• BIST 107.041
  • Altın 143,619
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Konya 27 °C
  • Antalya 28 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Erzurum 15 °C
  • İzmir 29 °C
  • Rize 25 °C

Leyla ve Mecnun

İbrahim Küçük
Kanayan yaramızın AİHM kararıyla bir kez daha deşildiği günlerde tarihin tanıkları olarak seyir halindeyiz. Başörtüsünü dert edindiğini ifade eden kitlelerden farklı yorumlar ve sesler yükseliyor. Kimi şuna kimi buna sitemler edip akıl göstermeye çalışıyor. İşin en kırıcı noktası; Leyla Şahin'e yüklenilerek 'niçin AİHM'e başvurdun' sorgusunun yapılmasıdır. Bu sorgunun "bizim ağabeylerden" gelmesi daha da kırıcı boyutlara ulaşıyor. "Hırsızın hiç mi kabahati yok" minvalinde düşünmenin unutulduğu kanaatindeyim.
 Leyla Şahin sanki etkin olan İslam Hukuku'na dayalı bir mahkemeyi görmezden gelerek AİHM'e başvurmuşçasına eleştirilere maruz kalırken, bu başvuruların yıllar önce yapıldığını unutuyoruz. Niçin bu günkü akıl vermeler o günlerde yoğunluk arz etmiyordu. Ya da başörtüsü problemlerinden dolayı üniversite kapılarında beklenirken niçin çözüm arayışlarına girilmedi?
 AİHM kararından çıkan olumsuzluğun faturası Leyla Şahin'e ait değildir. Bu fatura, başörtüsü problemini çözme yolunda kadınlarını ve kızlarını sokağa düşürme onursuzluğunu yaşayan tüm müslüman erkeklere aittir. İslam dininde, kadın başını örtmekle mükelleftir. Erkek de bu başörtüsünün kadının başında kalması için gerekli ameliyeleri işlemekle mükelleftir. Müslüman erkekler mükellefiyetlerini yerine getirmekten aciz kalıyorsa, karısının kızının başörtüsüne sahip çıkamıyorsa tek suçlu Leyla Şahin'i ilan etmek ya da AİHM'i tu kakalarla kınamak havada kalacaktır.
 Leyla Şahin sokağından çıkarak meselelere biraz daha geniş açıyla bakarsak aksaklığın nerelerden kaynaklandığını görmek kolaylaşacaktır. Resulullah(s.a.v) yirmi üç yıllık uygulamalarının Kur'an'dan sonra ikinci kaynağı oluşturduğunu biliyoruz. Bu dönem müslümanları olarak olaylara yaklaşmaktaki en büyük sıkıntımız Mekki olayları Medeni "safahatında" çizmeye kalkışmamızdır. Anadolu Selçuklular devletinde yaşıyormuşçasına hareket etmemiz, bizleri hep aldatıyor. Mekke'yi gözümüze kestiremediğimiz için, mekki zorluklar nefislerimize ağır geldiği için Medine'nin kurumsal onurundan nemalanmak nefislerimize tatlı geldiği için Mekke'yi görmezden geliyoruz. Oysa Mekke olmadan Medine nasıl olabilir? Bu minvalde biz ne kadar Mekki olursak o kadar mekki olayları çözebiliriz. İdeolojik şirk devleti olan Mekke devletinde Resulullah(s.a.v) nasıl bir metod uyguladığını tahkik etmeksizin Mekki problemlere medeni yaklaştığımız an Mekki dönem yaşayanlarını, Mekke şirk devletine malzeme yapmaktan başka bir şey yapamayız.
 Başörtüsü problemiyle birlikte bir çok probleminizi çözebilecek menzile varış noktasında Nebevî metodun dışındaki tüm uygulamalar bizleri çıkmaza sokmuştur ve sokacaktır. Ve biz ne kadar Nebevî olursak o kadar da Nebevî siyasetin yol gösterilerinden istifade edebiliriz. Nebevî bir yol takip etmeden Nebi(s.a.v)'in hicret ettiği Medine'ye asla varamayız. Resulullah(s.a.v)'ın Mekke'de izlediği metod ve kullandığı yardımcı unsurları iyice tahkik etmemiz haddimizi bilmemize yardımcı olacaktır. Önce haddimizi bilmemiz ve ne kadarlık nebeviliğimiz var onu tartmalıyız.
 İlk evvel hicreti göze alamayanlar için bir gerçek var ki o da: Medine, hicreti göze alamayanlar için ham bir hayaldir. Hicreti tarihsel bir olay zannedip, dinsel bir oluşum olduğunu kavrayamayanlar tatlı su hayali kuran deniz balıkları gibidir. Hicreti göze almak ise mal ve canlardan vazgeçebilmek demektir. Esaslı tebliğ ve pratik yaşantı olmadan Mekki oluşumları, sağlayamayacağımız gibi Darun Nedve'ye gönderdiğimiz Ebu Talib'den İslamî bir oluşum beklememiz de Medine'yi geciktirecektir. Olsa olsa Ebu Talibi olabilecek bir oluşumu Nebevî bir oluşum gibi göstermek ve görmek ya da Ebu Cehli bir oluşum görmek ve göstermek bizlerde hedef sapması meydana getirecektir. Ebu Talibi hareketin Mekke Şirk devletine başkanlık yapıyor olması bizleri Medenî rahatlığa götürüyor olması bizim cehaletimizi ve ahmaklığımızı ortaya koyacaktır.
 Yine Resulullah(s.a.v)'in Mekkî uygulamasında Ehli Kitap Habeşistan ve Necaşi olgularını görüyoruz. Medine'ye hicretten önce yaklaşık yüz kişilik bir sahabe topluluğunun Habeşistan hicreti var. Necaşinin de hıristiyan olmasına rağmen sosyal devlet adamlığı neticesinde müminlere sahip çıktığını görüyoruz. Mekke Şirk devletinde problemlerin halli ya da hafifletilmesi için Resulullah(s.a.v)'in kullandığı iki gayri müslim oluşum karşımıza çıkıyor. Ebu Talip ve Hıristiyan Habeşistan devleti. Düşmanlar düşmanlığını ilan etmese de mü'minlere elinden geldiğince yardım eden Ebu Talip. Hıristiyan olmasına rağmen müminleri müşrik Mekke devletine teslim etmeyen Necaşi.
 Bu güne indirgersek, Mekkî bir sistemle yönetilen devlette Ebu Talibi bir hükümet var. Dışarıda ise AB topluluğu adı altında çoğunluğu Hıristiyan olan bir devletler topluluğu. Buradan bakılınca Habeşistan vari bir görüntü veren bir AB vardı. Ve AB'nin tanıdığı AİHM mahkemeleri de insan hak ve özgürlükleri noktasında dünyaya adalet dağıtıyor(!) Her ne kadar da AİHM esaslı bir mahkeme olmasa da şu ana kadar verdiği kararlarda İncil kokulu hümanist felsefeye uygun hareket edici görüntü vermeye çalışıyordu. Leyla Şahin davasından önce de RP davasındaki hükmü de mahkemeye ideoloji bulaştığını gösteriyordu. Oysa ehli kitap da biliyor, örtü kendi dinlerinin de emridir. Burada akla gelebilecek sorular; Bizdeki Ebu Talip niçin bu işi çözemiyor? İkincisi; bizim Habeşistan neden yamuk yapıyor?
 Bu soruların cevabı az gerilerde kısmen verildi aslında. Biz ne kadar Nebevî olursak o kadar ilahi yardım gelecektir. "Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır". (Muhammed 7)

Resulullah(s.a.v) ve ashabı Allahu Teâlâ'nın dinine yardımcı olma noktasında çok ciddi oldukları için Onlara adam gibi bir Ebu Talip ve adam gibi bir Habeşistan devleti yardımcı tayin edilmiştir. Ama biz kendi içerimizde dahi başörtüsü ciddiyetini algılayamamışken nasıl bir çözüm yolu bulabileceğimizi umuyoruz. Başörtüsünün biz müminler için olmazsa olmaz bir konu olduğunun net tavrını ortaya koymamışken, Peruk ve teferruat hükümler gibi cıvıkça yaklaşımlar içerisindeyken tabii ki ciddiye alınmayacağız. Her üç beş yılda sözde Ebu Talip değiştirecek ve Ebu Talip'e de bu konuda çok ciddi olduğumuzu belirtmeden, Ebu Cehil'e de kelle gider başörtüsü gitmez mesajı vermeden bizim Leylalar daha çokça göz yaşı döker. Bizler de, Leylası burnunun dibinde olduğu halde kutuplarda Leyla arayan ahmak mecnun gibi döner dururuz.
 Bu arada şu diyalog çalışmalarının da bu konuda "meyvesini" göremedik. Yahudinin çocuğuna ağlamaktan gözlerimizin altında torbalar oluşmuşken, "Papa cenaplarına" tazim için kamburumuz çıkmışken AİHM'e, ehli kitap otoritelerinden niçin bir açıklama gelmediği de merak konusu!
 Tövbekar Hz Adem(a.s)'in şuurlu çocukları olarak "Biz kendimize zulmedenlerden olduk" demeyi aklımıza getirmiyorsak Ehli kitabın kitapsızlık yapması, Ebu Talib'in beceriksiz ve nakıs olması olağandır. Medeni Müezzin Bilal(r.a)'e hayran hayran bakarken Mekkî Bilal(r.a)'i görmezden gelerek hiçbir yere varamayız. Leyla'nın peşinden sadece Leyla gidiyorsa Mecnunların aşktan bahsetmeye yüzü yoktur. Ve bu utançla Mecnunluk asla bir arada durmaz.
"O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetipkorumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştiripbozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur". (Ra'd11)
 
 Not: Ebu Talip benzetmesi misyon ve tüzellik açısından olup, bireysel açıdan negatif ya da pozitif hüküm oluşturacak bir benzetme değildir

 

 

 

 

 

vuslat

Bu yazı toplam 2838 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim