!--[if !supportLists]-->8- <!--[endif]-->SeyyidŞerif Cürcânî, A.g.e. Sh. 226.

<!--[if !supportLists]-->9- <!--[endif]-->Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Mezâlim ve’l-Gasb, B. 33, Hds. 41.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 62, Hds. 226.

Sünen-iİbn Mace, Kitabu’l-Hudud, B. 21, Hds. 2580-2582.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Diyât, B. 21, Hds. 1439-1443.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet, B. 32, Hds. 4771-4772.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 22, Hds. 4069-4077.

Abdürrezzak es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2013, C. 10, Sh. 144-146, Hds. 18564-18571.

<!--[if !supportLists]-->10- <!--[endif]-->Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 62, Hds. 226.

<!--[if !supportLists]-->11- <!--[endif]-->İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi – el-Minhâc,çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, C. 2, Sh. 139.

<!--[if !supportLists]-->12- <!--[endif]-->İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî – Muhtasar, çev. Soner Duman, Vdğ. İst. 2007, C. 5, Sh. 386.

<!--[if !supportLists]-->13- <!--[endif]--> Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 62, Hds. 225.

<!--[if !supportLists]-->14- <!--[endif]--> Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 21, Hds. 4066.

Abdürrezzak es-San’ânî, A.g.e. C. 10, Sh. 147. Hds. 18572.

<!--[if !supportLists]-->15- <!--[endif]-->Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 21, Hds. 4067-4068.

<!--[if !supportLists]-->16- <!--[endif]-->Necm, 53/3-4.

<!--[if !supportLists]-->17- <!--[endif]-->Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 22, Hds. 4071-4072.

<!--[if !supportLists]-->18- <!--[endif]-->Abdürrezzak es-San’ânî, A.g.e. C. 10, Sh. 145. Hds. 18566.

<!--[if !supportLists]-->19- <!--[endif]-->Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Diyât, B. 21, Hds. 1441.

Sünen-iİbn Mace, Kitabu’l-Hudud, B. 21, Hds. 2582.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet, B. 32, Hds. 4771.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 22, Hds. 4073-4077.

Abdürrezzak es-San’ânî, A.g.e. C. 10, Sh. 144. Hds. 18562.

<!--[if !supportLists]-->20- <!--[endif]-->Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet, B. 28-29, Hds. 4772.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Diyât, B. 21, Hds. 1443.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 24, Hds. 4080.

vuslatdergisi

Bu yazı toplam 4020 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim