• BIST 109.166
  • Altın 153,787
  • Dolar 3,8247
  • Euro 4,5082
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 12 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Erzurum -10 °C
  • İzmir 9 °C
  • Rize 10 °C

Libor, kur, vesaire!..

Abdurrahman Dilipak

 

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Son 1 haftada halka açık şirketlerimizin değeri tam 20 milyar dolar düşmüş. Sadece Halk Bankası’nın değer kaybı 1 milyar 625 milyon dolar” dedi.

Olay gazete manşetlerinde bir 2 milyon lira hikayesinden söz ediliyor, bir de ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar.. Ona, buna, şura, bir 20 milyon dolar iddiası daha var.. Hepsini toplasan edeceği rakam belli.. Ama iki hafta içinde, sadeceHalkbank’ın değerindeki kayıp 20 Milyar dolar! Bunun piyasaya yansıması 100 milyar doların üzerinde.. Maksat belli, Türkiye’yi iktisaden boğmak, para girişini engellemek, çıkışını/kaçışını hızlandırmak, ve Türkiye’yi iktisaden boğarak kardeş ve yoksul ülkelere yardımı engellemek!

Türkiye’ye gelen paralar birilerinin of-Shore kasalarından çıkıyor. Onun için bu operasyona destek vermek üzere, sadece ABD’den bir lobi 25 Milyar doları, derin yapılara ve paralel örgütlere aktarabiliyor. Daha Arap ülkelerinden Avrupa’dan aktarılan hariç..

Bir bankacı dostumun anlattıklarına göre, LİBOR (London Interbank Offered Rate) Londra’daki Bankalararası Teklif Edilen (faiz) Oranı olarak çevrilebilir. Bankalar birbirlerine teklif ettikleri faiz oranlarını deklare ederler (kotasyon verirler) ve Londra saatiyle 11:30’da katılan bankaların ortalamasıyla her vadede bir “faiz sabitlemesi” yapılır. Katılımcı bankaların sayısı son yıllarda 16’ya çıkarıldı. Bu sabitleme(ler) 360 trilyon dolarlık para piyasası, kredi ve türev ürünleri için “temel” kabul ediliyor! Son günlerde ortaya çıkarılan skandala kadar bu sabitlemelerin (fixation) adil bir biçimde yapıldığı varsayılıyordu. Ancak durum hiç de öyle değilmiş. Kotasyon veren bankalar arasında farklı bir “trafik” yaşanıyormuş! Bankalar kendi pozisyonlarına göre, diğer bankaları arayarak verecekleri kotasyonları etkileyebiliyor, değiştirebiliyormuş. Diyelim ki bir bankanın bugün yüklü bir işlemi var ve ucuzdan borçlanmak istiyor. Diğer bankaları arayarak teklif oranlarını düşük tutmalarını “rica ediyor” ve böylelikle o günkü sabitlemenin düşük olmasını sağlıyor. Ertesi gün piyasa “normal” seviyesine döndüğünde de bu işten ekstra kazanç sağlıyor. Ya da tam tersi borç verecekse bu durumda da oranların yükselmesini “rica ediyor” karşılığında da bir “şampanya” vaad ediyormuş! Şampanya dedikse onun nasıl bir şey olduğunu Ertuğrul Özkök’e sormak gerek..

LİBOR yolsuzlukları bilinmeyen bir şey değil, ama birileri pişkinliğe vuruyor ve konunun üstü hep örtülüyor. 2007-2009 yıllarında 20’den fazla banka bu skandala karışmış. 10 para biriminin 1 gecelikten 1 yıla kadar değişen vadelerdeki faiz oranlarının sabitlenmesi sırasında bazı bankaların faiz belirleme sürecinde “danışıklı” hareket ettikleri ortaya çıktı.

Dünyadaki banka ve finans kuruluşları arasında dönen finansın 350-400 trilyon dolar arası olduğu hesaplanıyor. Amerika, İngiltere, İsviçre ve Avrupa Birliği gibi Devlet kuruluşları gerekli soruşturmaları yaparak bu yolsuzluğu yapan finans kurumları ile, genelde, anlaşarak büyük cezalar ödettiler. Sürekli borç kullanan veya fonlarını kullandıran binlerce Belediye, emekli sandığı, sigorta şirketi gibi kurumlar da tazminat alabilmek için ne yapacaklarını araştırıyor. Türkiyede uzun yıllardır yurt dışından borç alıp verdiği için bu konuyu incelemelidir.

Bu skandalın ilk kurbanı İngiliz Barclay’s Bank oldu. Amerikan ve İngiliz piyasa düzenleyici kurumlarına 453 milyon dolar ödemeyi kabul ettiler. CEO Bob Diamond istifa etti. Arkasından birçok dünya devi banka teker teker Amerikan, İngiliz, İsviçre, Avrupa Birliği’nin çeşitli kurumlarına milyarlarca Dolar tutarında (mahkemeye gitmeden, anlaşarak) ceza ödediler. 2012 başından bu yana bankaların çeşitli Amerikan ve İngiliz Devlet kurumlarına ödedikleri cezalar şöyle: Baclay’s Bank 453 m $, UBS Bank 1.500 m$, Deutsche Bank 950 m$, City Group 90 m$, RBS (Royal Bank of Scotland) 560 m$, J. P. Morgan 105 m$. Ayrıca, yukarıdakiler dahil 7 Finans kuruluşu daha birkaç gün evvel Avrupa Birliği Komisyonununca 1.7 milyar Euro yani 2.2 milyar Dolar daha ceza yedi.

Bir yandan 2 milyon dolarlık bir rüşvet iddiası ile, milli bir bankanın itibarı yerle bir edilip, ülkeye 100 milyar dolar zarar verilirken, öte yandan batıda olanlara bakın.. İsrail dışişleri bakanı bu işten çok mutlu.. Birileri kaş yapayım derken göz çıkarttı, dostları dilhun ederken İsrail’i sevindirdi.. Bu arada bu sabıkalı bankalar toplam 6 Milyar Dolar civarındaki cezaları öderken bunun iki misline yakın miktardaki cezadan da skandal soruşturması sırasında, Devlet Kuruluşları ile “iyi niyetle yardımlaştıkları” için, kurtulmuşlar. Ödedikleri ceza matrahtan/kardan düştüğü için yine bu işten zararlı çıkan kendi halkları, devletleri oluyor aslında..

Bir de döviz manüplasyonu davası var. New York’ta başlayan soruşturmanın aynı Libor Skandalı gibi doğru ve de çok büyük olduğu iddia ediliyor. Dünyada günde 3 Trilyon Dolarlık para değişimi yaptığı hesaplanıyor. Bu durumda gene sahtekarlığın boyutları çok büyük çıkacak. Bu konuda şimdilik haklarında soruşturma başlatılan bankalar şunlar: Credit Suisse, Goldman Sachs, JPMorgan, Royal Bank of Scotland, HSBC, Barclays, Citigroup, Deutsche Bank and UBS.

Ülkemizde son 17 ve 25 Aralık hadiselerinin bence, en büyük sebebi Türkiye’nin son yıllarda, hem ekonomik ve siyasi ağırlığının artması hem de dünya bankacılığında son yıllarda arkası arkasına ortaya çıkan yolsuzluklar sebebiyle özellikle İslam ülkelerinden gittikçe artan finansman ve yatırımın önünün kesilmek istenmesidir. Unutulmasınki İngiltere, İsviçre, Almanya ve tabii Amerika Finans merkezi olma avantajlarını kullanarak kazandıkları paralar ile ekonomilerini ayakta tutmaktadırlar. Londra Finans merkezi olmaktan çıkarsa ekonomik çöküşü kaçınılmaz. Eğer doğru çıkarsa Bağdat yönetimi ile K. Irak Kürt yönetimi K. Irak petrol boru hattından gelecek milyarlarca doları Halk Bankası yerine birABD bankasına yatırmak üzere anlaşmış gibi. İşte size 17 ve 25 Aralık operasyonunun arkasındaki asıl çete.

Bakalım hükümet bu konuda bir girişimde bulunacak mı? Türkiye’de serbest finans bölgesi ve milli bilgi bankası kurulabilecek mi, yoksa bundan sonra da bir savcı bir polis bir bankanın bilgisayarını klonlayıp gidebilecek mi bundan sonra da! Ya da basında bu konu ne kadar yankı bulacak.. Selam ve dua ile..

yeniakit

 

Bu yazı toplam 665 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim